08/05/2006

 

KÜRESELLEŞEN SERMAYE VE İŞÇİ HAKLARI

 

Mahmut YILBAŞ

 

 

Çalışanlar, bu yılda, 1 Mayıs’ta yine meydanlarda idi.

Pankartlar taşındı, sloganlar atıldı. İşçi liderleri konuştular ve bir başka 1 Mayıs’ta buluşmak için sözleştiler.

Sadece Türkiye’de mi?

Hayır toplu küreseldi. Ancak, örümcek (sermaye) her şeye karşın ağlarını örmesini sürdürüyor, çalışanlar haklarını birer birer kaybediyor.

Ne yapılmalıdır:

Küreselleşen sermayenin yeniden yapılanmasını, işçi hareketi daha yakından takip etmelidir.

İşçi hareketi, sermayenin küreselleşmesi mantığına karşı, sını­fının yapısal görüşünü ortaya koyabilmelidir. Aksi halde, sermaye­nin sosyal kontrolü söz konusu olmaktan çıkar, ekonominin tek gü­cü ,haline gelir.

Soğuk savaş sonrasında, özellikle 1980'li yıllarda milletler a­rası finans kuruluşları, en başta Milletler arası Para Fonu (İMF) ve Dünya Bankası finansal düzenlemelere öncelik ve ağırlık verdiler. Bu politikalar, sosyal-demokrat uygulamalardan devletleri vazge­çirmek için, üzerlerinde yoğun baskılar (tıpkı Türkiye'de olduğu gi­bi) kurdular, Yeni finans kuruluşları da, Avrupa Merkez Bankası, bu politikalara destek oldular.

Yeni oluşturulmaya çalışılan küresel düzende sermayenin "he­gemonik" durumu acı ve öldürücü sosyal maliyetlere sebep olmak­tadır. Anglo-Amerikan sermayesi tarafından teşvik edilen yeni dün­ya finans düzeni yapıcı olmaktan çok, yıkıcı, yok edici olarak orta­ya çıkmaktadır.

Bu arada, Üçüncü Dünya Ülkeleri'nde, yerel "elit" ve "iş bir­likçiler", "ulus-devlet" öncülüğünde kalkınma politikalarını terk ederek uluslar arası sermayenin yardakçısı olmayı benimsediler. Kendi ekonomilerini uluslar arası sermayenin dümen suyuna bıraktılar.

Bu koşullarda, "çalışanlar" "sınıf" bilincini güçlendirmelidir. Bunu yapamadıkları takdirde, finans spekülatörlerinin acımasız is­tekleri sosyal dengeleri daha da kötüleştirecektir. Bankalar "parla­mentosu" sınıflar arası dengeleri altüst etmede kimsenin gözünün yaşına aldırmayacaktır.

Sermayenin gittikçe küresel güç haline gelmesi karşısında, ça­lışan , sadece "ücret pazarlığı" yapmamalıdır. Sermaye karşısın­da denge oluşturmak için politik hareket etmeli, sermayenin gücü­nü "dengeleyici" siyasetler geliştirmelidir. Bunun için "sistema­tik" düşünme alışkanlığını benimsemelidir.

"Sendikacılık hareketi" küresel sermaye baskısına, saldırısı­na karşı yok olmamak için, her şeyden önce güçlerini birleştirmeli­dir. Firmalar nasıl kendi aralarında evlilikler yaparak tekelleşiyor­larsa, sendikalar da iş kolları da ulusal tek çatı altında bir araya gelmelidirler. Yüz binlerce üyesi olan sendikalar, tek güç olma yolun­da ciddi mesafeler kat etmiş dünya birleşik sermayesine karşı koya­bilirler.

Yoksulluk sınırında bulunan çalışanlar adına, sendikalar ve toplumsal örgütler, sermayenin yeni dünya sömürü düzenine, küre­sel ideolojisine ilgisiz, habersiz kalmaktan, "deve kuşu gibi başla­rını kuma" sokmaktan vazgeçerek emek sömürüsüne, yoksulluk, işsizlik politikalarına karşı demokratik yollardan siyasi yaklaşımlar geliştirmelidir.

Sendikasızlaştırmaya, sosyal devletten sapmaya, kazanılmış hakları, ücretlerde geriye gidişe, işsizliğe karşı patlayışa ancak sen­dikal hareketlerle karşı konabilir.