Ülkede Örtüşenler ve Örtüşmeyenler...
Türkiye'de uzun yıllardan beri şu manzara ile karşı karşıya bulunuyoruz;
- İşçi, işçi sendikası ile ''bütünleşemiyor'' ; çünkü sendikalarda genellikle,
''işçilerin çıkarı değil, yerleşik düzenin devamı savunuluyor'' ; üst
yönetimler ''elit oluşturup, kendi dar çevre çıkarlarını gözetmeye başlıyorlar''
.
İşçinin çıkarı ile ''yönetimin çıkarı'' çoğunlukla örtüşmüyor. Sendika
içi demokrasi işlemiyor.
- ''Siyasi parti üyesi ile partinin çıkarı'' örtüşmüyor. Çünkü parti demek,
3-5 kişiden oluşan ''üst yönetim'' demektir. Böyle olunca 3-5 kişinin
egemen olduğu anti- demokratik partileşme ile bu partilerden kurulu bir
demokratik düzen kurulamıyor.
- Okulun öğrencisi ile okul ya da üniversite örtüşemiyor. Orta ve yükseköğrenimde
bu karşıtlığa yol açan çeşitli nedenler var; özel okullarda parasal konuların
öne çıkması; patronların eğitimde diktatörlüğü; devlet okul ve üniversitelerinde
olanaksızlıklar yanında, ''önceliklerin, eğitim dışı öğelere verilmesi''
sebeplerin sadece bazıları.
Ancak ülkedeki iktisadi, siyasi ve sosyal bozukluklar ve çarpıklıklar,
kaçınılmaz olarak öğrenci-okul ilişkisine de yansıyor. Ancak, eğitimde
öğrenci-okul sorunlarından çok daha önemli olanı, ''okul-toplum ilişkilerindeki
çarpıklıklardır'' .
Yabancı dilde eğitim yapan okullar, ''mikro düzeyde, okul düzeyinde etkin
çalışmakla birlikte, ülke düzeyinde aynı etkinlik görülmemektedir. Bu
okullar (ve üniversiteler), dilini kullandıkları yabancı ülkelerin Türkiye'deki
temsilcileri konumuna getirilebilmektedirler.''
Burada okullar, mikro olarak yani okul düzeyinde verimli olmakla birlikte,
ülke düzeyinde Türkiye'den çok, dilini kullandıkları ülkeye hizmet eder
duruma gelmektedirler.
- Kent, ilçe, mahalle yönetimleri ile bireylerin (vatandaşların) çıkarları
da örtüşmemektedir. İstanbul'a 30-40 yıl öncesinde metro yapılmamışsa;
yılın her ayı bütün bölgeler devamlı kazılıyorsa, altyapı tamamlanamıyorsa,
''kamu yararı önceliği'' yönetimler tarafından işletilemiyorsa kamunun,
yani kamuyu oluşturan vatandaşın hakları sağlanamıyor demektir.
Vatandaş ile kent yönetimi arasında da çıkar örtüşmesi gerçekleşmiyor
demektir.
Bireyler ve toplum...
Bir toplumda, bir ülkede bireylerin ve kurumların çıkarları arasında örtüşme
sağlanamaması ''gelişmemiş olmanın'' hem göstergesi hem de sonucudur.
Hatta, ''sebebidir'' desek de yanlış olmayacaktır.
Yukarıda sendikalardan okullara kadar örneklerini verdiğim ''karşıtlıklar''
nereden doğmuştur? Bunu iyi değerlendirmek gerekir.
- İşçi sendikaları sistemli bir biçimde ''toplumsal ve siyasal işlevlerden
uzaklaştırılmışlardır'' . Dış güçler ile işbirliği yapan iç egemen güçler
1961 Anayasası'nı yavaş yavaş ortadan kaldırarak işçinin, çiftçinin, hatta
ulusal sanayicinin ve sanayinin toplumda, siyasal ağırlığını koyup büyümesini
''engellemişlerdir'' .
12 Martlar, 12 Eylüller ve Özalcı politikalar Türkiye'de toplumsal demokrasinin
gelişmesini engelleyen en önemli dönüm noktaları olmuşlardır.
- 6 Mart 1995'te Türkiye'yi ''benzeri görülmemiş belgelerle'' , tek taraflı
olarak Avrupa (ve Batı) mandası altına sokan anlaşmalar da aynı zihniyetin
ve güç odaklarının ürünüdür.
- Siyasi partileri, siyasi parti olmaktan çıkarıp ''patronlar, dış güçler
ve tarikatlar partisi'' durumuna sokan çevreler de aynı odaklardır. Siyasi
partiler, ''vatandaştan uzak, toplumdan uzak, toplumsal demokrasiden uzak''
, biçimsel demokrasinin unsurları haline gelmişlerdir.
- Mustafa Kemal Atatürk döneminde kaldırılan misyoner okulları, ölümünden
sonra tekrar Osmanlı dönemindeki misyonlarını elde etmişlerdir.
Bugün orta ve yükseköğrenimde eğitim düzenimiz, Türkiye'yi Avrupa ve ABD
mandası altına sokacak bir süreç içinde bulunmaktadır. Türkiye'nin ve
Türkiye Cumhuriyeti'nin okulları olmaktan hızla uzaklaşmaya başlamışlardır.
Örnekleri her alanda görebiliriz; tarımda, sağlıkta, borsada, bankacılıkta
ve diğerlerinde.
Mikro-makro örtüşmesi ve zıtlığı...
Türkiye gibi ülkelerde şahısların, kurumların ve şirketlerin çıkarları
ile toplumun (ülkenin) genel çıkarı bağdaşmamakta, örtüşmemektedir.
- İthalatçı kazanırken yerli sanayi çökmekte, işsizlik artmaktadır.
- Meclis'ten geçen kanunlarla çiftçinin eli kolu bağlanmakta, tarım ürünlerinde
ithalat artmaktadır.
- Eğitim düzenimiz kendi toplumumuza, ülkemize değil yabancı ülke çıkarlarına
hizmet verir duruma getirilmektedir.
- Çokuluslu dev şirketler, bizim çıkardığımız kanunlarla Türkiye içinde
''tekelci duruma'' gelmektedirler.
- Medyaya, Tekel idaresine, iç pazardan ulusal eğitime kadar dışa bağımlı;
diğer ülkelere hizmet eden bir düzen içine girilmektedir.
Türkiye çok hızlı bir biçimde dış çevrelerin denetimi altına sokulmaktadır.
Büyük çoğunluk, ancak sonuçları yaşamaya başlayınca işin ''vahametini''
, iş işten geçtikten sonra anlayabilmektedir.
Bir akademisyen, bir yazar ve düşünür olarak bütün bunları yazmak kadar
insanı üzen bir şey olamaz. Ancak bütün bu acı gerçeklerin halkın gözleri
önüne serilmesi gerekiyor.
Yarın başlarına nelerin geleceğini iş işten geçmeden görebilmeleri için...
|