İşler karışınca, arap saçına döndü denir.
Neden böyle denmiş, acaba?..
Araplar, saçlarına-başlarına bakmazlar, temizliğine aldırış etmezler miymiş?
Zannederim, geçmişte kadın-erkek, saçlarını sicim-sicim örerlermiş. Söz
oradan kalmış olmalı...
Şu bizimkilerin bilgeliğine bakın; karışık, birbirine girmiş, çözümü zorlaşmış
işleri, arap saçına benzetmişler, yakıştırıvermişler.
Ne kadar fazladır, bu tür sözler... Günlük yaşamımızda, aydınımız-cahilimiz
kullanır, ortak noktalarımızdandır, ata sözlerimiz...
Sadece sözcüklerde mi? Hayır, çizgilerde de görülür bu tür yakıştırmalar.
Bakarsınız, bir çizerimiz, ipleri karışmış bir yumak ve insan başlı bir
kedi yapıverir, işlerin karıştırıldığını anlatmak için...
Yazarız, çizeriz ve söyleriz de, ucu bize dokundu mu fazla, hatta hiç
anlayışla karşılamayız.
Hatta, bazılarımız çok ileri gidiverir, yapanlara “had” bildirmede. Yüklü
tazminat davaları açar, fırsatını bulunca, topluluk karşısında, kendine
göre cevabını verir. Olsun, atasözü halk katında hükümranlığını sürdürür,
yine. Çünkü, halkın malı, ortak değeri olmuştur. Atalar hükmünü vermiş,
ortak bir değer yaratmışlardır. Atalar boşuna mı demişler, “Ağır ol ki
bey desinler” diye.
Maksadımız ata sözleri anlatmak değil...
Hal ve gidişat hakkında bir kaç söz söylemek.
Ne yapalım, başka bir şey yapamıyoruz?
Bir kere “HEK”e ayrılmışız!..
Demek “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” bu durumlar için söylenmiş.
Olsun, varacağı yere kadar gideceğiz.
Gün ola, Harman ola...
Nasıl olsa, bir gün dikine durmayı da öğreneceğiz.
Nasıl olsa bir gün nedamet duyan biri çıkar ve Mustafa Kemal’in yaptığı
gibi Namık Kemal’e hem “yanıt” verir ve hem de “say-i millet” yolunda
azimkar olur.
Hal ve Gidiş, demiştik.
Gerçekten kaygı duymayan kim kaldı?..
Birkaç’ı dışında...
Bakmayın onlara da...
Dostluktan, stratejik ortaklıktan, müttefiklikten söz açanlara, kimileri
görüntüyü kurtarmaya çalışıyor; kimileri ezberlerindekini izliyor, ve
kimileri de “Mütareke Dönemi” heveslileri ve taklitçileridir.
Deniz tükendi ve gemileri, hepsinin, karaya oturdu...
Bundan sonra ne Annan Planı, ne Avrupa Birliği Ütopyası ne de Büyük Ortadoğu
Projesinin (BOP) kıymeti harbiyesi kalmıştır. Hepsi laga-lugadır...
Sadece şimdi değil, başından beri böyle idi. Kral çıplaktı. Biz söylüyorduk.
Ancak, kulak veren yoktu.
Çünkü işlerine gelmiyordu; transfer sözleşmeleri izin vermiyordu...
Ne demiştik!..
Gündönümü başladı, demiştik.
İşte “Gün” dönüyor...
Herşey onun bir işareti...
Çırpınışları bunu gördüklerinden...
Bugüne kadar kim ne yaptıysa, işleri arap saçına çevirmekten başka bir
şeye yaramadı.
İşte! Kıbrıs...
Çık, çıkabilirsen, işin içinden...
Kimileri Demokratik bir referandum olmalıdır dedi ve “Evetçileri” cesaretlendirdi.
Kimileri “Kazan, kazan” dönemini başlattık, her zaman bir “adım önde”
olacağız dedi “MAT”ı yarattı.
“Rum Dostluğu”na soyunanlar “Türk Düşmanı” kesildiler.
Şimdi de Amerikan “Turist Senatörler”e umut bağladılar.
Demokrasi, İnsan Hakları, Etnik kimlik, mozaiklik, azınlık ve Din-Diyalog
söylemcilerinden cesaret bulanlar, destek görenler vatan evlatlarına,
dağlarda yine kahpece pusu kurmaya başladılar...
Tenkisatçılar şimdi ne düşünüyorlar, acaba?
Doğu’da (Erciş gibi) birliklerin bir bölümünün lav edilmesi, terörün yeniden
tırmanma nedenlerinden biri değil mi acaba?..
Batının istemleri bizim gerçeklerimizle bağdaşmaz.
En ağır darbeler dost bildiklerimizden gelmektedir. Kafamıza geçirilen
torbayı “millet olarak” unutamayız. Kim bilir, halkımız gelecekte bir
atasözü de bunun için söyler.
Avrupa Birliği ile ilişkilerin “Teslimiyetçiliğe” dönüştürüldüğünü söyleye
söyleye dilimizde tüy bitmişti...
Kimileri, bütün olup-bitenlere rağmen, “onurlu ve başı dik giriş” söylemini
düstür yaptılar...
Adamlar, Türkiye’yi aşağılamayı sürdürdükçe, kendilerini AB yolunda Türkiye’nin
en ciddi engeli olduğunu tekrarladıkça, onlar da onur ve baş dikliği sütresinden
bir türlü kafalarını dışarı çıkaramadılar.
Birlikçiler, içte ve dışta, Mustafa Kemal’e bile dil uzatmış olmasına
rağmen onurlu üyelik sözünden vazgeçilmedi.
Erasmus programı çerçevesinde Yunanistan’da reva görülen muamele bile
değiştirmedi söylemi...
Siyasetçiler gibi, 17 Aralık’ta görüşme tarihi verilmesi bile “Başarı”
olarak ilan edildi.
Peki, şimdi, gelinen noktada, arap saçı ilmekleri kim tarafından ve nasıl
çözülecek?
Sormak, millet olarak hakkımız değil mi?..
Dokunulmazlık (siyasal-kurumsal-mesleksel-kimliksel-güçsel ve niteliksel)
sürgit mi olacak?
Efendiler! Gündöndü - şafak söktü.
Bir kere daha “Mustafa Kemal” kazandı.
Yine mi görmek, anlamak istemiyorsunuz?..
|