24 Haziran 2005 |
SİYASAL
BİRLİĞE VEDA |
Mahfi Eğilmez |
| Pazar günkü referandumda Fransızlar AB Anayasası'nı
yüzde 57 çoğunlukla reddettiler. Avrupa'daki ülkelerden, Almanya ve Fransa
dışında birisi hayır oyu kullansaydı olayın yansıması farklı olurdu. Ama
Fransa, Avrupa Ortak Pazarı ile başlayan ve son aşamada Avrupa Birleşik
Devletleri'ni oluşturmayı hedefleyen gelişmenin önderlerinden birisi olarak
siyasal birlik düşüncesini reddedince ortalık karıştı. Üstelik reddettikleri
anayasa Giscard d'Estain başkanlığında hazırlandığı için Fransız yaklaşımına
fazlasıyla yer veriyordu. Fransa'dan gelen ret kararının, AB'nin siyasal birliğe dönüşmesi hayalini tümüyle yok etmese de en azından oldukça geciktireceği çok açık. Bu gelişmeyi ABD, İngiltere, Rusya ve Çin tebessümle karşılıyor olsalar gerek. İngiltere ne kadar destekler görünse de AB düşüncesine sıcak değildi. Bırakın siyasal birliği onlar daha parasal birliği bile kabul etmiş değiller. AB bugün dağılsa avroya geçmiş ülkeler sıkıntıyla kıvranırken İngiltere kendi parasıyla yoluna devam edecek. ABD ve Rusya, AB'nin karşılarına birleşik bir güç olarak çıkacağı endişesinden uzaklaşırken Çin, AB'nin kendisine yönelik kısıtlamalarının en azından bir süre gevşeyeceğini umuyor olsa gerek. Bu gelişme avronun değerini etkileyecek. Önümüzdeki dönem için avro ilginç bir sürece girecek gibi görünüyor çünkü kamuoyu anketlerinden yansıyanlar benzer bir hayır oyunun 1 Haziran günü Hollanda'da yapılacak referandumdan da geleceğini gösteriyor. Avro analistleri asıl etkinin AB'ye yeni girmiş ve girme aşamasında olan ülkelerde görüleceğini, Avrupa'nın büyük ülkelerindeki etkilerin kısa süreli dalgalanmalar biçiminde olacağını ileri sürüyorlar. Bu tahmini yaparken geçmişte yaşanan benzer olaylardan yola çıkıyorlar. Özellikle Maastricht Antlaşması'nın 1992'de Danimarka ve Nice Antlaşması'nın 2001'de İrlanda'daki referandumlarla reddedilmiş olmasını benzer olay olarak alıyorlar. Bana sorarsanız bu o kadar basit bir şey değil. Her şeyden önce Maastricht Antlaşması veya Nice Antlaşması anayasanın reddi kadar önemli bir olay olmadığı gibi Danimarka veya İrlanda, AB açısından Fransa kadar önemli ülkeler değil. Fransa ve Almanya aynen Türkiye gibi AB'yi ekonomilerine çapa yapmışlardı. Aslında her ikisinde de ekonomik göstergeler pek çok sıkıntıyı yansıtıyor. 2005 yılında Almanya'nın yüzde 0.7, Fransa'nın ise yüzde 1.6 büyüyeceği, Almanya'da bütçe açığının yüzde 3.3'e çıkacağı, Fransa'da ise yüzde 3'ün üzerinde kalacağı tahmin ediliyor. Almanya'nın borç yükü yüzde 60'ın üzerinde. Mart ayında Brüksel'de yapılan zirve toplantısında bu iki ülkenin isteği üzerine Maastricht kriterlerinin uygulaması ve cezaya dönüşmesi kuralı sulandırıldı. Bana sorarsanız AB konusundaki en ciddi geri adımlardan ilki budur. Çünkü bu adım, ülkelerin mali bağımsızlıklarının ortak kural ve kurumlara terk edilmesine olan direnci yansıtıyor. Üstelik o mali disiplini en fazla savunan iki önder ülkenin girişimiyle oldu bu gelişme. Şimdi de ortak siyasal amaçtan sapma anlamına gelecek bir sonuçla karşı karşıya AB. Bu da ülkelerin siyasal bağımsızlığının terk edilmesi anlamına gelecek olan gelişmeye karşı direnci gösteriyor. Bu adım İngiltere'den gelse kimse bu kadar üzerinde durmayacaktı. Ama Fransa bu geleceğin hayalinden hareketle planlamasını yapmış ülkelerin en başında geliyor. Fransa ve Almanya, sıkıntı içinde olan ekonomileri açısından AB çapasını kaybettiler. Benzer bir durum Türkiye için de söz konusu. Çünkü Türkiye de ekonomisi için iki dış çapayı birlikte kullanıyor: AB ve IMF. Buna karşılık Türkiye'nin durumu o kadar da kötü değil. Çünkü elinde IMF çapası var. İşte öteden beri anlatmaya çalıştığımız IMF ile anlaşmaya varılması konusu burada önem kazanıyor. Şimdi Türkiye kaybettiği AB çapasına karşılık elindeki IMF çapasıyla yoluna devam edecek. AB'deki bu gelişme Türkiye'nin fazlaca aleyhine değil. Hatta tam tersine bile olabilir gelişmeler. Çünkü AB'nin artık Türkiye ile uğraşmaktan çok kendisiyle uğraşmaya başlaması gerekiyor. Fransa'dan gelen ret kararı bir olasılığı daha güçlü olarak bir kez daha gündeme getiriyor: Türkiye'nin önünde AB üyeliği için öylesine uzun bir süre var ki bu süre içindeki gelişmeler sonucunda üye olabileceğimiz, hatta müzakereye devam edebileceğimiz bir AB bulamayabiliriz. |