08 Ağustos 2005

HEK(LEŞ) MEK

Mahmut YILBAŞ
 

Okurlarımız, bu sözcükte, nerden çıktı diye,belki garipseyebilirler.

Hatta, bir yazım veya hata da olabileceği akla gelebilir.Hani peklik!, Teklik!, Benlik veya benzeri bir sözcük iken, yanlışlık yapılmış olabilir.

Yok öyle bir şey; sözcük doğru yazılmış.

Ancak, sözcük günlük yaşamda, fazla kullanılmaz.Hele sivil toplumun duymuşluğu da olmaya bilir. Çünkü kavram askerlikle ilgilidir. Üç kelimenin baş harflerinden oluşmuştur.(H) hizmet, (E) eğitim, (K) kullanım, kelimelerinin baş harfleridir. Envantere kayıtlı, silah, araç, gereç,malzeme ve bilumun eşyanın, kaza, aşınma nedenleri ve kullanım süresinin (miad) dolması veya başka herhangi bir nedenle hizmet, eğitim ve kullanım dışı kalmasını ifade eder.

Yani, Hek’e ayrılmış kaydı düşüldüğünde o araç, gereç, malzeme ve silah, artık, çöplüklük olmuş demektir. Kimse dönüp bakmaz, o işe yaramaz hale gelmiştir, artık…

Tabii, Hek’e ayırma veya ayrılma kolay bir olay değildir. Bu bir işlemler süreciyle gerçekleşir. Kılı kırk yararlar, bin bir işlemden geçilir. Heyet raporları düzenlenir. Ancak, bir defa Hek kararı alınmışsa artık geriye dönüş yoktur. Olan olmuştur; kırk hekim gelse çaresini bulamaz. Hiç dikiş tutmaz, onarım kabul etmez .Giden gitmiştir, olan olmuş, ferman çıkmış, demektir!

Kamu görevlisinin Emekliliği de araç, gereç, eşya ve malzemenin Hek(leş) mesine benzer.

Kamu görevlisi, asker sivil fark etmez, emekliye ayrılmış ve daha kötüsü ayrılma zorunda kalmış olanların Hek(e) ayrılmış malzemeden farkı kalmaz…

Bu sebeple, Ağustos ayı, çoğu kez bir hüzün ayıdır. Giden, gider, kalan, kalır. Gidenler için hatıralarla avunma dönemi başlamış; kalanların ise kaşları daha da yaylaşmıştır.

Hani, belki bazıları emeklilik hayatını özgürlük olarak düşünebilir, görebilir; haklıda olabilirler; ancak bazı hizmetlerde, görevlerden ayrılmış olanlar için hiç de öyle değildir.

Bu hizmetlerin başında, siyaset gelir.

Artık emekliye ayrıldım, köşeme çekildim, hatıralarımı yazmaktayım, böyle yararlı olacağım diyenlere bakmayın siz. İç dünyalarında kopan fırtınaları fazla dışarıya yansıtmazlar; ama, eski günlerin hep depdepesi içlerini yakar. Hele, bir de vakitlerini boşa harcamış, ayakları hiç yere değmemiş ve her şeyi arap saçına çevirmiş iseler; bunlar hiç iflah olmazlar.

Örnekler mi? Şöyle bir etrafınıza bakınız. Onlarcasının ismini bir çırpıda sayarsınız.

Siyasetçilerden başkaları da var mıdır? Olmaz olur mu? Her türden makam ve mevki sahipleri de böyledir. Sayın ….nım, …rım, … dürüm ve arz-ı hürmet ile Tak-Şak’lara alışkın olanlar, işte bu türden değil midirler?

Hele, kimi dönemlerde Hek(leş) tirme daha da yaygınlaştırılır ve derinleştirilir.

Özellikle yeni “konsept” ve “doktrin” arayışları ile “tek tip felsefe” dönemlerinde sadece “envanter” ve “kadroda” olanlar değil, “miadı” dolanlar da kapsam içine alınırlar.

Önceleri örtülü hatırlatmalarda bulunulur; maksat tam hasıl olmazsa, sonra basına “Emeklilikten sonrada hem geçmişe hem de geleceğe dönük önemli sorumluluklar sürer. Bu sorumlulukların bugün de devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz.” diye açıklama bile yapılır. Konulan çizgi aşılırsa eski defterler karıştırılır, bir takım şeyler bulunursa, zaman aşımına uğramış olsa bile, buluntuların el altından basına servisi yapılır.

Başka yöntemlerde gündeme gelebilir. Özel statülü hizmetlerde bulunmuş olanlara tanınmış ayrıcalıklara ( konut tahsisi gibi) son verilebilir de.

Hek(leş)tirme, kamunun her kesiminde uygulanmaya başlanırsa, artık, işler, “şirazeden” çıkmış demektir.

Hele kapsama alanına “envanter” ve “kadro” da olanlarda dahil edilmiş se…

Sonrası mı?

Sosyal ve tarihi kuraldır:

Süreci başlatanlar da, süreç dışında kalamazlar.

Yakın tarih, bunun örnekleriyle doludur.

Ancak, “beşer nisyanla malûldur” sözü de yabana atılmamalıdır…