30 Eylül 2005

İNSAFA GELİNSİN!


Tuncer AKTAŞ
 

Ermeni soy kırımı iddiaları ile ilgili olarak Başbakan, Dış İşleri Bakanı ve Meclis Başkanı yaptıkları açıklamalarla son noktayı koydular. Bu açıklamalar devletin resmi tavrını da sildi. Yani anlamı açık bir şekilde tartışmasız olarak Osmanlı İmparatorluğunun Ermenilere soy kırım yaptığını Türkiye Cumhuriyeti kabul etmiş oldu.

Bu iftira ve yalanların devletimiz tarafından kabulü bir utançtır. Yapılan açıklamalarda tartışma konusunu ve çıkan sonuçun belli olmadığı ileri sürülüyor. Halbuki toplantıyı düzenleyenler konuyu da açık bir şekilde belirlediler, kamuoyuna açıkladılar. “konu 1915 yılında Osmanlı Devletinin Ermenilere karşı giriştiği soykırım toplantısıdır”

Bu başlığın tartışılacak bir yanı yoktur. Her şey apaçık ortadadır. Yapılan toplantıda Ermenilerin soykırıma uğradıkları ülkemizde teyit edilecektir.

İstanbul 4. İdare Mahkemesi , Boğaziçi Üniversitesinde yapılacak bu toplantıyı yürütmenin durdurulması kararı ile durdurdu. Bu bir yargı kararıdır. Mutlaka gerekçesi de vardır. Üzerinde tartışmaya , fikir yürütmeye gerek yoktur. Sanki her alanda ülkemizde demokrasi varmış gibi , Başbakanın Mahkeme kararını eleştirerek demokratik bir ülkede bu tür tartışmaların yanında olduğunu söylemesi , peşine de Dış İşleri Bakanının toplantının yapılması gerektiğini açıklaması ülkemizde tehlikenin hangi boyutlara ulaştığını açıkça ortaya koymaktadır.

Aylar önce meclis başkanı da bu toplantının mutlaka yapılması gerektiğini söylemişti. Devletin yönetim kademesi böylesine bir gerçek dışı olayı kabul etmiş olmaktadırlar.

Kıbrıs konusunda da aynı yanlışlığı yapan bu kişilerin , ülkeyi nereye götürdükleri endişe konusudur. Şimdi kamuoyu kaygıyla bekliyor. Kıbrıs’la ilgili olarak düzenlenen ek protokol mecliste oylanacaktır. Mecliste yapılan bu oylamada ek protokolün kabulü anlamında bir irade çıkarsa Kıbrıs Rum adası olacaktır. Milletvekillerinin üzerine düşen sorumluluk çok önemlidir. Ya, Kıbrıs Konusundaki ulusal direnç ve politika silinip, ada Rum adası yapılacaktır, veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yaşamını sürdürecektir. Bu iki önemli seçenek arasında özellikle Erzurum’un seçtiği yedi parlamenterin oyunu da endişeyle beklemekteyiz.

Bu açıklamalardan sonra gene esas konumuza dönelim.

Erzurum’da yaşamayan dede ve ninelerinden Ermenilerin 1914’den 1918’e kadar sistemli ve bilinçli olarak Türklere karşı giriştikleri katliamı duymayan insanlar yanlışlığa düşebilirler. Onlara tavsiyem mezalimi yaşayan yöreleri gezerek bura insanları ile ilişki kurup, toplu mezarları bizzat görmeleridir. Yazımın sonunda belgesel bir kaynağa atıfta bulunarak Türkiye’yi yönetenlerin bu bilgilere ulaşmasını diliyorum.

I.Dünya Savaşında işgal edilen Erzurum’da bulunan Rus Birliklerinin komutanı Yarbay T. Khalebof’ye ait anıları ibretle , ilgiyle okuyalım. “Yarbay Khalebof el yazısı ile kaleme almış ve günü gününe tutmuştur.

Yarbay Khalebof bunu el yazısıyla anlatmaktadır, bu anlattıkları dürüst bir Rus

Subayının harp ceridesidir :

“Erzurum’da ilk toplu öldürmeye 20 Şubat 1918’de girişmişlerdi. Topçu erleri halktan 270 kişiyi yakalamışlar, bunları soyduktan sonra Yakutiye Kışlası’nın hamamına doldurmuşlar. Ancak benim gayretimle bunlardan 100 kişi kurtarılmıştır. Bu işi Ermeni yedek subay Karagudayef adında bir vahşinin yaptığı anlaşıldı. Bu gün sokaklarda birkaç Türk öldürmüştü. 25 Şubat 1918’de Erzurum demiryolu istasyonunda bir kısım Ermeniler, silahsız ve itaatlı halktan on kişiden çoğunu kurşuna dizmişler, bunları korumak ve saklamak isteyen Rus subaylarını ölümle korkutmuşlar”

