İkinci Cumhuriyetçi denilen mandacıların
‘Usta Yazar’ unvanını verdiği Çetin Altan’ın 12 Şubat 2005 tarihli Akşam
gazetesinde, Şebnem İyinam’la yaptığı bir söyleşi yayımlanmıştı. Çetin
Altan’a, genç gazeteci şu soruyu soruyordu:
“Peki, dünyada gazeteye her gün yazı yazmak diye bir şey var mı?”
Çetin Altan bu soruyu şöyle yanıtlamıştı:
“Türklerin eşekliği çıkıyor ortaya… 1400 tane köşe yazarı olur mu bir
ülkede? Köşe yazarı diye bir müessese yoktur dünyada.”
78 yaşındaki ‘Usta Yazar’ Çetin Altan, karşısındaki genç gazeteciye düpedüz
yalan söylüyordu! İşte, sizlere bunu kanıtlamak için, İngiltere’yi örnek
gösteriyorum.
İngiltere’de ‘köşe yazarı’ diye bir müessese vardır. İngilizce, ‘köşe
yazarı’nın karşılığı ‘columnist’ dir. ‘Columnist’ sözcüğünü, İngilizce
Oxford Sözlüğü şöyle tanımlıyor: ‘Politika, güncel olaylar ve diğer konular
hakkında bir gazete ya da dergide düzenli olarak yazarak yorum yapan gazeteci.’
İngiltere’nin ulusal gazeteleri The Guardian, The Observer, The Independent,
The Daily Telegraph ve Daily Mail gibi gazetelerin birinci sayfa sol sütunlarında,
o gün yazıları çıkan ‘columnistler’in yani köşe yazarlarının listesi yazılıdır.
Şimdi, biraz sıkıcı olacak, ama sizlere bu gazetelerin köşe yazarlarını
isim isim sunuyorum:
• The Guardian gazetesinin köşe yazarları: David Aaronovitch, John Aglionby,
Decca Aitkenhead, Tim Ashley, Dan Atkinson, Steve Bell, Catherine Bennett,
Michael Billington, Ian Black, Julian Borger, Madeleine Bunting, Julie
Burchill, Oliver Burkeman, Duncan Campbell, Rory Carrol, Alexander Chancellor,
Andrew Clements, Kate Connolly, Ros Coward, Dan de Luce, Larry Elliot,
Michael Ellison, Mathew Engel, Harold Evans, Paul Foot, Jhn Fordham, Jonathan
Freedland, Timothy Garton Ash, John Gittings, Jonathan Glancey, Suzanne
Goldenberg, Linda Grant, Ron Greenslade, Luke Harding, Jeremy Hardy, Roy
Hattersley, John Henley, Isabel Hilton, Simon Hoggart, Jonathan Jones,
Anne Karpf, Victor Keegan, Martin Ketle, Naomi Klain, Mark Lawson, Rod
Liddle, Bell Littlejohn, Ian Mayes, Rory McCarthy, Chris McGreal, David
McKie, Seumas Milne, George Monbiot, John O’Farrell, Nick Paton Walsh,
Alexis Petrides, Peter Preston, Dina Rabinovitch, Charlotte Raven, Caroline
Roux, John Ryle, Jack Schofield, Adrian Searle, Smalweed, Jonathan Steele,
John Sutherland, Simon Tisdal, Polly Toynbee, Ian Traynor, Giles Tremlett,
Shane Watson, Jonathan Watts,Francis Wheen, Zoe Williams, Martin Woollacott,
Hugo Young, GaryYoung.. Bu listeye göre, The Guardian gazetesinin 77 köşe
yazarı bulunmaktadır.
• The Independent gazetesinin köşe yazarları: Yasmin Alibhair-Brown, Bruce
Anderson, Sue Arnold, Terence Blacker, Michael Brown, Simon Carr, Robin
Cook, Mary Dejevsky, Andrew Grice, Adrian Hamilton, Johann Hari, Philip
Hensher, Howard Jacobson, Dom Joly, Fegal Keane, Miles Kington, John Lichfield,
David Lister, Donald Macintyre, Hamish McRae, Deborah Orr, John Smith,
Mark Steel, Janet Street-Porter, Thomas Sutcliffe, David Usborne, Brian
Viner, Alan Watkins, Andreas Whittam Smith, John Walsh . Bu listeye göre,
The Independent gazetesinin düzenli yazan 31 köşe yazarı bulunmaktadır.
