09.02.2007

MİLLİYETÇİ PARÇALANMA...

ORAL ÇALIŞLAR

Hrant Dink 'i öldüren tetikçinin yakalanmasının hemen ardından İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah , "Örgüt işi değil, milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayet" demişti. Cerrah'ın henüz soruşturmanın başında bunları söylemiş olması bir idari skandaldı. Skandal bununla sınırlı kalmadı. Daha sonra Hrant'ın ihbarlara rağmen korunmadığı da ortaya çıktı.

Bu yazıda bu noktadan çok Cerrah'ın vurguladığı "milliyetçi" lik söylemi üzerinde durmak istiyorum. "Örgüt değil ama milliyetçi duygu" nun bu ülkenin bir Ermeni yurttaşını, bir gazetecisini öldürebileceği normal kabul ediliyor. Hrant'ı öldürse öldürse bir "milliyetçi" öldürebilir saptaması, çok doğal bir saptama.

 

Yarılma bu sözcükte başlıyor. Bizim öğrencilik yıllarımızda MHP'li ülkücüler seçimlere "Milliyetçi Toplumcular" olarak katılırlardı. Bunu Latinceye tercüme ettiğimizde Nasyonal Sosyalizm oluyordu. Türkiye'de neo-nazizm adı verilebilecek "milliyetçi hareket" in doğuşu ve yükselişi 1960'lı yıllarda başladı.

Bu yükseliş, şiddeti, ırkçılığı, cinayeti gençler arasında yaygınlaştırdı. Devlet içindeki bazı güçler onları himaye ettiler. 12 Mart 1971 askeri darbesinde "milliyetçi gençler" askeri savcıların tanığı oldular. Dev-Genç, Uğur Mumcu davası ve daha birçok davada bu "milliyetçi gençler" ifade verip solcuların mahkûm olmalarını sağlayacak yardımlarda bulundular.

Türkiye, 12 Eylül 1980 askeri darbesine "sağ-sol çatışması" senaryosuyla yönlendirildi. "Milliyetçi gençler" , Abdi İpekçi, Cavit Orhan Tütengil, Kemal Türkler, Doğan Öz, Cevat Yurdakul, Bedri Karafakioğlu, Ümit Kaftancıoğlu, Bedrettin Cömert gibi birçok önde gelen aydını öldürerek darbecilerin yollarını açtılar. Toplumda bir korku ortamı yaratıldı, darbeciler amaçlarına ulaştılar. "Milliyetçilik" bu nedenle son 40 yıllık siyasi yaşamımızda ölümle ve darbeyle birlikte anılır hale geldi. Solla milliyetçilik arasına ciddi anlamda bir set çekildi.

 

1980'lerin ortasından itibaren Türkiye yeni bir süreçle yüz yüze geldi. PKK'nin karakol basmasıyla başlayan yeni dönem ve 35 bin insanımızın ölümü, binlerce köyün boşaltılması, milyonlarca insanın bölgelerini terk ederek büyük şehirlere göçmesine yol açan kanlı bir süreci başlattı.

İkinci önemli gelişme ise, 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı ortamdan da güç alan İslamcı hareketin yükselişi oldu. İslamcılar önce hükümet ortağı oldu, daha sonra ise tek başına hükümet kurabilecek güce ulaştılar.

 

Bu iki gelişme Türkiye'de siyasi dengeleri yerinden oynatırken geçmiş siyasi saflaşmaları da değiştirici bir etki yaptı. PKK'nin eylemleri ve Güneydoğu'da Kürt kimliğini öne çıkaran yasal siyasi yapılanma, Türk milliyetçiliğini de geliştirdi. MHP 1999 seçimlerinde oy oranını yüzde 18'lerin üzerine çıkaracak kadar yaygınlık kazandı.

Daha önce "ülkücü milliyetçilik" le düşman cephelerde olan bazı kesimlerin üslubu, yaklaşımı değişti. Çünkü belli konularda, benzer ve ortak tepkiler göstermeye başladılar. Türkiye'nin son yıllarda kamplaşmasına neden olan temel bazı konularda "ülkücü milliyetçiler", "müttefik" olarak kabul edilir hale geldiler.

Bu, yeni bir saflaşmaydı. Kürtler bir kutup, İslamcılar bir kutup, "ülkücü milliyetçiler" ise bir başka kutuptu.

Ara güçler ve kendilerini solcu olarak tanımlayanlar bu üç kutup arasında çekiştirildiler; yalnızca demokrasiyi ve özgürlükleri savunmak zorlaştı.

 

Hrant Dink'in öldürülmesi, bu kamplaşmaları kıran bir etki yaptı. Ortada "milliyetçi" diye tanımlanan bir katil duruyordu. Bazı kesimler açısından "unutulmuş" olan bu gerçek yeniden önümüze dikilmişti. Bir süredir "rahip cinayeti", "linç girişimleri", "Gazi davasına saldırılar" şeklinde kendini gösteriyordu, ama yine görmezlikten gelinebilir bir durum vardı.

Hrant Dink'in ölümüyle birlikte, "ülkücü milliyetçilik" i hayırhah gören kesimlerde derin bir yarılma yaşandı. Ülkücüler ne kadar değişti dense de eskiden bildiğimiz gibiydiler. Bunları çok görmüş, çok yaşamıştık. Yeniden ellerinde silahla karşımıza çıkıvermişlerdi.

 

Onlarla yan yana anılmak, onların yaptığı bu vahşeti onaylamak bazı kesimler açısından kabul edilemez bir durumdu. Hrant'ın ölümü onları da yüreklerinden vurmuştu.

Şimdi bir parçalanma yaşanıyor. Bu parçalanma, çok çarpıcı ve öğretici, aynı zamanda olumlu bir parçalanma.

Sonrası nasıl gelişecek, şimdiden kestirmek kolay değil.