Her üç Kıbrıslıdan ikisi, bunca kan,
sabır ve özveri ile kazanılmış bir ''güzel yurdun'' en verimli yerlerini
Rumlara cömertçe teslim etmekten çekinmediğine.. kalan verimsiz toprak
parçası üzerinde de onlarla birlikte ve iç içe yaşamaya (!) razı olup
bunu da dünyaya ilan ettiğine göre yapacak fazla bir şey kalmadı demektir.
Türkiye'yi yavaş yavaş kaybediyorsunuz 'be' Kıbrıslı kardeşlerim...
Ülkesinin egemenliğini ve bağımsızlığını korumak üzere ant içerek göreve
başlayan KKTC'nin ikinci cumhurbaşkanı, bir süre önce, çok izlenen TV
kanallarından birinde canlı yayındaydı. Biraz ikircikli görünüyordu. Nasıl
olmasın ki, ülkenin ilk cumhurbaşkanı halkına bir güzel ülke ve onur kazandırmıştı
ve şimdi o, yeminli bir eski EOKA'cıya selefinin kazanımlarını teslim
etmeye hazırlanır gibiydi.
''...Türk toplumunun varlığını sürdürmesini isterim.. Aksi halde ben nereye
gidebilirim ki? Ülkem burası!..'' gibilerden bir şeyler mırıldanıyordu
ama.. Türkiye'deki ''bir adım ileride olma'' meraklısı iktidarla el ele
son perdeyi oynadıklarının farkındaydı. Kanımca, ''Ben nereye gidebilirim
ki?..'' diye endişe etmesi yersizdi. Günü geldiğinde, görevini başarıyla
tamamlamış bir eski buzdolabı tamircisi olarak muhakkak kıymeti bilinecek
ve açacağı yeni dükkânında, başarısı üzerine içeceği bardak bardak suları
soğutacaktır.
Bu cennet adaya gazeteci olarak ilgim ta 1950'li yıllara dayanıyor. Önce
Milliyet, sonra da Vatan mensubu niteliğiyle ''Erenköy'' leri, ''Hillarion''
ları yaşadım kahraman mücahitlerle... Sayın Denktaş 'tan sonraki lider
gözüyle görülen rahmetli Dr. Burhan Nalbantoğlu ve meslektaşım Ömer Sami
Coşar 'la birlikte ve Nalbantoğlu'nun siyah ''Jaguar'' arabasıyla TMT
(Türk Mukavemet Teşkilatı) ''cephaneliklerini'' (!?) mi gezmedik... EOKA
kurbanlarının cenazelerinde mi yürümedik Lefkoşa'da ve Dr . Fazıl Küçük
'le birlikte?.. Öyle görünüyor ki, büyük insan ve büyük şair Tevfik Fikret
'in Mehmet Akif 'e yanıtında dediği gibi ''O alay (kalmış) bugün hep geride!..''
Her üç Kıbrıslıdan ikisi, bunca kan, sabır ve özveri ile kazanılmış bir
''güzel yurdun'' en verimli yerlerini Rumlara cömertçe teslim etmekten
çekinmediğine.. kalan verimsiz toprak parçası üzerinde de onlarla birlikte
ve iç içe yaşamaya (!) razı olup bunu da dünyaya ilan ettiğine göre yapacak
fazla bir şey kalmadı demektir.
Ben, tam da böyle düşünürken, yazının baş tarafında belirttiğim canlı
TV yayınında beklemediğim bir şey oldu: Sayın Cumhurbaşkanı ''çanak''
sorulara yanıt vermekte bile zorlanırken, ekranın alt tarafındaki bant
içinde bir soru geçmeye başladı: ''No be annem mi deseydik acaba?..''
Program yöneticisi üzerinde durmuyor ama soru aralıksız geçmeyi sürdürüyordu:
''No be annem mi deseydik acaba?..''
Anımsayacaksınız! Dışardan beslendikleri apaçık belli olan ''evet'' öncüleri
referandum öncesi ilginç bir slogan bulmuşlardı: ''Yes be annem!..'' Sayın
Denktaş'ın bütün gayretlerine karşın evetçilerin oranı yüzde 65'e ulaştı.
Rumlar ise yüzde 75'le ''hayır'' demişlerdi. Ada Türklerine hiçbir şey
vermeyi istemedikleri ve öngörmedikleri için... Bir yıldan beri yaşadıklarından
sonra ''bizimkiler'' şimdi oyuna getirildiklerini -nihayet- anlamaya mı
başlamışlardı?
Baksanıza, Rum yönetimi evlerini barklarını ellerinden almaya, direnenleri
cezalandırmaya ve Rum ordusuna katılmaları için davet çıkarmaya hazırlanıyordu.
Eh, mademki gidip ''sözde'' Kıbrıs Cumhuriyeti'nin vatandaşı olmuşlardı,
isteneni yapmak durumundaydılar. Kendi kuyusunu kazan KKTC'nin yöneticileri,
hiç hesaba katmadıkları bu durum karşısında şaşkına dönmüş gibi görünüyordu.
Büyük bir üzüntüyle ve açıkça söylemeliyim: ''Yavru Vatan'' daki soydaşlarını
Türk milleti artık eskisi gibi görmüyor. Temmuz 1974'te kırk bin kişi
kalmışlardı ve onlar da bir yerlere gitmeye hazırlanıyordu. Bir avuç mücahitle
Mehmetçik, Samson-Papadopulos markalı ''jenosit'' ten onları son anda
kurtarmıştı. Kurtarmakla kalmamış; bitip tükenmiş bir topluma cennet kıyıları,
ormanları, otoyolları, üniversiteleri ile egemen ve özgür bir ülke kazandırmıştı.
Kimi güçlükleri henüz giderilememiş olsa bile böyle bir ülke ''Rum'' un
azınlığı ve şamar oğlanı olmaktan daha iyi değil miydi? ''Yes be annem...''
Bir yıl sonra ise ada yüzeyine hızla yayıldığı söylenen bir ''No be annem!..''
Oyun mu oynanıyor? Bunca emek, özveri, sabır ve şehit kanı boşa gidecek
ve öncekine yüzde 75'le ''hayır'' dedirten Bay Papadopulos herhalde yeni
ödünlerle ''yumuşatılarak'' ikinci bir ''Annan Planı'' nı görüşmek üzere
lütfen masaya oturtulacakmış. Kuşkusuz, eskisinden kötü bir plan olacaktır
bu Türkler için.
Türkiye'yi yavaş yavaş kaybediyorsunuz ''be'' Kıbrıslı kardeşlerim! Gerekirse
-size karşın- elinde tutar bu ülke Kıbrıs'ı. Çünkü, uzun vadeli çıkarları
bunu gerektirmektedir ve Atatürk 'ün ''vasiyeti'' de bu yoldadır.
Geçmişi unutma kardeşim.
''Uyan be annem!..'' |