Tek kaygısı, görevli olduğu kanaldaki
programının izlenme oranını yükseltmek olan ekrandaki yönetici ısrarla
soruyordu: ''Söyleyin bakalım Aleviler yıkanır mı?''
Konunun uzmanı olarak bulunan kişinin yanıtı ise kısa oldu:
''Bu soruya yanıt vermem.''
Bir gazete haber veriyordu:
''Cumhurbaşkanı'na verilen dilekçe nedeni ile mahkemenin iki kez
mahkûm ettiği emekli Yarbay, Yargıtay Genel Kurulu'nda beraat etti.''
Dilekçe konusu ise oldukça ilginçti:
''Aleviler devleti ele geçirmek üzereler, TSK'de, GATA'da, bakanlıklarda,
her yerde durum tehlike boyutlarında.''
Bilge(!) kişilerce günlerce tartışılan bir diğer konu:
''Alevilik İslamın içinde mi? Altında mı? Üstünde mi? Neresinde
idi?''
''Alevi-Bektaşi toplumu azınlık mıydı? Çoğunluk muydu?''
Kanaat önderleri biliyorlardı ki bu ülkenin en sağlam, en dirençli Cumhuriyet
savunucuları Alevilerdir.
Aleviler, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik hukuk kurallarına bağlıdırlar ve
İslamı şeriat olarak algılamazlar.
O halde önce onların bölünüp parçalanması gerekirdi ki dilediklerini yaptırabilsinler.
Bu tartışmalardan dolayı yüreğinde acılar duyan ama bunun arkasında bildik
kanaat önderlerinin, bizi programlayan ve bunların Avrupa-Amerika uzantılarının
olduğunu bilen Alevisi ile, Sünnisi ile Anadolu halkının gerçeği algılaması
uzun sürmedi.
Bu tartışmalar itibar görmedi.
Kurtuluş Savaşı'nda bu topraklar için ölüme birlikte giderken, kimsenin
inanç ve kültürünün ne olduğunu sorgulamayan bu ulus, kurdukları Cumhuriyeti
kollamak için de, onu zayıflatıp parçalamak isteyenlerin heveslerini kursaklarında
bırakarak tartışmalara aldırmadılar.
Daha sonra kendi sorununu kendi iç dinamikleri ile çözememenin sonucu,
kendisini yasaklanmış, bastırılmış, reddedilmiş olarak düşünen inanç grupları,
hak ve özgürlükler savunuculuğuna soyunmuş ABD'den sonra emperyalizmin
ikinci odağı haline gelen AB'ye kendi söküğünü kendi onaramamanın kompleksi
ile yönetimi şikâyet etmeye kalkıştılar.
O günlerde ''Kim bu Aleviler'' diye herkes sorar oldu.
Hatta yüzlerce yeterli yayın olmasına karşın hemen bir kitap yazarı bile
çıktı. Sanki birdenbire düğmeye basıldı da yurdumun insanlarının gündemi
o denli yaşamsal, ulusal ve uluslararası konu varken Aleviler oldu.
''Alevilik yukarıdaki kimi örneklerdeki tabansız, güdümlü, ayrımcı
bir azınlık mı? Yoksa, Pir Sultan 'dan Hacı Bektaş Veli' ye, Âşık Veysel'
den Musa Eroğlu' na, Zerrin Özer' den Sabahat Akkiraz' a, Ümit Kaftancıoğlu'
ndan Yusuf Ziya Bahadınlı' ya bilimde, sanatta, yaşamın tümünde Türk toplumunun
dişi tırnağı, ayrılması düşünülemez bir parçası mı idi?''
Gelinen noktada gözlemlediğimiz; ulus-devletin yönetici kuruluşları iş
başındadır ama ulusun ekonomik ve siyasal birliği sarsılmış, kurumlar
ulusal niteliğini yitirmiştir. AB bağımlılığının, hak ve özgürlük kandırmacalarının,
her tür çürümenin günlük yaşamın içinde kök salmış olduğu bir gerçektir.
Alevilik tartışmasını bu bağlamda düşünmek gerekmektedir.
Bilinmelidir ki yurttaşlık haklarının ihlali bu ülkenin tüm yurttaşları
için geçerli olagelmiş bir sorundur. Alevi-Bektaşi toplumu inanç ve kültürel
değerlerinden ödün vermeden uyanık ve akıllı olması gerektiğinin ayırdındadır.
Gün sanki Mudanya Mütarekesi sonrasıdır da Atatürk 'ün o tarihteki sözleri
bugünkü manzaraya tam uymaktadır:
''Evet, asıl kurtuluşa akıl yolu ile varabiliriz. Bunun için de
milli mücadelenin ikinci safhasını açmalıyız. Zor, çetin bir yol. Bağnazlıkla,
dar görüşlülükle, önyargılarla, hurafelerle, iliklere işlemiş cahillikle,
din tüccarları ile belki uyanmamızı istemeyen dış güçlerle de mücadele
edeceğiz. Bunu göze almak, hepsi ile mücadele etmek, bu güzel toplumu
bir daha hiçbir gücün sömüremeyeceği şekilde bilgi ve bilinçle donatmak
zorundayız. Dünya hızla gelişirken biz yerimizde sayarsak geleceğin akıllı
nesilleri bizi affetmez.''
O halde, üzerimize düşen: ''Hacı Bektaş aydınlığını, Anadolu Aydınlanması
ile birlikte yürütmek, Hacıbektaş ilçesini bilimin ve kültürün merkezi
yapma çabalarına katılmaktır.''
Kendi kültür değerlerine sahip çıkan toplumlar varlıklarını koruyabildiklerine
göre gelin değerlerimizin başı Serçeşme'ye sahip çıkalım.
Orada açılacak her eğitim kurumu bizi başkalarına öykünmekten koruyacak,
Cumhuriyetin temeli olan kültürümüzü yüceltecektir.
İstanbul işgal altında iken baba erenlerin, ''Koş, İngiliz Muhipler
Derneği mecidiye dağıtıyormuş'' diyen çelebiye yanıtı bugün ders
alınacak niteliktedir.
''Var sen git al. İngiliz parası, alana yem, o ülkeye de gem olur.''
|