26 Temmuz 2005

"VAHDETTİN DEVLETİ SOYMADI" İDDİASI BİR YALAN MI?

Müdafaa-i Hukuk
 

İddialardan birisi de “Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılırken devlet hazinesini götürmeme büyüklüğünü gösterdiği” şeklindedir.

Osmanlı Devleti’nde iç ve dış olmak üzere iki tür hazine vardı. Sultanın özel gelirleri Hazine-i Enderun denilen iç hazinede saklanırdı. Bu hazineye alınan çeşitli gelirler ve değerli eşyaların hazineden çıkışı, padişahın emri ile ve bilgisi altında yapılırdı. İç hazinenin ceyb-i hümayun denilen kısmı ise padişahın gündelik masraflarını karşılamak amacıyla kurulmuştu. Gelirleri arasında Mısır İrsaliyesi, Darphane faizleri, hediyeler, müsadereler vb. bulunan hazineden padişaha her ay belirli bir miktar teslim edilirdi.

Tanzimat’a yakın yıllarda, padişah ve hanedan mensuplarına ait gelir kaynaklarının büyük bir bölümünü denetiminde tutan Darphane’nin,bu kaynakları merkezi hazine ya da hazineler safına çektiği görülmektedir. Padişah’ın mali yetkilerinin kısıtlanması anlamına gelen bu uygulama, Tanzimat’ın ilanından sonra 1840 Mart’ında yapılan bir düzenleme ile bazı çiftliklerin dışında(5 adet) padişahın her türlü emlak, aylık maaş ödenmesini öngörüyordu ki: Bu, padişahların devletten ayrı düşünüp kendileri için özel olarak ayıra geldikleri gelir kaynaklarının devletin emrine verilerek yetkinin sınırlandırılması anlamına geliyordu.

Vahdettin, Tanzimat’tan önce yaşamış olsaydı padişahın bir makbuz ile hazineyi yanında götürebileceği iddiasına hak verilebilirdi. Ancak Tanzimat’tan sonra padişahların maliye hazinesinden maaşa bağlanması gerçeği göz önüne alındığında Vahdettin’in elini kolunu sallaya sallaya hazineyi götürmesi mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte Vahdettin’in yanına 50.000 lira ile birlikte çok kıymetli mücevherat ve değerli eşyaları almıştır. Vahdettin bu mücevherat ve değerli eşyaları hazineye devretmesi gerekirken Avrupa’da bulunduğu süre içerisinde elindeki bazı mücevheratları sattığı ve çok değerli bir safir taşını da İngiltere’de rehin verdiği görülmüştür.

Vahdettin’in hain olmadığı şeklindeki iddialar geçmişte olduğu gibi bugün de ortaya atılmaktadır. Tarihçiler bu iddialara her ortamda belgeleri ile cevap vermiştir. Ancak bu iddiaların bugün yeniden ortaya atılması, bölgemizde gelişmekte olan bazı oluşumların zeminini hazırlayacağı endişesini de beraberinde getirmektedir. Her ne kadar böyle bir iddiayı eski bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı yeniden gündeme taşımış olsa da yaratılmak istenen “ Ilımlı İslam Coğrafyası”nın temelini oluşturan Büyük Ortadoğu Projesi destekçilerin yakın bir gelecekte ortaya atmayı düşündükleri bu coğrafyayı kontrol altında tutacak “İslam halifesi”nin gündeme oturmasını sağlayacak zemini oluşturmaya çalıştıkları da göz ardı edilmemelidir.

Halifelik makamının yeniden ihdası, BOP felsefesinin yerine oturmasını sağlayacaktır.