08/09/2006
SON
DALGALANMALARIN EKONOMİ POLİTİĞİ
Talat
SARAL
Arkaplanı Okumak Gerek: Önceki yazımızda Mayıs başından
itibaren piyasalarda yaşadıklarımızı yalnızca
ekonominin kendi sınırlan içinde okuyup anlamaya/anlatmaya çalışmıştık.
Özellikle büyük hasar yaratan etkileri halen de süren piyasalardaki
dalgalanmaları sadece "ekonomi
bilimi" ile açıklamak yeterli olabilir mi?
Başka bir deyişle; acaba, küreselleşme olgusu, sıcak paranın
arkasındaki güçlü baronların varlığı ve Türkiye üzerindeki hesapların giderek
açığa çıkması karşısında, işe uluslararası politik/stratejik oyunların karışmadığı
iddia edilebilir mi? Önceki yazımızın sonunda yer verdiğimiz, ünlü İngiliz
başbakanı Churchill'in "Türkiye
sarardıkça sulanması, yeşerdikçe budanması gereken bir fidandır”. sözünü
kulağımıza küpe ederek, bu yazımızda bizim için çok daha önemli olan "olayın arkaplanı”nı okumaya çalışacağız.
Temel Gerçekler: Konuya açıklık getirmesi açısından öncelikle, ekonomi-dış politika
etkileşiminde şu 6 temel gerçeği
vurgulamalıyız:
1. Ekonomik çıkarlar dış politikanın en önemli
yapı taşlarıdır. Bu, her devlet için böyledir. “İngiliz donanması daima
İngiliz ticaret filosunun dümen suyunda yol alır” deyimi, bunu çok
özlü bir biçimde anlatır.
2. Emperyalizmin yeni oyunu "küreselleşme", zayıf ve kırılgan
yapılı ekonomileri uluslararası
olaylardan daha sık ve daha derin
etkilenir duruma getirmiştir.
3. Bu tür ülkelerin ekonomileri dış
politikaya ek yükler getirerek, işin doğasındaki manevra alanlarını da
daraltır.
4.
Küreselleşmenin öncülüğünü yapan dünün
emperyalist büyük güçlerinin sizinle tarihten kalma bir hesabı varsa
(tamamen haklı olsanız bile), bu hesabı görmek için mutlaka fırsat kollarlar.
Onların görünürde müttefiki olmanız
durumu değiştirmez.
5. Doğal zenginlikleri, potansiyeli ve jeopolitik
konumu çok önemli olan ülkeler; zayıf, kırılgan ekonomilerine ve eski hesaplara rağmen, dış politikada
yine de büyük avantajlara sahiptir.
6. Ancak
bunun için siyaset kurumunun güçlü ve
vizyon sahibi olması, ayrıca özellikle ekonomide tek yanlı bağımlılıklar
yaratan anlaşmalara girmemesi (varsa bunlardan hızla kurtulması) büyük önem
taşır. Aksi takdirde bu artı unsurlar;
varlığa göz diken kapkaç çeteleri yaklaşımıyla,
dış politika için de yeni zaafiyet alanları oluşturur.
Bir Türkiye Değerlendirmesi: Şimdi bu temel gerçeklere paralel olarak bir Türkiye
değerlendirmesi yapalım. (Bu değerlendirmede parantez içinde yer alan
numaralar, yukarıdaki “temel gerçekler”
bölümündeki sıralama ile bağlantı kurulması içindir.)
· Türkiye’nin de dış politikası ülke çıkarlarını koruma ve geliştirme temeli
üzerinde yürütülür.(1)
· Ancak, son 3-4 yıldaki tüm olumlu
gelişmelere rağmen, ekonomimiz zayıf ve
kırılgan yapısından kurtulamamıştır. Son dalgalanmaların varlığı ve yarattığı
basarlar bunu bir kez daha göstermiştir. (2)
· Bu durum, hayati çıkarlarımızın sürekli gündemde olduğu dış politikamızda bize yeni yükler getirmiş ve ayak bağı olmuştur.(3)
· Batıya karşı kazandığımız ve bu yıl daha büyük bir coşkuyla 84. yıldönümünü
kutladığımız Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Sevr'i Lozan'da tarihin çöplüğüne
atmamızı onlar bir türlü unutamamıştır. Günümüzde aynı Batıyı temsil eden AB/ABD (körü körüne AB hayallerimizi de
fırsat bilerek), eski hesabı sinsice masaya
getirme uğraşındadırlar. BOP/GOP bunun tuzaklarından biridir. (4)
· Ülkemizin doğal zenginlikleri ve
özellikle Avrasya coğrafyasındaki emsalsiz jeopolitik
konumu, dış politikada da en önemli avantajımızdır. (5)
· Ne var ki, bu artı unsurlardan yeterince yararlanamıyoruz. Burada ise, dün olduğu
gibi (daha doğrusu Atatürk döneminden bu
yana), siyaset kurumunun (bazı sınırlı süreli istisnalar dışında) genelde yetersizliği, daha da vahimi,
yaptığı büyük yanlışlar ve yarattığı ağır bağımlılıklar söz konusudur... ( 6)
Ve bu durum kurtlar sofrası coğrafyamızda özellikle “11 Eylül" ile
tetiklenen gelişmelerin de etkisiyle, ülkemize yönelik dış tehditlerin
artması ve çeşitlenmesine sebep olmaktadır. Ufuksuz ve kısır siyaset kurumunun yakın geçmişteki eseri olan bazı
uluslararası anlaşmaların; ekonomimize getirdiği anormal yükler yanında, en
önemli ticari-mali koruma silahlarını
da elimizden alması bu tehditlerle birleşince dış politikadaki kamburlarımız büsbütün artmaktadır.
Neyi mi kastediyoruz? Elbette
Gümrük Birliği'ni (GB) ve IMF'yi... AB ve ABD'nin GB ve IMF maşalarıyla kıskaca
aldığı Türk ekonomisi; kur, faiz, gümrük, teşvik ve denetim politikalarından
yoksun bırakılmış, fiilen bir açık pazar konumuna getirilmiştir. Ekonomide yıllardır en büyük
sorunumuz olan, adeta buluttan nem kapan aşırı
kırılgan yapı bu yüzden doğmuştur- (Sürecek)