• Financial Times gazetesinin köşe yazarları: Philip Stephans, Richard
Tomkins, John Kay, Lombard-Martin Dickson, Mudlark, Samuel Brittan, Christopher
Caldwell, Guy de Jonquires, John Gapper, Wolfgang Munchau, Quentin Peel,
Amity Shlaes, Martin Walf, Jonathan Guthrie, Lucy Kellaway, Martin lukes,
Satham Sanghera, Mihael Skanpinker, Paul Taylor, Richard Tomkins, Pati
Waldmeir, James Blitz, Daniel Bögler, David Bowen, Tobias Buck, Peter
Chapman, Philip Coggan, Daniel Dombey, Harry Eyres, Francesco Guerrera,
Tim Harford, Deborah Hargraves, Victor Mallet, Jurek Martin, George Parker,
John Plender, Jancis Robinson, Spotlight of Africa, Tim Yeo. Bu listeye
göre, Financial Times gazetesinin 22’si ‘uzman’ olmak üzere toplam 40
köşe yazarı bulunmaktadır.
• The Observer gazetesinin köşe yazarları: Neal Ascherson, Emily Bell,
Nick Cohen, Heather Connon, Phil Hogan, Will Hutton, Richard Ingrams,
William Keegan, Nigella Lawson, Andrew Marr, John Naughton, Gregory Palast,
Andrew Rawnsley, Maria Scott. Bu listeye göre, The Observer gazetesinin
15 köşe yazarı bulunmaktadır.
• The Daily Mail gazetesinin köşe yazarları: Richard Kay, Quentin Letts,
Stephen Glover, Jeff Powell, Simon Heffer, Andrew Alexander, malanine
Phillips, John Edwards, Keith Waterhouse, Peter Mckay. Bu listeye göre,
The Daily Mail gazetesinin düzenli yazan 10 köşe yazarı bulunmaktadır.
Örnek olarak sunduğum 5 İngiliz ulusal
gazetenin toplam köşe yazarı sayısı, 173’dür. Yani, gazete başına ortalama
34 köşe yazarı düşmektedir. İngiltere’de 13’ü ulusal olmak üzere toplam
gazete sayısı yaklaşık 1 600 (bin altı yüz) dür. Ortalama olarak her gazetenin
34 değil, en az iki köşe yazarı olduğunu varsayarsak, İngiltere’de bugün
en az 3 200 (üç bin iki yüz) köşe yazarı bulunmaktadır.
Peki, sunmuş olduğumuz bu gerçekler neyi ortaya çıkarıyor?
‘Dünyada köşe yazarı diye bir müessese yoktur, bir ülkede 1 400 tane köşe
yazarı olur mu?’ diyen Çetin Altan’ın eşekliğini ortaya çıkarıyor.
