26 Eylül 2005

3 EKİM YAKLAŞIRKEN
AVRUPA BİRLİĞİ (AB) VE KÜRESELLEŞME


Mahmut YILBAŞ
 

Avrupa Birliği yolunda yeni adımlar atılmadan bazı soruların cevapları bulunmalıdır.

Avrupalı kimdir?

AB ile getirilmek, yapılmak istenen nedir?

AB’de özgürlüklerimizi ve bağımsızlığımızı nasıl devam ettirebiliriz?

AB, küreselleşen dünyada politik haklarımızı ve güvenliğimizi nasıl garanti altına alabilecektir?

AB, görev alanında ne gibi kuruluşlar gerçekleştirmelidir?

AB bu sorulara cevap bulamadan, daha önce düşünülmemiş bir dizi olay gelişmektedir.

Avrupa Para Birliği (EMU), birlik içindeki ülkelerde sağlık, emeklilik, eğitim ve altyapı giderlerine kısıtlamalar getirmektedir.

AB’ye dahil ülkelerde giderek artan işsizlik Brüksel ve Frankfurt’un öngördüğü kısıtlamalardan kaynaklanmaktadır.

AB bir paradoks içerisindedir.

Politik birlik hedeflenmişken, yeni küresel hareketin yükselişi karşısında “ulusçuluk” düşüncesi güçlenmektedir.

Bioteknik ve bilgi iletişimi alanındaki devrimden güç alan küreselleşme hareketi karşısında, AB yerini ve görevini tarifte zorlanmaktadır.

Sadece küreselleşme karşısında değil, ne olduğu konusunda da fikir birliği bulunmuyor.

Yaratılmak istenen “Avrupa Birliği” varlığı kimilerine göre federalist, kimilerine konfederalist, bazılarına göre anti-federalist ve diğerlerine göre de sadece ekonomik serbest bölgedir.

Oluşturulmakta olan “birliğin” ne olduğu konusunda henüz tam bir anlaşma söz konusu değil.

AB’nin ne olmadığı konusunda hemen bir fikir birliği oluşturulmakta ise de, ne olduğu husufsunda bir araya gelmek o kadar kolay olmamaktadır.

AB kendisini, yani ne olduğunu tarif edemediği sürece anlaşılamamaktan kurtulamayacaktır.

AB kendisini, yani ne olduğunu tarif edemediği sürece anlaşılmamaktan kurtulamayacaktır.

AB bir, “insanlar birliği” midir, yoksa başka bir şey mi? Nasıl doğduğunu öğrenmek isteyen çocuğuna gerçeği söylemekte zorlanan aileler gibi AB’de bu tür sorular karşısında terlemektedir.

Başlangıçta, yani küçük ölçüde homojen olan 6 ülkenin birlikte yola çıktığı dönemlerde ortak politika öretmek ve uygulamak daha kolay oluyordu.

Doğru adım ve doğru zaman tespiti şansı o zamanlar mümkündü.

Üye sayısı 15’e çıkınca komplike yapı ve derinlik, isabetli karar alma imkanını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır.

Üye sayısı 25’e çıktığında sorun daha da büyümüştür.

AB’nin ajandasında üç önemli konu bulunmaktadır.

Birinci konu, milyonlarca yeni Avrupalıya güçlendirilmiş ortak tarım politikalarını nasıl uygulanabileceğidir. Böyle bir şansı ve imkanı kendisinde bulabilecek midir?

İkincisi, yeni üyeler de dahil edildiğine göre, ortak ekonomik ve sosyal uygulama meselesidir. Mevcut 25 üye arasında bu politikalar zor uygulanmaya başlanmıştır.

Fransa, İngiltere ve Hollanda, Anayasa referandumu, kamuoyu yoklamaları ve erteleme kararları ile sorunların su yüzüne çıkmasını sağlamışlardır.

Üçüncüsü de, birliğe dahil ülkelerin kabul edilebilir seviyede bir kalkınmaya sürdürebilmeleri için “mali” desteğinin bulunmamasıdır.

AB, ajandasında bulunan bu sorunlara cevap getiremediği takdirde, gelecekle ilgili umutlarını nasıl sürdürebilecektir?

Avrupa Birliği projesi kendi yaşamsal sorunlarını tarif edemeden küreselleşme ile gelen sermayenin süratlenen hareketliliği, teknolojik patlama, sanayi üretiminde yapısal değişimden kaynaklanan işsizlik, meseleleri ile karşı karşıya kalmıştır.

Yeni dönem sorunları kapıda dururken, AB geçmişinin ağırlığından ve yükünden kurtulamamaktadır.

Ekonomi, finansta ve bilgide küreselleşme bütün ulusal ve bölgesel gerçekleri etkilemekte, onlara yeni boyut getirmektedir.

Küreselleşme “Endüstriyel Toplum” sistemini, ulusal ve uluslar arası politik güçler dengesini ve sosyal ilişkiler yapısını derinden etkilerken Avrupa ve tabiatıyla AB ne yapacaktır.

Her şeyden önce Avrupa Birliği, küreselleşme ile gelen bu değişim hareketlerini çok iyi algılayabilmelidir.

Avrupa Birliği sadece para birliği olma yolundaki çabalarından vazgeçip ekonomik politikalar benimsemelidir.

Tek, bütünleşmiş ekonomik politikalar üretilmediği takdirde, Avrupa ekonomik şok ve krizlere düşme ihtimali ile yüzyüze kalabilecektir.

Diğer taraftan cevaplandırılması gereken çok önemli bir konu da, Avrupa Birliği genişleme sürecinde Türkiye ile ilgili gelinen noktadır.

Bu süreç şimdilik gerçeklere göre değil, çıkarlara göre işletilmektedir.

Kimse bu konuyla ilgili şu soruları cevaplandırmaya hazır görülmemektedir:

Birliğe girmeli midir? Yoksa özel statü mü verilmelidir?

Ne zaman girmelidir?

Nasıl girmelidir veya girecektir?

Kimileri girmelidir derken, bazıları da girmenin karşısındadır.

Ayrıca birliğe alınmanın bir maliyeti bulunmaktadır görüşü de vardır.

Küreselleşme, Avrupalı’ya “Avrupa kimdir” sorusunu sorduğu noktada, buna cevap bulunamaz ise “Avrupa Birliği” kavramı gerçek bir problem olacak, proje gerçekleşme yolunda sislere gömülecektir.

3 Ekim 2005 tarihinde, görüşmelere başlamadan önce, Avrupa külleri arasında kaybolmamak için, Türkiye bu ateşe elini sokarken çok dikkatli olmalıdır. Bir kez daha vakit çok geçmeden düşünmelidir. Yoksa, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan” olacaktır.