20 Temmuz 2005

BEKLENMEYENİ BEKLEMEK...

Murat YETKİN
 

General, asabiyetini saklamaya gerek duymadan konuşuyordu: "Avrupa Birliği hülyası ile yasalar çıkarttık. Güzel. Ama şimdi bu yasalar elimizi kolumuzu bağlamaya başladı. Van'daki gösteriye bir bakın. (21 Haziran'da iki yasadışı PKK militanının cenaze töreninde çıkan olayları kastediyor.) Adam, benim askerimle çatışmaya girip öldürülmüş teröristin resmini 'şehit' diye yakasına asmış. Posterini bastırmış, 'şehit' diye elinde taşıyor, 'şehitler ölmez' diye slogan atıyor. O sırada Türkiye'nin başka şehirlerinde de çatışmada şehit olmuş askerlerin cenazeleri kalkıyor, orada da bizimkiler 'şehitler ölmez' diye slogan atıyorlar. Bu kimlik parçalanması değil mi?"
Bunun AB üyeliği hedefiyle genişleyen demokrasi ile ne ilgisi olduğunu sorabilirsiniz. Ama siyasette, önemli olan yaşanan gerçeklik değil, algılanan gerçeklik. Yaşanan, demek ki askerin üst kademelerinde bile böyle algılanıyor. Dolayısıyla, PKK saldırılarıyla artan kışkırtmaların, Türkiye'deki reform sürecinin sürdürülebilirliği, hatta geri dönülmezliği üzerinde soru işaretlerinin belirmeye başladığını gösteriyor.
Aynı şekilde, generalin ismini vermeksizin söylediklerinin komuta heyetinin, askerin görüşünü ne kadar temsil ettiği de sorulabilir. Ancak, ABD Savunma Bakanlığı'nın üç numarası olmak üzere Washington'a dönen eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman'ın gitmeden önce Milliyet'ten Sedat Ergin'e verdiği demeç, ordu bünyesinde belki dışarıdan bakıldığında fark edilmeyecek bazı küçük ama önemli değişimlere yol açtı. Edelman, başka bir içerikte olsa da, "3-4 yıldızlı generaller düzeyinde ilişkilerimiz iyileşti, ama alt kademeler arasında sorun devam ediyor" demişti. Bu sözlerin algılanışı, Türk ve ABD ordularındaki or ve korgeneraller düzeyinde geçmişte yaşanan sorunların üzerine sünger çekildiği şeklinde olmuştu. Acaba Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ve komuta kademesi ile alt kademeler arasında görüş ayrılığı bulunuyor, bu ayrılık derinleşiyor muydu?
Sözü çok uzatmadan söylemek lazım: Görüş ayrılığı olmasa da, bir üslup ayrılığı söz konusu olmuş olsa da, Edelman demecinden sonra alt ve üst kademelerin uzun zamandır olmadığı kadar aynı frekansa girdiği söylenebilir. Bir yandan Edelman'ın demecinin siyasette yol açtığı algılama, diğer yandan yasadışı PKK'nın giderek daha çok cana mal olan, ülke çapında asabiyetin artmasına yol açan eylemleri, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde ayrı bir kenetlenmeye vesile olmuş görünüyor. Bu kenetlenmenin daha kesin tutum alma yönünde olduğunu söylemeye gerek yok belki.
Özellikle 1 Temmuz 2005'te Genelkurmay Karargâhı'nda aldığı brifing sonrasında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın demeçlerindeki sertleşme bunun kanıtı.
Askerin o günden bu yana süren ve artan saldırılara karşın sessizliğini koruması, iki durumdan birine, belki de ikisine birden işaret edebilir: Asker, bizim konuşmamamızı istiyorsanız siz konuşun tutumuna bürünmüş olabilir. İkincisi, gerçekten ses getirecek bir harekât hazırlığı vardır ve demeç yağmuru ile perdeleme söz konusudur.
Askerlerin sessizliği bozmaya hazırlandığına dair işaretler var. Harekât konusunda ise ABD'den gelen ve moral bozan demeçler sorunu var. Ancak ABD'nin görevini yardımcısı Peter Pace'e devretmeye hazırlanan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Richard Myers'in "Türkiye Irak'ta operasyon yapacaksa, bunu Irak hükümetiyle konuşmalı" demecini başka türlü okumanın da mümkün olduğu düşünülmeli.
Dün Kuşadası'nda bir dolmuşta meydana gelen, 5 kişiyi öldürüp 13'ünü yaralayan patlamayı PKK'nın yaptığı (yazı yazıldığında) kesinleşmemişti. Ancak, bu tür saldırıların halkın yoğun yaşadığı merkezlere kaydırılıp, en fazla dehşete yol açmayı amaçladığını gösteriyor. Dün Milliyet'te Hasan Cemal'in yazdığı gibi, bir zamanlar kendi üyesi olan (eski HADEP yöneticisi Hikmet Fidan gibi) kişileri de katletmeye başlaması, PKK'nın bütün kozlarını oynamaya hazırlandığı anlamına mı geliyor? Bütün kozlar Türkiye açısından stratejik önemi fazla olan 3 Ekim'de AB ile üyelik müzakerelerini başlatmayı 'Türkiye'de çatışma ortamı var' havasını yayarak zorlaştırmak amacıyla mı oynanıyor? Yurtiçinde ve yurtdışında Türkiye'nin AB'nin bir parçası olmasını istemeyenlerle PKK'nın aynı değirmene su taşıdığına tanık olduğumuz bir süreçten geçiyoruz. Tam beklenmeyeni beklememiz gereken bir süreç.