İddialardan birisi de “Vahdettin’in İstanbul’dan
ayrılırken devlet hazinesini götürmeme büyüklüğünü gösterdiği” şeklindedir.
Osmanlı Devleti’nde iç ve dış olmak üzere iki tür hazine vardı. Sultanın
özel gelirleri Hazine-i Enderun denilen iç hazinede saklanırdı. Bu hazineye
alınan çeşitli gelirler ve değerli eşyaların hazineden çıkışı, padişahın
emri ile ve bilgisi altında yapılırdı. İç hazinenin ceyb-i hümayun denilen
kısmı ise padişahın gündelik masraflarını karşılamak amacıyla kurulmuştu.
Gelirleri arasında Mısır İrsaliyesi, Darphane faizleri, hediyeler, müsadereler
vb. bulunan hazineden padişaha her ay belirli bir miktar teslim edilirdi.
Tanzimat’a yakın yıllarda, padişah ve hanedan mensuplarına ait gelir kaynaklarının
büyük bir bölümünü denetiminde tutan Darphane’nin,bu kaynakları merkezi
hazine ya da hazineler safına çektiği görülmektedir. Padişah’ın mali yetkilerinin
kısıtlanması anlamına gelen bu uygulama, Tanzimat’ın ilanından sonra 1840
Mart’ında yapılan bir düzenleme ile bazı çiftliklerin dışında(5 adet)
padişahın her türlü emlak, aylık maaş ödenmesini öngörüyordu ki: Bu, padişahların
devletten ayrı düşünüp kendileri için özel olarak ayıra geldikleri gelir
kaynaklarının devletin emrine verilerek yetkinin sınırlandırılması anlamına
geliyordu.
Vahdettin, Tanzimat’tan önce yaşamış olsaydı padişahın bir makbuz ile
hazineyi yanında götürebileceği iddiasına hak verilebilirdi. Ancak Tanzimat’tan
sonra padişahların maliye hazinesinden maaşa bağlanması gerçeği göz önüne
alındığında Vahdettin’in elini kolunu sallaya sallaya hazineyi götürmesi
mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte Vahdettin’in yanına 50.000 lira
ile birlikte çok kıymetli mücevherat ve değerli eşyaları almıştır. Vahdettin
bu mücevherat ve değerli eşyaları hazineye devretmesi gerekirken Avrupa’da
bulunduğu süre içerisinde elindeki bazı mücevheratları sattığı ve çok
değerli bir safir taşını da İngiltere’de rehin verdiği görülmüştür.
Vahdettin’in hain olmadığı şeklindeki iddialar geçmişte olduğu gibi bugün
de ortaya atılmaktadır. Tarihçiler bu iddialara her ortamda belgeleri
ile cevap vermiştir. Ancak bu iddiaların bugün yeniden ortaya atılması,
bölgemizde gelişmekte olan bazı oluşumların zeminini hazırlayacağı endişesini
de beraberinde getirmektedir. Her ne kadar böyle bir iddiayı eski bir
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı yeniden gündeme taşımış olsa da yaratılmak
istenen “ Ilımlı İslam Coğrafyası”nın temelini oluşturan Büyük Ortadoğu
Projesi destekçilerin yakın bir gelecekte ortaya atmayı düşündükleri bu
coğrafyayı kontrol altında tutacak “İslam halifesi”nin gündeme oturmasını
sağlayacak zemini oluşturmaya çalıştıkları da göz ardı edilmemelidir.
Halifelik makamının yeniden ihdası, BOP felsefesinin yerine oturmasını
sağlayacaktır. |