Hani insanların başı secdeye varıyorsa,
görevini yapmak için artık polise ve jandarmaya ihtiyaç olmayacak o kimse
kendi iç denetimiyle her şeyi dosdoğru yapacaktı? Bugün İslamcı çevrelerde
söz sahibi olanların siyasi olsun olmasın söyledikleri iddia bu idi.
Dindarlaş, gerisinden korkma.
Kısaca anlatılmak istenen şey buydu.
Özellikle basın camiasında yazıya başlayanlar “biz Müslümanlar” diyerek,
önce kendilerini ayırıyorlardı. Bu “biz Müslümanlar” tanımlamasının içine
sadece Milli görüşçüler, bir kısım cemaat mensupları girerken, geriye
kalanlar dâhil edilmiyordu. Bir başka ifade ile “biz” sözcüğü parti mensubiyetine
göre ayarlanan “biz” idi.
İşte böyle kendilerini “biz Müslümanlar” olarak halka takdim eden köşe
yazarları ve politikacılar, hükümetler temsil sahipleri ilk iş olarak
bu sıfatı bıraktılar.
Sonra?
Sonrasını şöyle izah edelim:
1.Bunlar “vatan sevgisi imandandır” diyen Hz. Peygambere inat, Türk topraklarını
kâfire satıyorlar. Bu da yetmiyormuş gibi bir de argo sevide amiyane üslupla
“parası olan alır arkadaş!” türü cümle kurarak konuşmayı, seviyorlar.
2.Binlerce şehidin kanı pahasına 1571’den bu tarafa var olduğumuz Kıbrıs’ı
Yunan emellerine, AB çıkarlarına, Amerikan stratejisine uygun olarak elden
çıkarmayı maharet saymaktadırlar.
3.Hacı Bektaş-ı Velilerin, Mevlana Celaladdin-i Rumîlerin, Yunus Emrelerin,
Yesi dervişlerinin binlerce yılda Türkleştirip, İslamlaştırdıkları toprakları
Hak dostlarına rağmen Hıristiyan kiliselerine, kilise babalarına, Yahudi
hahamlarına açıyor, Anadolu’yu gerisin geriye döndürmeğe çabalıyorlar.
4.Türk Milletini yok olurken yeniden hem de dim dik ayağa kaldıran ve
yeryüzüne de tescil ettiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yutmak üzereyken
ecnebinin elinden silah zoruyla koparıp aldığı Türkiye’nin kazanımlarını,
AB adına gerisin geriye vermektedirler.
5.Amerikan menfaatlerinin adını stratejik ortaklık, AB’nin tüm siyasal
çıkarlarını ilerleme olarak göstermektedirler.
6.Kısacası, ortaya bir eser koymak, ülkeye bir çivi çakmak yerine çakılanları
TÜPRAŞ, PETKİM, TELEKOM gibi) “zarar etsin kâr etsin satıyoruz arkadaş”,
“Sümerbank’ın adını da sileceğiz” deme pişkinliği içindeler.
Sadece satıyor ve sadece “çözüyoruz” deyip milli çıkarlarımı küffara peşkeş
çekiyorlar.
İhalelerde, memur tayinlerinde kadrolaşmada partizanlık yapıyor, “Ümmet-i
Muhammed”’i partili ve partili olmayan diye bölerek, hatta gerekirse hakkını
gasp ederek kendi yandaşlarına siyasi, ekonomik çıkar sağlıyorlar.
Bu nasıl Müslümanlık ve nasıl dindarlıktır?
Göstermelik “türban” kriziyle, siyasi varlığını devem ettirmek ve buradan
siyasi rant elde etmek de cabası. Suret-i haktan görünmekle İslam’ı yalanlamakta,
dine ve dindarlığı en büyük kötülüğü etmektedirler.
Hani dindarların yaptığı işten emin olunacaktı. İnsanları dindarlaştırırsak
ülke düzelecek, hak ve adalet gelecek, kişilerin vicdanı tam işleyecek
ve kimsenin başına jandarma gerekmeyecekti? İşte mesele budur: Siyasi
İslam, gerçek İslam’ı parti cemaat el ele verip işlevsizleştirmektedirler.
Bu bir dini yalanlama, bir katlediştir. |