Avrupa Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da
yapılan referandumlarda reddedilmesi hem AB ülkelerinde hem de diğer ülkelerde
'AB'nin krizi' olarak yorumlandı ve öyle yorumlanmaya devam ediyor. AB'nin
'krize' girmesinden belirgin bir haz alındığını yansıtan yorumların çoğunlukta
olduğunu da belirtmek gerekiyor.
Bu tür yorumların maddi temelleri olmadığını söylemek zor. Her şeyden
önce, anayasayı reddeden Fransa ve Hollanda AB'nin kurucu üyeleridir ve
Avrupa entegrasyonunun motorları arasında sayılır. Ret sonucunun Anayasaya
son vermesi veya en azından diğer ülkelerdeki ret eğilimlerini güçlendirmesi,
Avrupa Para Birliği'nin geleceği konusunda kuşku uyandırmasi ciddi olasılıklardır.
Son olarak, ret sonucunun ABD'nin tek taraflı dünya politikası karşısında
bölünmüş ve etkisiz durumda olan AB'yi daha da etkisiz hale getireceği
tahmin edilmektedir.
Şoven, ırkçı ve dinci yükseliş
Avrupa Anayasası'nın reddedilmesinin açığa vurduğu diğer bir olasılık
da, Avrupa kamuoyunun milliyetçi-şoven eğilimlerini oya çevirmek isteyen
ırkçı, dinci ve Hıristiyan-demokrat nitelikli partilerin güçlenmesidir.
Bu durumda 'AB krizi' daha da derinleşecektir çünkü AB projesiyle milliyetçilik
bağdaşmayan iki olgudur. Biraz daha ileri gidip şunu da iddia edebiliriz:
Fransa ve Hollanda'daki ret sonucu, zaten bir süredir varlığı bilinen
milliyetçiliğin daha çok cesaret toplamasına ve AB ülkeleri arasında politika
eşgüdümü yerine başına buyruk politikaların yeniden çekicilik kazanmasına
neden olabilir.
'Kriz'in Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili sonuçları: Avrupalı ulus-devletlerin
Avrupa Birliği bağlamında karşımıza çıkan krizinin kısa ve orta vadedeki
sonuçlarını hem kötümser hem de iyimser senaryolar çerçevesinde özetlemek
mümkündür.
Üç kötümser sonuç
Kötümser senaryo çerçevesinde şu üç sonuçtan söz etmek mümkündür.
Birincisi, Türkiye gibi aday ülkelerin işi zorlaşacaktır. AB'nin üye sayısını
Nice anlaşmasında belirlenen 27 üye ile sınırlı tutma ihtimali vardır.
Bu olasılık, küreselleşmeye kaptırdıkları devlet gücünü milliyetçi-şoven
eğilimleri istismar ederek kazanmaya çalışan Avrupalı politik elitin,
Türkiye gibi hayali tehlikeler icat etmesininin sonucudur. Bu durumda,
Türkiye'nin üyelik perspektifinin kapanmazsa bile sulandırılması veya
'imtiyazlı üyelik' seçeneğinin daha çok taraftar bulması mükündür.
İkinci sonuç, Türkiye'nin AB'yle bütünleşmeye bakışında 2002 öncesine
dönüş olasılığının artmasıdır. AB'den gelen olumsuz sinyaller karşısında,
hem hükümet hem de muhalefet Türkiye'nin AB'ye yaklaşımını geçmişte karakterize
eden kuşkucu tutuma daha çok eğilimli olacaktır. Bu durum, benim daha
önce ankor/kredibilite (dayanak/inandırıcılık) ikilemi olarak tanımladığım
dinamiğin yeniden güç kazanmasına yol açacak. Bu dinamik hem reform sürecini
yavaşlatacak hem de yapılan reformların ekonomik performans üzerindeki
olumlu etkisini azaltacaktır.
Üçüncü sonuç, yukarıdakilerle yakından ilgilidir: Avrupalı ulus-devletlerin
AB bağlamında ortaya çıkan krizi Türkiye'nin ABD'ye yönelmesine yeniden
hız kazandıracaktır. Bu durumda, Türkiye liberal piyasa ekonomisiyle otoriter
politik rejimin bileşiminden oluşan, yani daha da eşitsiz gelir dağılımıyla
karakterize edilen, bir bölge gücü olamaya çalışacak. Bu gücünü de ABD'nin
dünya politikasının çizdiği sınırlar dahilinde ve bu politikanın tercihleri
doğrultusunda kullanacaktır.
İyimser bir 'arzu'
İyimser senaryo çerçevesinde, sonuçtan çok bir arzudan söz etmek mümkün.
Gerçekleşme olasılığı çok az olmakla birlikte, bu arzuyu şu şekilde özetleyebilirim:
Türkiye'nin 'Avrupa'ya rağmen gerçek bir Avrupa birliğini savunması, küreselleşen
bir dünyada Westphalia modeline geri dönüşün çıkar yol olmadığını göstermesi,
bunun için AB gibi uluslar-üstü kurumların gerekliliğini Avrupa kamuoyuna
anlatması, Avrupalı politik elitlere kendi kamuoylarıyla ilişkilerinde
milliyetçiliğe oynamaması için yardım etmesi. Kısacası yeni bir 'Avrupa
rönesansı' yaşanması için itkinin artık merkezden değil çevreden geleceğini
göstermesi. Olasılığı düşük olan bu arzu aslında bir ütopyadır. Ama ütopyalarla
yaşamak hayal yoksunluğundan daha iyi bir seçenektir.
|