27 Haziran 2005 |
AVRUPA BİRLİĞİ'NDE STALİN DÖNEMİ BASKILAR |
YILMAZ DİKBAŞ |
| Avrupa Birliği’nin istatistik işleriyle
uğraşan bir kurumu var, adı EUROSTAT. Bizim, Devlet İstatistik Enstitüsü
(DİE) ile benzer konumda. Avrupa Komisyonu’na bağlı bir birim olarak çalışan
Eurostat, AB’ye üye tüm üye devletlerin siyasi, toplumsal ve ekonomik konularındaki
istatistikî bilgilerini topluyor. Ayrıca, kendisi de yaptığı araştırmalarla
sürekli bilgi toplayıp dosyalıyor. Yıllık bütçesi yaklaşık 150 milyon Avro
(Euro) olan Eurostat, bilgi bankasında biriktirdiği çok önemli bilgileri
özel sektöre satma yetkisine de sahip. Eylül 2003’de, AB Sayıştay Denetçileri Eurostat’ın hesaplarını denetlediler. Bir dizi sahtekârlık, yolsuzluk ve usulsüzlük yapılmış olduğunu ortaya çıkarıp üç ayrı rapor halinde Avrupa Komisyonu’na sundular. Avrupa Komisyonu, Denetçilerin ortaya çıkardığı sahtekârlık, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzerine gideceğine; raporları gizlemeye, sahtekârlıkları ve yolsuzlukları örtbas etmeye çalıştı. Ancak, Avrupa Parlamentosu’ndaki bazı parlamenterler bu olayın üzerine gittiler. Demokrasi, şeffaflık gibi sözcükleri dillerinden hiç eksik etmeyen Avrupa Komisyonu üyelerinin (yani bakan konumunda olanların) raporların içeriğini açıklamasını talep ettiler. Raporları görüp okumakta ısrarcı oldular. Onların, daha sonra medyaya da yansıyan bu girişimlerinin nasıl bir süreçten geçtiğini öğrenmek için, parlamenter Jeffrey Titford’u dinleyelim. Jeffrey Titford, Avrupa Parlamentosu’na İngiliz siyasi partisi UKIP’ten seçilerek katılan bir İngiliz parlamenter. Eurostat’ta ortaya çıkan ve Avrupa Komisyonu tarafından örtbas edilmeye çalışılan sahtekârlıların ve yolsuzlukların ortaya çıkış öyküsünü bakın nasıl anlatıyor: “Geçen hafta Strasbourg’da çok ilginç günler yaşadık. Yaşadıklarımız, artık alışmaya başladığımız Avrupa Parlamentosu’nun garip standartlarına göre bile olağanüstü sayılacak nitelikteydi. AB Denetçilerinin Eurostat’daki sahtekârlıkları ve yolsuzlukları ortaya çıkaran üç raporun Avrupa Komisyonu’nun elinde olduğunu biliyorduk. Aralarında benim de bulunduğum altı parlamenter, bu raporları görmek istiyorduk. Avrupa Komisyonu ise bu raporların gizli olduğunu söyleyip, yayımlamamakta direniyordu. Biz, altı parlamenter, Avrupa Komisyonu’nun bu tutumunu protesto eden bir eylem yaptık. Ağızlarımızı beyaz tıkaçlarla kapatıp, raporları görmeye gittik! Bu üç rapor, Eurostat’ta sahtekârlığın ve rüşvetin iğrenç boyutlarını sergiliyor, daha kaba bir söylemle, vergi mükelleflerinin cebinden yaklaşık 5 milyon Avro(Euro)’nun nasıl aşırılmış olduğunu açıklıyordu. Avrupa Parlamentosu ‘Bütçe Kontrol Komisyonu’ nun bir üyesi olarak bu raporları görüp okumak benim hem görevim hem de hakkımdı. Ama bakın, bu raporları görebilmek için ne tür bir muameleye katlandım. Önce, raporları gördükten sonra içeriklerini açıklamayacağıma dair bir ifadeyi, tüm protestolarıma rağmen, imzalamak zorunda bırakıldım! Raporları okumak üzere, Çarşamba akşamı saat 21,30’da özel bir odada hazır bulunmamız emredildi. Gittik. Önce üstlerimiz iyice arandı. Fotoğraf makinesi, cep telefonu ve hatta not defteri bile taşımadığımızdan emin oldular. Sonunda, bizleri korkutmaya çalıştıkları belli olan güvenlik elemanlarının sert bakışları altında raporları okumamıza izin veridi. Ortada, tıpkı Soğuk Savaş yıllarınkine benzer bir durum vardı. Eğer sağ olsaydı, Stalin o gece orada olanlardan eminim gurur duyardı! Şu duruma bir bakınız, bu raporlar yayımlanmayacak, dolayısıyla herkes bunları okuyup olup bitenleri öğrenemeyecek ve kendi yorumunu yapamayacak! Bu kabul edilemez davranış, Avrupa Birliği’ndeki hastalıkların bir göstergesidir. Şurasını unutmayınız ki, sizler ve ben, yani tüm vergi