Aslında, Çetin Altan’ın yazılarını okuyup inceleyen bir kişi için bu şaşırtıcı
bir sonuç değildir. Çetin Altan’ın yazılarında temel kurgu hep aynıdır:
Önce, hiçbir gerçeğe dayanmayan bir yalan uyduruyor. Sonra bu yalanı allayıp
pullayarak bir tekerlemeye dönüştürüyor ve başlıyor bu tekerlemeyi her
yazdığı yazıda papağan gibi tekrarlamaya! Okurlarına, adeta onları hipnotize
etmek ister gibi, bu yalanı ısıtıp ısıtıp önlerine sürüyor! Peki, Çetin
Altan nasıl hiç çekinmeden yalanlar uydurabiliyor? Çetin Altan’ın ana
tezi şudur: ‘Türk halkı ne kitap ne de gazete okur. Hiçbir konuyu asla
araştırmaz, ne denilirse inanır, her yalana kanar!’. Arada bir, yalanlarını
suratına çarpan biri çıksa da, Çetin Altan usta bir pişkinlikle hiç oralı
olmaz! Nitekim ben, geçmişte onun bu yalanlarından birini ele alıp sorgulamış,
ama kendisinden hiçbir cevap alamamıştım. Neydi o yalan? Çetin Altan,
‘Türk’ün Türk’e propagandası’ diye bir tekerleme tutturmuş, tarihimizden,
ulusal değerlerimizden söz edilmesiyle alay ediyor, milliyetçi söylemlerde
bulunarak ulusal bilinci diri tutmaya çalışanları çağdışı sayıyordu. Ona
göre, dünyada böyle bir tavır sergileyen hiçbir ulus yoktu. Yalnız bizler,
‘Türk’ün Türk’e propagandasını’ yapıyorduk! Ben de tuttum, yine somut
belgeler dayanarak kendisine anlattım. Amerika Birleşik Devletleri’nde
yüzlerce ‘Vatansever Amerikalılar’ derneği bulunmaktadır. Amerika’nın
tüm eyaletlerinde şubeleri olan bu derneklerde yıllardır, her gün, ‘Amerikalının
Amerikalıya propagandası yapılmaktadır. Milyonlarca Amerikalı genç, ‘En
büyük Amerika! En güçlü Amerika! Amerikalıdan daha güçlü yok!’ sloganlarıyla
eğitilmektedir. Amerikalının Amerikalıya propagandasını yapan bu derneklerin
yöneticileri arasında devlet başkanı yakınları, ünlü senatörler, ünlü
işadamları ve sanat dünyasının ünlüleri yer almaktadır. Bugüne kadar Amerika’da
hiçbir yazar çıkıp da ‘Amerikalının propagandasını Amerikalıya yapmak
çağdışılıktır, ayıptır!’ diye yazmamıştır!
Belgelere dayanarak verdiğim bu bilgiler de Çetin Altan’ın eşekliğini
ortaya çıkarıyor, fakat Çetin Altan’dan çıt çıkmıyordu.
Çetin Altan, bundan kısa bir süre önce de Fatih Sultan Mehmet hakkında
bir yalan ortaya atmıştı. ‘Avni’ takma adıyla şiirler yazan Fatih’in bazı
mısralarını göstererek, Fatih’in Hıristiyan olduğunu ileri sürüyordu!
Nasıl olsa, Türk halkı ne okur ne de araştırma yapar, hele hele Osmanlıca
da bilmediğine göre bu yalanı da yutar, diye hesaplıyordu. Ancak bu hesabı
da tutmadı, konun uzmanı Murat Bardakçı, ‘Fatih’in o şiiri öyle değildir
Çetin Bey!’ başlıklı bir yazı yazarak şiirin Fatih’in Hıristiyanlığı ile
hiçbir ilgisi olmadığını kanıtladı. Böylece, Çetin Altan’ın eşekliği
bir kez daha ortaya çıkmış oldu.
Peki, yalanları bir bir ortaya çıkarılıp yüzüne çarpıldığı halde, Çetin
Altan neden hala yalanlar uydurmayı sürdürüyor? Anadolu’da bir deyim vardır:
“Eşek bile düştüğü çukura bir daha düşmez”
Ama Çetin Altan, her seferinde yalancılığı yüzüne vurulsa bile hala yalanlarını
sürdürüyor, tekrar tekrar yalancı durumuna düşmekten sıkılmıyor.
Çetin Altan’ın yazılarındaki en önemli ortak noktalardan biri de, Türkler
ve Türkiye ile ilgili her şeyi sürekli olarak aşağılamasıdır. İşte, bazı
söylemleri:
• ‘Önce vatan…Kah kah kah…Kih kih kih’
• ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım… laf ola beri gele!’
• ‘Türkler her işi, kıçlarını sıkarak yapar!’
• ‘Türkçe dili, 100–200 yıla kadar dünyadan silinecek, bunu engellemenin
olanağı yok gibidir!’
• ‘Dış dinamikler, T.C.’nin iç dinamiğine bin basar!’
• ‘Türkiye, sadece Türklere bırakılamayacak kadar önemli ve değerli bir
ülkedir.’
Akşam gazetesinin genç yazarı ile yaptığı
görüşmenin bir yerinde, Çetin Altan şöyle der:
“Her alçağın son sığındığı yer, milliyetçiliktir. Öyle demiştir Oscar
Wilde..”