2 Mart 1918’de Topçu Alayı’nın bölgesi içindeki Tepeköy’ün kadın, erkek her yaştaki halkının öldürülmüş olduğunu duydum. O gün Antranik (Ermeni Generali ) Erzurum’a gelmişti. Kendisine bu toplu öldürmeyi bilerek yapanların bulunmasını söyledim (……) Şehirde bir dereceye kadar gürültü azaldı. Halkı tamamen öldürülen Türk köylerinde doğal olarak sesini çıkaracak insan kalmadı. Türk Ordusu’nun Ilıca’ya doğru geldiği anlaşılınca Ermeniler Erzurum’da halkı toplamaya başladılar. Özellikle 10 ve 11 Martta yakalamalar dikkati çekecek kadar arttı. 11/12 Mart gecesi Ermeniler Rus subaylarını aldatarak toplu öldürmeler yapıp Türk askerlerinin korkusundan kaçtılar. Kırım bir rastlantı şeklinde olmayıp planlı olarak yapılmıştır. O gece öldürülenlerin sayısının 3000’e ulaştığı yine Ermeniler tarafından övünülerek söylenmiştir.

Bir ayrım yapmadan , bütün Ermeni aydınlarının yapılan cinayetlerle ilgili olduğunu söylemek istiyorum. Bu yapılanların uygun olmadığını, tutulan yolun çıkmaz olduğunu doğrulayan Ermeni aydınlarına da rastladım. Hatta yalnız sözde değil, davranışlarıyla öldürmelere engel olan birçok Ermeni aydını vardı. Ancak bunlar çokluk içinde pek azınlık kalıyordu. Ermenilerin bir kısmı da, görünüşte yapılan cinayetlerin karşısındaymış gibi görünerek gerçekte fırsatını bulduğu zaman öldürmelere katılmakta gecikmemişlerdir.

Korktuğum başıma gelmişti. Rus subaylarının ve topçunun korumasında Ermeniler kaçmayı başarmışlardı. Rus subayları toplarını bizzat kendileri idare ederek taarruz edenleri (Türk askerleri) durdurmaya çalışırken , Ermeniler geride, toptan öldürmeleri yapıp kaçmayı başarmışlardı. İlk işim serbestçe kaçan cesur Ermenilere, son teşekkürlerini iletmek için, Mecidiye Tabyası’na koşup bunları şarapnelle güzelce bir selamlamak olacaktı ! Ancak kaçanların içinde hiç kabahati olmayan, bazı kimselerin de zarar göreceklerini düşündüğüm için bu fikirden vazgeçtim.

Cesur Ermeni piyadeleri geceden yararlanarak fırtına hızıyla Erzurum-Kars şasesinde kaçmayı başarmışlardı. Şayet hakiki fırtına olsaydı, bu kadar kısa zamanda Erzurum’u Ermenilerden temizleyemezdi. Gerek siperlerde ve gerek şehirde hiçbir yaralı ve ölü Ermeni kalmamıştır. Ne kadar inatla savunma yaptıkları da bundan bellidir ! Erzurum’da esir olanların özellikle Rus subayları olması dahi, Ermenilerin ne kadar büyük yararlıklar yaptıklarının bir kanıtıdır!

Türk Kıt’alarının Erzurum’u ele geçirdiklerini öğrenince yaverimle birlikte başvurarak burada bulunduğumuzu bildirdim. Rusya’nın Türkiye ile bin anlaşması olduğunu , ancak bu dakikada öğrendim. Yolda da gidip gelirken, bana rastlayan Türkler ellerime sarılarak hayatlarını kurtardığım için teşekkür ediyorlardı. Diğer Rus subaylarına da aynı şekilde teşekkür ediyorlardı. Çünkü, eğer Rus Subayları bulunmasaydı. Türk Ordusu Erzurum’u ele geçirdiği zaman , hiçbir canlı Türk bulamayacaktı.

Ermenilere soykırım yapıldığını ilan eden kişilere bu ibret belgesi bilgisizliklerinin giderilmesi amacı ile dikkatlerine sunulur. Dileğimiz yapılan büyük yanlışlıkların arkasından gelecek felaketleri devleti yönetenlerin düşünerek biraz kendilerine gelmeleri ve yaptıkları büyük yanlışlıklara son vermeleridir.

Kaynak : Hasan PULUR

27 Nisan 1985 tarihli

Milliyet Gazetesi