Türkiye Cumhuriyeti, ırk ve etnisite
esasına dayanan bir devlet olmadığı için, sınırları içinde ne kadar Arnavut,
Çerkes, Laz veya Kürt kökenli vatandaş yaşadığı konusunda kesin rakamlar
vermek olanağı yoktur.
Kürt asıllı vatandaşlarımızın sayısı konusunda doğum yerlerine bakarak
karar vermek de olanaksızdır. Anadolu'daki büyük iç göç, artık doğum yeri
ölçütünü de geçersiz kılmaktadır.
Bu bakımdan bu konuda verilecek olan rakamlar, tahminlere dayanmaktadır.
Ama kesin olan bir şey var ise Kürt kökenli vatandaşlarımızın çoğunluğunun,
hatta büyük bir çoğunluğunun Ankara'nın batısında yaşadığıdır. En fazla
Kürt kökenli nüfusu barındıran kent, kimilerinin hâlâ Amet diye adlandırdıkları
Diyarbakır değil, İstanbul'dur.
Bu olgu kimilerinin, çare olarak önerdikleri özerklik ve federasyon gibi
çözümlerin önünde engel oluşturmaktadır.
Böyle bir çözümün hukuki temellerinin olmamasını bir yana bırakarak pratiğe
baktığımız zaman şu soruyla karşılaşırız:
Eğer Kürt kökenli vatandaşlara özerklik verilecekse, bunların nüfus çoğunluğunu
oluşturdukları, kent ve bölgelere mi verilecektir bu özerklik?
Böyle bir çözüm, Kürtlerin az bir kısmının özerklik statüsü içinde yaşarken,
çoğunluğun bu durumun dışında kalması sonucunu doğuracak, ortaya özerk
olan ve olmayan Kürt asıllılar olmak üzere garip bir durum çıkacaktır.
Herhalde, batıdaki kimi kentlerde de, Kürt asıllı yurttaşların çoğunlukla
olduğu mahalle ve semtlerde özerk alanlar oluşturulacak değildir.
Böyle bir çözüm ne düşünülebilir ne de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının
çoğunun kabulüne mazhar olabilir.
Unutmayalım. Anayasal yapılar, vatandaşların çoğunluğunun mutabakatı ile
değişir.
Acaba kim Türkiye'de böyle bir çözümün çoğunluğun desteğini alabileceğini
ileri sürecektir.
En radikalini de kapsamak üzere, herhangi bir anayasal statü ve sınır
değişiminin demokratik yolu, halkın ama bu topraklar üzerinde yaşayan
tüm halkın mutabakatını gerektirmektedir.
Böyle bir mutabakatı sağlamak mümkün müdür?
Bırakalım olayın bu yönünü de bir yana, bugün Türkiye'de yaşayan Kürt
asıllıların büyük bir çoğunluğu batı bölgelerine yerleştiklerine göre,
kendilerini yerlerinden edecek bir statü değişikliğine oy verirler mi?
En doğru yol, toplumun önünde, bağımsızlık dahil ileri sürülen çözümlerin
doğurabileceği sonuçları açık açık tartışmak olmalıdır.
Böyle bir demokratik tartışma, nelerin olamayacağının anlaşılmasını, ileri
sürülen bazı çozümlerin yaşama geçmesi halinde de nelerin olacağının görülmesi
sonucunu doğuracak, tartışma daha sağlıklı bir zemine oturacaktır.
Daha önce de belirtildiği gibi, Türkiye'de Güneydoğu'dan batıya kaynak
transferi olmuyor, tam tersi gerçekleşiyor. Özerklik veya federasyon gibi
çözümleri önerenler, bu yoksul bölgelere bundan böyle batıdan kaynak transferini
nasıl isteyebileceklerdir?
Geçmişte olmuş ve şu anda da olmakta olan bu transfer ''biz'' in yani
bir birliğin bütünleşmiş bir bütünün içindeki dayanışmanın sonucu olarak
olmaktadır. Bir evde oturan aile bireylerinin gelirlerini paylaşmaları
gibi bir olaydır bu.
''Biz yokuz, sen, ben varız'' dendiği anda dayanışmanın aynı düzeyde devam
etmesini istemek mümkün müdür?
Bir ailenin aynı çatıyı paylaşan çocukları reşit olduklarında, başka bir
yuva kurmaya kalktıklarında, ''Ben ayrı eve çıkıyorum, sen yine bana yardım
edeceksin'' demek hakkına sahip olabilirler mi?
Böyle bir durumda hangi politikacı, batıdan kaynak aktarımı konusunda
seçmenini ikna edebilir?
Bu konuda, Bask ve Flaman örneklerine de bakın! Bu özerk bölgeler kendi
yağlarıyla kavrulmaktadırlar, Valonlardan, Flamanlara ya da İspanya'nın
öbür bölgelerinden, Basklara kalkınmalarını sağlamak için öncelik tanıyan
kaynak transferleri söz konusu değildir.
Bu gerçeklerin hepsini doğru görmeli, tartışmalı ve açık, net konuşmalıyız
ki, gerçekten demokratik bir çözüm elde edebilelim.
|