BEZDİRMEK

Mümtaz SOYSAL

MÜCADELEDE başvurulan taktiklerden biri de bezdirmektir. Mücadelenin her çeşidinde; ister savaş gibi çatışma, ister diplomasi gibi görüşme biçiminde olsun. Savaşta karşı topçunun tâciz ateşi hemen sonuç almaz ama, sürdürülürse sizi geri çekilmeye zorlayıp mevzi kaybettirir; diplomaside karşınızdakilerin sürekli itirazları sonunda ister istemez ortalama formül arayıp kendi doğrunuzdan uzaklaşır, çıkarınızdan ödün vermek zorunda kalırsınız.

Türkiye'de devrimci cumhuriyeti içlerine sindiremeyenler, başlangıçta cepheden karşı çıkmaya, açık muhalefetle, hatta isyanlar yoluyla onun önünü kesmeye ve eski düzene dönerek halifeliği falan geri getirmeye kalkışmışlar, başaramayınca da sinsi mücadeleye karar vermişlerdir: Önce demokrasi çerçevesinde ezanın ve Anayasa'nın dilini değiştirerek, sonra da şaşmaz bir sırayla, Silahlı Kuvvetler'e varıncaya kadar, cumhuriyetçi kurumların hepsini şurasından burasından örseleyerek, zayıflatarak, yıpratarak, bezdirerek.

Gerektiğinde dış güçlerle sinsi işbirliğine girişmeyi ihmal etmeden.

Çivisi çıkmış devlette bezdirme taktiğini uygulamak gitgide kolaylaşır.

Kamu yönetimi, artık, bu taktiğe heveslenenleri engellemek için değil, zaman zaman ve yer yer onları desteklemek için çalışır duruma sokulmuştur: ''Reform'' etiketi altında ve ''yönetişim'' gibi uyduruk yöntemlerle altyapısını değiştirerek, kritik mevkilere karşı-devrimi içten içe benimseyenleri atayarak.

Süreç, iç güvenlik sistemini de etkilemiştir. Küresel koşulların etkisiyle mafyaların kol gezdiği ve toplumun çürüdüğü bir ortamda, ''emniyet'' örgütünün başına en değerli insanlar da getirilse önlemler bir türlü dikiş tutmaz.

Daha feci olan, genel gidişin yargıyı etkilemesidir. Bozuk düzen yargıya, yargıca, savcıya olan güveni de sarstı. Daha doğrusu, karşı-devrimci iktidarlar bu güveni sarsıcı bir yığın yanlış adım atmış, yargıç bağımsızlığı ve güvencesi gibi yargıya olan güveni arttırıcı doğru adımları atmaktan hep kaçınmışlardır.

Bezdirmenin bir çeşidi, insanları haklı çıkmaktan bile bezdirmektir.

Ama, örneğin AB'ye tam üyelik uğruna her ödünü verenleri görünce ''Vermeyin, üye yapma niyetleri zaten yok'' demekten dilinizde tüy bitmişse, haklı çıkmaktan bezip ''Verin de ne belânız varsa görün'' diyerek köşenize çekilebilir misiniz?

Örneğin, özelleştirmelerdeki yanlışlığı, sakatlığı, hukuksuzluğu ispatta sürekli haklı çıkmaktan yorulmuşsanız, ''Bizden bu kadar, gerisini günü geldiğinde Yüce Divan'da anlatırsınız'' diyerek ve hele o yargı mekanizmasının da işlemediğini görünce bezerek pijamanızı giyip evde oturur musunuz?

Hayır, hiç ama hiç bezmemek gerekir.

Bezmek, bezdirme taktiklerine yenilmek demektir.

Bağımsızlığında dedenizin kanı, kuruluşunda babanızın emeği ve ufkunda çocuklarınızın geleceği yatan bir cumhuriyetin sinsice yıkılmasına göz yumabilir misiniz?