22 Haziran 2005

ARAP SAÇI...

Mahmut YILBAŞ
Gnl. Yayın Yönetmeni
 

İşler karışınca, arap saçına döndü denir.
Neden böyle denmiş, acaba?..
Araplar, saçlarına-başlarına bakmazlar, temizliğine aldırış etmezler miymiş? Zannederim, geçmişte kadın-erkek, saçlarını sicim-sicim örerlermiş. Söz oradan kalmış olmalı...
Şu bizimkilerin bilgeliğine bakın; karışık, birbirine girmiş, çözümü zorlaşmış işleri, arap saçına benzetmişler, yakıştırıvermişler.
Ne kadar fazladır, bu tür sözler... Günlük yaşamımızda, aydınımız-cahilimiz kullanır, ortak noktalarımızdandır, ata sözlerimiz...
Sadece sözcüklerde mi? Hayır, çizgilerde de görülür bu tür yakıştırmalar. Bakarsınız, bir çizerimiz, ipleri karışmış bir yumak ve insan başlı bir kedi yapıverir, işlerin karıştırıldığını anlatmak için...
Yazarız, çizeriz ve söyleriz de, ucu bize dokundu mu fazla, hatta hiç anlayışla karşılamayız.
Hatta, bazılarımız çok ileri gidiverir, yapanlara “had” bildirmede. Yüklü tazminat davaları açar, fırsatını bulunca, topluluk karşısında, kendine göre cevabını verir. Olsun, atasözü halk katında hükümranlığını sürdürür, yine. Çünkü, halkın malı, ortak değeri olmuştur. Atalar hükmünü vermiş, ortak bir değer yaratmışlardır. Atalar boşuna mı demişler, “Ağır ol ki bey desinler” diye.
Maksadımız ata sözleri anlatmak değil...
Hal ve gidişat hakkında bir kaç söz söylemek.
Ne yapalım, başka bir şey yapamıyoruz?
Bir kere “HEK”e ayrılmışız!..
Demek “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” bu durumlar için söylenmiş.
Olsun, varacağı yere kadar gideceğiz.
Gün ola, Harman ola...
Nasıl olsa, bir gün dikine durmayı da öğreneceğiz.
Nasıl olsa bir gün nedamet duyan biri çıkar ve Mustafa Kemal’in yaptığı gibi Namık Kemal’e hem “yanıt” verir ve hem de “say-i millet” yolunda azimkar olur.
Hal ve Gidiş, demiştik.
Gerçekten kaygı duymayan kim kaldı?..
Birkaç’ı dışında...
Bakmayın onlara da...
Dostluktan, stratejik ortaklıktan, müttefiklikten söz açanlara, kimileri görüntüyü kurtarmaya çalışıyor; kimileri ezberlerindekini izliyor, ve kimileri de “Mütareke Dönemi” heveslileri ve taklitçileridir.
Deniz tükendi ve gemileri, hepsinin, karaya oturdu...
Bundan sonra ne Annan Planı, ne Avrupa Birliği Ütopyası ne de Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) kıymeti harbiyesi kalmıştır. Hepsi laga-lugadır...
Sadece şimdi değil, başından beri böyle idi. Kral çıplaktı. Biz söylüyorduk. Ancak, kulak veren yoktu.
Çünkü işlerine gelmiyordu; transfer sözleşmeleri izin vermiyordu...
Ne demiştik!..
Gündönümü başladı, demiştik.
İşte “Gün” dönüyor...
Herşey onun bir işareti...
Çırpınışları bunu gördüklerinden...
Bugüne kadar kim ne yaptıysa, işleri arap saçına çevirmekten başka bir şeye yaramadı.
İşte! Kıbrıs...
Çık, çıkabilirsen, işin içinden...
Kimileri Demokratik bir referandum olmalıdır dedi ve “Evetçileri” cesaretlendirdi.
Kimileri “Kazan, kazan” dönemini başlattık, her zaman bir “adım önde” olacağız dedi “MAT”ı yarattı.
“Rum Dostluğu”na soyunanlar “Türk Düşmanı” kesildiler.
Şimdi de Amerikan “Turist Senatörler”e umut bağladılar.
Demokrasi, İnsan Hakları, Etnik kimlik, mozaiklik, azınlık ve Din-Diyalog söylemcilerinden cesaret bulanlar, destek görenler vatan evlatlarına, dağlarda yine kahpece pusu kurmaya başladılar...
Tenkisatçılar şimdi ne düşünüyorlar, acaba?
Doğu’da (Erciş gibi) birliklerin bir bölümünün lav edilmesi, terörün yeniden tırmanma nedenlerinden biri değil mi acaba?..
Batının istemleri bizim gerçeklerimizle bağdaşmaz.
En ağır darbeler dost bildiklerimizden gelmektedir. Kafamıza geçirilen torbayı “millet olarak” unutamayız. Kim bilir, halkımız gelecekte bir atasözü de bunun için söyler.
Avrupa Birliği ile ilişkilerin “Teslimiyetçiliğe” dönüştürüldüğünü söyleye söyleye dilimizde tüy bitmişti...
Kimileri, bütün olup-bitenlere rağmen, “onurlu ve başı dik giriş” söylemini düstür yaptılar...
Adamlar, Türkiye’yi aşağılamayı sürdürdükçe, kendilerini AB yolunda Türkiye’nin en ciddi engeli olduğunu tekrarladıkça, onlar da onur ve baş dikliği sütresinden bir türlü kafalarını dışarı çıkaramadılar.
Birlikçiler, içte ve dışta, Mustafa Kemal’e bile dil uzatmış olmasına rağmen onurlu üyelik sözünden vazgeçilmedi.
Erasmus programı çerçevesinde Yunanistan’da reva görülen muamele bile değiştirmedi söylemi...
Siyasetçiler gibi, 17 Aralık’ta görüşme tarihi verilmesi bile “Başarı” olarak ilan edildi.
Peki, şimdi, gelinen noktada, arap saçı ilmekleri kim tarafından ve nasıl çözülecek?
Sormak, millet olarak hakkımız değil mi?..
Dokunulmazlık (siyasal-kurumsal-mesleksel-kimliksel-güçsel ve niteliksel) sürgit mi olacak?
Efendiler! Gündöndü - şafak söktü.
Bir kere daha “Mustafa Kemal” kazandı.
Yine mi görmek, anlamak istemiyorsunuz?..