KRİTİK KARAR

Hikmet BİLA

Olayı, sadece Büyükanıt Paşa 'nın mahkeme karşısına çıkarılmasından ibaret sananlar ciddi şekilde yanılıyorlar. Adı ne olursa olsun, bir Kara Kuvvetleri Komutanı'nın isimsiz, adressiz ihbar mektuplarıyla suçlanmasının, Deniz Baykal 'ın dediği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne tarihsel bir darbe olduğu görülmezse ciddi yanılgı, ciddi hataya dönüşür.

Sonuçta, yirmi iki yıldır terörle savaşan, yedi binden fazla şehit veren bir ordu, tümüyle ''çeteci'' durumuna düşürülmek istenmiştir.

Aslında bu gelişme beklenmeliydi.

Orduda '' Atatürk' süz bröve'' çalışmaları yapılırken kimilerinin de Atatürk'ün ordusunu yaralamak için hazırlıklar içinde olduğu tahmin edilmeliydi.

Çünkü bir süredir ordu, AB süreci bahanesiyle (AB üyeliğini kesinlikle desteklemesine rağmen) köşeye sıkıştırılmış, pasifize edilmişti. Rejim, irtica, bölücülük gibi konularda konuşmasından da söz etmiyorum. Güvenlik görevini bile yapamaz hale getirilmişti. Öyle ki Avrupalı bir yetkili, ordunun zevk için çatıştığını bile söyleyebilmiş, bu sözler içeride de kimilerinden alkış almıştı. Terörle Mücadele Yasası için askerin istediği değişiklikler inanılmaz bir direnişle karşılanıyordu.

Şemdinli olayı patlak verdiği zaman, daha ne olduğu bile anlaşılmadan, kimileri hemen havaya fırlamadı mı, ''Bu yeni bir Susurluk'tur'' diye. Bir anda, bölgede meydana gelen tüm terör olaylarının güvenlik güçlerinin işi olduğunu ima eden bir hava yaratılmadı mı? Bir anda terör örgütü unutulup masum ve mağdur duruma büründürülmedi mi? Kimi siyaset ve medya çevreleri mal bulmuş mağribi gibi olayın üzerine atlamadı mı?

Görünen köy kılavuz istemiyor:

Güneydoğu'da yirmi küsur yıldır yaşanan, gerek silahlı gerek siyasal boyutuyla Türkiye'nin bir bölgesini ayırmayı hedefleyen bir mücadeledir. İnsan hakları, kültürel haklar, demokratikleşme gibi süslü laflar artık bu gerçeği örtmüyor. Bu savaşta ayrılıkçı güçlerle iç ve dış destekçileri bu kutsal değerleri bir silah gibi başarıyla kullanmışlardır.

Ve sonunda, bu savaşı yürüten kara ordusunun başındaki askere suçlu damgasını vurduracak kadar mesafe almışlardır.

İşin stratejik-siyasal boyutu budur.

Büyükanıt'ın mahkemeye gönderilmesine izin verilmesiyle komutandan başlayarak alt kademelere kadar ordunun tüm subay kadrosu (ki Doğu ve Güneydoğu'da görev almamış subay hemen hemen yoktur) zan altına sokulmuş olmayacak mıdır?

Şimdi kimileri, Büyükanıt'ın yargılanıp aklanması gerektiğini, bunun Genelkurmay başkanlığına engel olmayacağını savunuyorlar. Belki de öyle olacaktır.

Ama olay, Büyükanıt'ın Genelkurmay başkanlığını da aşan bir olaydır. O komutan kurban edilip mahkeme karşısına gönderildiği gün, yenilgi kabul ve ilan edilmiş olacaktır. Ondan sonra Büyükanıt, Genelkurmay başkanı olsa da olur, olmasa da olur.