14 Eylül 2005

SORUNA DOĞRU BAKMAK AÇIK, NET KONUŞMAK


Ali SİRMEN
 

Türkiye Cumhuriyeti, ırk ve etnisite esasına dayanan bir devlet olmadığı için, sınırları içinde ne kadar Arnavut, Çerkes, Laz veya Kürt kökenli vatandaş yaşadığı konusunda kesin rakamlar vermek olanağı yoktur.

Kürt asıllı vatandaşlarımızın sayısı konusunda doğum yerlerine bakarak karar vermek de olanaksızdır. Anadolu'daki büyük iç göç, artık doğum yeri ölçütünü de geçersiz kılmaktadır.

Bu bakımdan bu konuda verilecek olan rakamlar, tahminlere dayanmaktadır.

Ama kesin olan bir şey var ise Kürt kökenli vatandaşlarımızın çoğunluğunun, hatta büyük bir çoğunluğunun Ankara'nın batısında yaşadığıdır. En fazla Kürt kökenli nüfusu barındıran kent, kimilerinin hâlâ Amet diye adlandırdıkları Diyarbakır değil, İstanbul'dur.

Bu olgu kimilerinin, çare olarak önerdikleri özerklik ve federasyon gibi çözümlerin önünde engel oluşturmaktadır.

Böyle bir çözümün hukuki temellerinin olmamasını bir yana bırakarak pratiğe baktığımız zaman şu soruyla karşılaşırız:

Eğer Kürt kökenli vatandaşlara özerklik verilecekse, bunların nüfus çoğunluğunu oluşturdukları, kent ve bölgelere mi verilecektir bu özerklik?

Böyle bir çözüm, Kürtlerin az bir kısmının özerklik statüsü içinde yaşarken, çoğunluğun bu durumun dışında kalması sonucunu doğuracak, ortaya özerk olan ve olmayan Kürt asıllılar olmak üzere garip bir durum çıkacaktır.

Herhalde, batıdaki kimi kentlerde de, Kürt asıllı yurttaşların çoğunlukla olduğu mahalle ve semtlerde özerk alanlar oluşturulacak değildir.

Böyle bir çözüm ne düşünülebilir ne de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çoğunun kabulüne mazhar olabilir.

Unutmayalım. Anayasal yapılar, vatandaşların çoğunluğunun mutabakatı ile değişir.

Acaba kim Türkiye'de böyle bir çözümün çoğunluğun desteğini alabileceğini ileri sürecektir.

En radikalini de kapsamak üzere, herhangi bir anayasal statü ve sınır değişiminin demokratik yolu, halkın ama bu topraklar üzerinde yaşayan tüm halkın mutabakatını gerektirmektedir.

Böyle bir mutabakatı sağlamak mümkün müdür?

Bırakalım olayın bu yönünü de bir yana, bugün Türkiye'de yaşayan Kürt asıllıların büyük bir çoğunluğu batı bölgelerine yerleştiklerine göre, kendilerini yerlerinden edecek bir statü değişikliğine oy verirler mi?

En doğru yol, toplumun önünde, bağımsızlık dahil ileri sürülen çözümlerin doğurabileceği sonuçları açık açık tartışmak olmalıdır.

Böyle bir demokratik tartışma, nelerin olamayacağının anlaşılmasını, ileri sürülen bazı çozümlerin yaşama geçmesi halinde de nelerin olacağının görülmesi sonucunu doğuracak, tartışma daha sağlıklı bir zemine oturacaktır.

Daha önce de belirtildiği gibi, Türkiye'de Güneydoğu'dan batıya kaynak transferi olmuyor, tam tersi gerçekleşiyor. Özerklik veya federasyon gibi çözümleri önerenler, bu yoksul bölgelere bundan böyle batıdan kaynak transferini nasıl isteyebileceklerdir?

Geçmişte olmuş ve şu anda da olmakta olan bu transfer ''biz'' in yani bir birliğin bütünleşmiş bir bütünün içindeki dayanışmanın sonucu olarak olmaktadır. Bir evde oturan aile bireylerinin gelirlerini paylaşmaları gibi bir olaydır bu.

''Biz yokuz, sen, ben varız'' dendiği anda dayanışmanın aynı düzeyde devam etmesini istemek mümkün müdür?

Bir ailenin aynı çatıyı paylaşan çocukları reşit olduklarında, başka bir yuva kurmaya kalktıklarında, ''Ben ayrı eve çıkıyorum, sen yine bana yardım edeceksin'' demek hakkına sahip olabilirler mi?

Böyle bir durumda hangi politikacı, batıdan kaynak aktarımı konusunda seçmenini ikna edebilir?

Bu konuda, Bask ve Flaman örneklerine de bakın! Bu özerk bölgeler kendi yağlarıyla kavrulmaktadırlar, Valonlardan, Flamanlara ya da İspanya'nın öbür bölgelerinden, Basklara kalkınmalarını sağlamak için öncelik tanıyan kaynak transferleri söz konusu değildir.

Bu gerçeklerin hepsini doğru görmeli, tartışmalı ve açık, net konuşmalıyız ki, gerçekten demokratik bir çözüm elde edebilelim.