Boksda, ters ve sert yumruk alıp yere
düşmeye, bilindiği gibi, knock-down denir.
Knock-down olan boksör, artık dövüşemez.
Rakibinden ters ve sert yumruk yemiştir.
Yere düşmüştür.
Ürkmüştür; gözü korkmuş, yılgınlaşmıştır.Rakibinden her an bir yumruk
daha alma endişesi ve korkusu içerisindedir.
Rakibi, ona göre, sert birisidir.
Güçlüdür,yumruğu yere indiricidir.
Artık, kaçak dövüşür.
Bütün amacı, rakibinden yeniden düşürücü bir yumruk almamaktır.
Ve, maçı lehine çevirmek gibi bir hedefi kalmamıştır,niyeti de yoktur.
Zamana oynamaktır.
Maçın, bir an önce bitmesini beklemektedir.
Tıpkı,iktidarın ABD karşısında davrandığı gibi.
ABD’nin, Süleymaniye’de, Türk Askerlerinin başına çuval geçirmesini içerde
ve dışarıda bazı kesimler, Türkiye’nin knock-down olması olarak görüyor
ve her fırsatta göstermeye çalışıyorlar.
Asla! Ne Türk askeri ve ne de Türk Milleti bunu kabul etmez ve edemez
de! Çünkü, ABD çuval olayında kurallara uymamış, faullü davranmış, müttefiklik
ilişkisini kullanarak kalleşçe hareket etmiştir..
Bu, bir daha asla olmayacaktır! Böyle bir olaya, bir daha, müsade gösterilmeyecektir.
Yeltenmeye kalkanların bu defa canı yanacak, bedeli çok ağır ödetilecektir.
Türk Milleti’nin inancı ve kararı budur. İçte ve dışta, bunun farkında
olmayan var ise, onlar da bedel ödeyenler arasında olacaktır.
Doğrudur... Süleymaniye Türkiye için dönüm noktasıdır!
Bundan sonra; özgüvenini yitirdiği, kaybettiği,
Bunun için kaçak dövüştüğü,
Kendine yönelik saldırılara karşılık veremediği,
Arada sırada, seyircinin (milletin) gözünü boyamak için mücadele eder
gibi görünmeye çalıştığı,
görüşleri yanlıştır, yakıştırmadır, uydurmadır.
Tam tersine!
Bu olay Türk Milleti’nin gözünü açmış, dost ve müttefikliğin ne olduğunu,ne
anlama geldiğini göstermiştir.
Millete dost olarak gösterilenlerin birer hain, kalleş olduğu, menfaati
için anasını bile pazarda satacağı görülmüştür.
Millet artık dostluk, müttefiklik numaralarını yemiyor, yutturulamıyor
da.
Homurtular başladı...
Millet, kırılan gururunun onarılmasını bekliyor...
Tabii, ABD de işin farkında; yaptığının ne anlama geldiğini çok iyi biliyor.
Ancak, vefasızlık, kalleşlik kanlarına işlemiş; eline geçirmişken hesabını
sayı ile değil “knock-out”la bitirmek istiyor.
Çünkü tarihsel hesap peşinde olanlar, öldürücü darbeyi vurdurmak için
düzen üzerine düzen kuruyorlar.
Bu sefer, arzularının (Sevre) bir daha rafa kaldırılmasının gizli planlarını,
adım adım uyguluyorlar.
Ancak, böyle bir şeye millet asla izin vermeyecektir.
“Ya istiklal, ya ölüm” sadece ecdadın değil; bugün de, milletin parolasıdır.
Artık, herkes kendine gelmelidir.
Müttefik dediklerimiz dost değil!
Hain mi hain; hem de en sinsi cinsinden!
İçinde bulunduğumuz bir “maç” ortamı da değil!
Bir “var veya yok olma” mücadelisidir.
Bu mücadelede her şey olabilir.
Gerekirse ölünür de!
Sanki, şimdi de şehit verilmiyor mu?
Daha yeni, iki genç “subayımız” vatan için, seve seve şehit olmadılar
mı?
Bu bir onur mücadelesidir, namus mücadelesidir.
Bu mücadelede çekingenliğe, korkuya yer yoktur.
Herkes, oyunu bu kurala göre oynamalıdır.
Asker de, sivil de!
Siyasetçi de, atanmışlar da!
Vakit artık, “Mustafa Kemal” gibi davranma vaktidir.
İlk defa, ABD Genelkurmay Başkanı Richard Myers’a cevap vermekle işe başlanmalıdır.
ABD Genelkurmay Başkanı’nın Türk eşiti kimdir?
Tabiki, Genelkurmay Başkanı’mızdır.
Sayın Genelkurmay Başkanımız, Myers’ı yanıtsız bırakmamalıdır.
Arkadaşımdır, dostumdur dediği bu zata, odalarında bulunan telefonla (var
olduğu söylenir), ahizeyi kaldırıp;
“-Olmaz arkadaş; bu defa yanlış yaptın. Benim muhatabım sensin. Biz, ABD
Genelkurmay Başkanı’nın sözüne güvenileceğini bilirdik. Sen, binlerce
mil öteden, terörle mücadele edeceğim diye Irak’a geleceksin; ben, ülkemde
terör yapan, masum vatandaşlarımı öldüren, askerlerimi şehit eden, bölücü
çeteyi içinde barındıran, onu örtülü ve hatta zaman zaman açık olarak
destek verenleri topraklarında, iki adım ötemde bulunan “kandil dağı”na
gidemeyecek miyim?
Bu benim Uluslararası Hukuk’tan doğan “Meşru Hakkım”dır.
-Sayın Meslektaşım, çapulcudan devlet kurulduğu görülmemiştir. Desteğimle
kuruldu diyorsan, bu ancak bir “çapulcu devlet” olur. Destek verdiklerine,
sen söz geçiremiyorsan, ben geçirtmesini bilirim.”
demelidir.
ABD Genelkurmay Başkanı, devletinin askerinin çıkarlarını koruyor olabilir;
bizim Genelkurmay Başkanımız yapamaz mı?
Alasını yapar!
Hatta belki, yapmıştır da.
Dahasını da yapılmalıdır.
Çünkü, arkasında seferberliğe hazır tüm bir Türk Milleti,
ve emrinde, hepsi şehit olmak için yemin etmiş ve vuruşmayı bekleyen büyük
Türk Silahlı Kuvvetleri bulunduğunu bilmektedir.
Ayrıca, milletinin en seçkin evlatlarının kalleş pusularda, hain tuzaklarda
hayatlarını kaybetmesine tahammülünün kalmadığına inanıyoruz.
Bütün kulaklar;
Bir daha asla sözünü duymak için;
sabırsızlanmaktadırlar.
|