mükellefleri, yalnız yapılan araştırmalar için para harcamıyoruz, sahtekârlıklar ve rüşvet yoluyla çalınan paralar da bizim ceplerimizden çıkıyor! Bu iğrenç durumun tüm sorumluluğu, Avrupa Komisyonu’nun üzerindedir. AB ülkelerinde yaşayan herkes, paralarının kimler tarafından nasıl ve ne zaman zimmetlerine geçirilmiş olduğunu bilme hakkına sahiptir! En ağır sahtekârlık ve rüşvet suçlamalarıyla karşı karşıya olan Avrupa Komisyonu’nun Başkanı Romano Prodi, her zamanki gibi sadece özür diliyor, olanlardan haberi bulunmadığını söylüyor! Yeteneksizliğin bundan daha açık, bundan daha güçlü bir ifadesi olabilir mi? Her şey apaçık ortadadır, Avrupa Komisyonu, AB’nin parasal işlerinde kontrolü kaybetmiştir! Avrupa Komisyonu üyeleri, kendilerini çok önemli kişiler olarak görme sarhoşluğu içinde bulunduklarından, burunlarının dibinde gerçekleşen multi-milyon Avro’luk sahtekârlığı görememişlerdir! Böylece AB’nin gerçek yüzü bir kez daha ortaya çıktı. Şeffaflık, sahtekârlık ve rüşvete karşı sıfır-hoşgörü göstereceklerine dair yaptıkları böbürlenmeler, tam bir soytarılığa dönüştü! Gerçek şudur ki, Avrupa Komisyonu’nda gizlilik geleneği sürmekte ve bizler, 1999 yılında sahtekârlık ve yolsuzluklarla suçlanmış Avrupa Komisyonu üyelerinin toptan istifasıyla ortaya çıkan skandal günlerinden daha ileride değiliz. Raporları okuduktan sonra şunları söylüyorum: Daha da kötü günler göreceğiz! Peki, İngiltere’nin bu çok pahalıya mal olan pisliğin içinden çıkıp kurtulma zamanı artık gelmedi mi?” Yukarıdaki sözlerin, Avrupa Parlamentosu’ndaki bir parlamentere ait olduğunu bir kez daha hatırlatma gereğini duyuyorum. Avrupa Komisyonu’na bağlı Eurostat’da ortaya çıkan sahtekarlık ve yolsuzluklar hakkında, yine bir parlamenter, Chris Heaton-Harris ise şunları söylemekteydi: “Çok büyük çaplı bir örtbas olayı ile karşı karşıya olduğumuza inanıyorum. Avrupa Komisyonu, sahtekârlık ve yolsuzlukları araştırmak için hiçbir girişimde bulunmamış, bu iddialar gazetelere yansıyıncaya kadar ilgi bile göstermemiştir!” AB hesaplarının onaylanması Avrupa Parlamentosu’na geldiğinde, Mart 2003’de, Alman parlamenterler öfkeli konuşmalar yaparak Avrupa Komisyonu’nu, bir skandala ulaşan boyuttaki sahtekârlık ve yolsuzlukları gizlemekle suçladılar. Ağır eleştiri ve suçlamalar karşısında kalan Avrupa Komisyonu’nun ekonomiden sorumlu üyesi Pedro Solbes, ilk kez, kamu parasının birileri tarafından zimmete geçirilmiş olduğunu kabul etmek zorunda kaldı ve bu duruma uzun bir süre göz umulmuş olduğunu da itiraf etti! Yine aynı konuda, Avrupa Parlamentosu’nun Hollandalı parlamenteri Erik Meijer de şunları söyledi: “Bir kez daha, bazı AB yetkilileri vergi mükelleflerinin paralarını çalarken suçüstü yakalanmışlardır! Uzun vadeli çözüm, AB kurumlarının baştan aşağı yeniden yapılandırılmasıdır. Kısa vadede ise, Avrupa Parlamentosu bir soruşturma başlatmalı, sanık ve tanıkları ifade vermeye çağırmalıdır.” Avrupa Birliği içindeki sahtekârlık, rüşvet ve yolsuzlukları ortaya çıkarmaya çalışanların başına neler geldiğini gördünüz. Avrupa Parlamentosu’ndaki parlamenterlerin çok ağır ve çarpıcı eleştiri ve yargılarını da okudunuz. Şimdi bir de, Türkiye’de AB bayraktarlığı yapanların sözlerine bir göz atar mısınız? AB Uzmanı Prof. Dr. Eser Karakaş: “AB, bizim ciddiyetini anlayamadığımız kadar bir hukuk topluluğudur.” Prof. Dr. Güngör Uras: “Türk halkı hukukun ne olduğunu görecek... Hak-hukuk sorunu ortadan kalkacak. Vergi kaçakçılığı, kara-para sorun olmaktan çıkacak.” Dünya Vatandaşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mehmet Altan: “Üyelik bir yöntem olarak, bana refah, mutluluk ve özgürlük kazandıracak. Türkiye, vatandaşı için zenginlik ve özgürlük üreten bir yönetim biçimine kavuşmuş olacak.” Yorum yapmak sizden! |