29 Haziran 2005

HURUÇ

Hikmet BİLA
 
Seksen yıllık Cumhuriyet'in dış politikasında belli dönüm noktaları var. Kurtuluş Savaşı ve Lozan'ı saymayalım. Türkiye'yi kuran zaten onlar.
Hatay'ın alınması.
İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin tarafsızlık politikasını sürdürebilmesi.
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kurumlara üyelik.
Kore Savaşı ve NATO'ya giriş.
Kıbrıs'a çıkarma.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, PKK terörü perdesi altında ülkenin güneydoğusundan saldıran çokuluslu güce karşı taarruza geçmesi.
Bütün bunlar Türkiye tarihinin kırılma noktaları. Genellikle aradan zaman geçince önemi fark edilebilen olaylar. Bugün yine tarihsel bir dönemeçteyiz. Farkında mıyız acaba? Yoksa gün gelecek, fark ettiğimizde çok geç mi kalmış olacağız?
Her nedense akıl almaz kaba kuvvete dayalı bir durumla karşı karşıya Türkiye... Her nedense diyorum, çünkü mantıklı hiçbir açıklaması yok bu baskının. Türkiye'yi sıkıştıranların, ufalamaya çalışanların, bu sonuçtan çıkarı olmayacak çünkü. Kaba kuvvet ve çirkef. İşte özellikle Batılı 'dost ve müttefik' lerimizin Türkiye'ye uyguladıkları politikanın özeti.
Bir yanı Kıbrıs... AB'siyle, ABD'siyle tüm Batı'nın bu boğucu baskısı nedendir? Kopenhag kriterleri de dahil Batı'nın tüm değerlerini altüst ederek, eşi benzeri görülmemiş tek taraflı bir tavırla, ağza alınmayacak yalanlarla ve bunaltıcı tehditlerle Türkiye, Kıbrıs'tan vazgeçmeye zorlanıyor.
Bir yanı Güneydoğu... 1984'te başlatılan saldırı, 1999'a kadar süren silahlı mücadele ile püskürtüldükten sonra, şimdi yeni ve daha kapsamlı bir saldırı ile karşı karşıya Türkiye. Amerika, Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurduruyor. Türkiye'nin 'Savaş nedeni sayarım' demesine rağmen. Aynı saatlerde, Avrupa Birliği, Türkiye ile ilgili zirve bildirisine ''Güneydoğu'' koşulunu koyuyor. Güneydoğu neresi? Irak'ta Kürt devleti kuranların, 'Kuzey Kürdistan' diye niteleyip haritalar çizdikleri yer. Türkiye'nin Kuzey Irak'taki gelişmelere müdahale etme olanağı var mı? Yok. Amerika, oradaki Türk askerlerinin kafasına çuval geçirip gözdağı vermiş, Türkiye, bırakınız birliklerini alarma geçirmeyi, saldırıyı protesto bile edememiş. Üstelik, Amerika, 8.5 milyar dolarlık borç anlaşmasına, 'Türk askeri Kuzey Irak'a giremez' maddesini koyup Türk hükümetine kabul ettirmiş. Orada istediği gibi at oynatıyor. Kendini tehdit eden örgütleri bir bir ortadan kaldırırken, Türkiye'yi tehdit eden terör örgütleriyle flört ediyor.
Amerika Irak'ın kuzeyinde çalışıyor.
Avrupa Türkiye'nin güneydoğusunda.
İkisi birden Kıbrıs'ta.
AB üyeliği, küreselleşme, demokratikleşme, insan hakları edebiyatı, bu tarihsel-stratejik durumun gerçekliğini değiştirmiyor. Türkiye'yi bu kadar hırpalamak, Amerika'ya ve Avrupa'ya ne kazandıracak, bilemiyorum. Ben buna dangalaklık diyorum.
Ama tarihi biraz da dangalaklar yazıyor.
Bu tarihsel dönemde, bu kuşatılmışlık ortamında, Türkiye'nin çıkarlarını korumak için de, Türkiye'nin yüzünü çevirdiği Batı dünyasını uyandırmak için de esaslı bir ''huruç'' harekâtı gerekiyor.
Kim yapacak bunu?