Sürekli olarak Türkleri aşağılayan Çetin Altan’a bir Oscar Wilde sözünü
de biz hatırlatalım:
“Süreklilik, hayal gücünden yoksun olanların son sığınağıdır.”
Görüşme sırasında, Akşam gazetesinin genç yazarını küçümseyip hor gören
Çetin Altan’ın şu sözlerine bir bakar mısınız:
“çocuğum…kaç kitap okudun Aziz Nesin’in? İki tane okumamışsındır...Yeni
bir şey sorsana yavrum!..Sen solun kökenini biliyor musun?...Benimle Türkiye’yi
konuşamazsın yavrum…Eski bayramları sor bana. Merak etmiyorsun ki’”
Ve kendisini tutamıyor, yine Türkleri aşağılamaya başlıyor:
“…Empati derler buna, fakat Türklerde yoktur. Türkler (adam) kullanmak
bakımından son derece kurnazdır!”
Empati, yabancı bir sözcüktür. Yazarken ve konuşurken yabancı sözcükler
kullanmak, mandacı entellerin şanındandır! Empati’nin sözlükteki anlamı
şu: Duygudaşlık, gönüldeşlik; bir insanın kendisini başka birinin yerine
koyabilme, duygularını, düşüncelerini anlayıp paylaşabilme.
Türklerde empati yokmuş. Eh, o zaman Amerikalılar ve Avrupalılarda bundan
herhalde bolca vardır. Amerikalılar, uygar Avrupalıların yardımıyla Irak’ı
işgal edip 100 000 (yüz bin) sivili öldürerek, ‘Empati’ nin ne olduğunu
tüm dünyaya göstermişlerdir! Bosna’da
250 000 (iki yüz elli bin) Müslüman’ı katlederken Avrupalar biz Türklere
empati’nin ne olduğunu çok açık ve net bir şekilde anlatmışlardır!
Akşam gazetesinin genç yazarı karşısında, ipin ucunu iyice kaçıran Çetin
Altan, şöyle babalanıyor:
“Clinton, Walesa, Gorbaçev. Evet, üçü olsa beni daha iyi anlar.”
İçinizden şöyle diyenler olabilir: 78 yaşına gelmiş bir yazar zaman zaman
hesabı kaçırıp kendisini dev aynasında görebilir, biraz hoşgörülü ol!
Ben bunu, bir Türk deyimiyle yanıtlayacağım:
“Eşek kocamakla tavlabaşı olmaz!”
12 Şubat 2005’de Akşam gazetesinde yayımlanan Şebnem İyinam’la Çetin Altan’ın
söyleşisini okuyan A.Turhan Keskin adlı bir okuyucu, söyleşide Türklere
hakaret edilmiş olduğu gerekçesiyle, yazar Çetin Altan ve Akşam Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni’ni, Basın Konseyi’ne şikâyet etmiş. Şikâyeti inceleyen
Basın Konseyi, 12.05.2005’de yaptığı toplantıda şu karara varmış:
“Röportajda,Çetin Altan’ın, toplumun mevcut düşünce yapısına ters görüşlerini
açıkladığı, yazarın bunu yaparken sarf ettiği bazı sözlerle Türkleri ulus
olarak küçük düşürme amacını gütmediği, sadece kendine has görüşlerini
dile getirdiği, bir yazarın çoğunluğun görüşleriyle zıt olan görüşlerini
ifade etmesinin demokratik toplumlarda normal karşılandığı, Çetin Altan’ın
ve röportajı yayınlayan Akşam gazetesinin bu nedenle Türkleri küçük düşürdüğü
kanısına varmanın mümkün olmadığı gerekçesiyle ‘şikayetin yersizliğine’
oy birliği ile karar vermiştir.”
Bu karardan dolayı, A.Turhan Keskin’e önce üzülmemesi gerektiğini söylüyor
ve şu Atasözümüzü hatırlatıyorum:
“Eşeği süren osuruğuna katlanır.”
Daha sonra da, A. Turhan Keskin’e, Çetin Altan’ı bağışlamasını öneriyor
ve Oscar Wilde’ın bir deyimini aktarıyorum:
“Her zaman düşmanlarınızı bağışlayınız. Onları, bundan daha çok kızdıracak
bir şey olamaz!”. |