04 Temmuz 2005

SALATALIK VAR!..

Mahmut YILBAŞ
 
Salatalık, yaz bostanıdır.
Daha doğrusu, eskiden öyleydi.
Şimdi, her mevsim avucumuzda…
Sera, gübre, hormon icat olunca her sebzeyi her mevsim yemek, artık mümkün…
Ama, eski tatları kalmadı…
Bir de, kullanılan kimyasallar kanserojen etkiler taşıyorlar.
Eskiden her sebzeyi mevsiminde yerdik.
Salatalığı da öyle.
Lezzetleri bir başkaydı.
En makbulleri, İstanbul için, Çengelköy salatalıkları idi…
Her bölgenin, her yörenin kendine göre lezzetli olanları da vardı.
Küçüklerine de kalem derler.
Sabahları, dalından koparılarak yemenin keyfine de doyum olmaz.
İrileri, kol gibi olanları da olur.
Çekirdeklidir; mevsim sonunda, kavun-karpuz kabuklarına karıştırılarak hayvanlara yem olarak da verilir…
Bu türlerine hıyar’da denir.
Hıyar sözcüğü halk edebiyatımıza da girmiştir.
Pazar yerlerinde, tablasındaki sebzeleri satarken bıçkın delikanlı:
- Abla hıyara bak hıyara; kütür kütür; bedava, tadına doyum olmaz, diyerek bağırır ve bıyık altından da gülmeyi ihmal etmez…
Taksi şoförü, aniden direksiyon kırarak sollayıp önüne geçen şoföre “hıyara bak, ayak altında ezilecek” der.
Halk arasında en çok kullanılan ise “kim (…) hıyar derse, bir avuç tuz alıp arkasına düşer” denir; öyle hesapsız-kitapsız, kim ne derse ona buna inananlara… belki biraz müstehcen ama, tam yerine oturan bir sözcüktür. Zaten her yerde şeffaflık aldı yürüdü… Kimler neler yazıyor… Telecilere nerdeyse taş çıkartacak kimi ekranlar ve boyalı basın…
Nereden çıktı, bu demeyin…
Hepimizin bir elinde bir avuç tuz, etrafta, peşinden koşulacak hıyar arıyoruz…
O kadar çok ki…
Dedik ya…
Artık, mevsimlik değil…
Her zaman boy boy, irili ufaklı bulabilirsiniz.
İsteğe ve meşrebe göre…
Her şey rayından çıktı…
Zaptedene aşk olsun…
Bu sıralar, benden söylemesi, kimseye güven kalmadı…
Kalemde baştan çıkmış…
Sahip çıkmazsan alıp başını gidecek…
Ondan sonra, topla toplayabilirsen…
Dizginlerini çekince de küsüyor; yerinden kıpırdamıyor. Bu nasıl iş, şaşırmamak elde değil…
Başını doğrultup, tekrar yerine koyuncaya kadar ir hayli uğraştırıyor…
Ne diyecektik, neler yazıverdik; şu işe bakın…
Maksadımız AB ile ilgili bir iki söz etmekti, hangi kıyılara sürüklendik…
Ama, iyi de oldu.
AB için, adam zannedip, çok onun bunun peşinde koştuk; çıka çıka hepsi hıyar çıktı; hem de sera türünden. Hepsi dışardan gübrelenmiş, ilaçlanmış ve hormonlanmış. Nerede o Çengelköy salatalıkları; bunlar düpedüz hıyar, kardeşim.
Bunlardan artık ne köy olur, ne kasaba… hepsinin mevsimi geçmiş tohuma kaçmışlar.
Sarayburnu’ndan denize dökülmeleri yerinde olur ama, yazık, sonra Marmara kirlenir.
Turşuları mı kurulsun?
Yok canım!..
Hayvan yemi dahi olamayacak, tohuma karışmışlardan turşu yapıldığı nerede görülmüş ki!..
Diyeceksinizi ki, yerlerine yenileri gelmeyecek mi?..
Piyasaları varken; gübreli, hormonlu sevenler oldukça, pazarlarda satışa sunulmaları son bulmaz.
Nasreddin Hoca’nın, “Hanım sen de haklısın” dediği gibi…
Ne söylenebilir ki…
Bizim gibi avucunda tuzu eksik olmayan ve onun bunun peşinde koşanların sayısı kabarık oldukça….
Tezgahlarda hem hıyar, estağfurullah, salatalık ve hem de pazarcıları, hiç eksik olmaz!..