MÜCADELEDE
başvurulan taktiklerden biri de bezdirmektir. Mücadelenin her çeşidinde; ister
savaş gibi çatışma, ister diplomasi gibi görüşme biçiminde olsun. Savaşta karşı
topçunun tâciz ateşi hemen sonuç almaz ama, sürdürülürse sizi geri çekilmeye
zorlayıp mevzi kaybettirir; diplomaside karşınızdakilerin sürekli itirazları
sonunda ister istemez ortalama formül arayıp kendi doğrunuzdan uzaklaşır,
çıkarınızdan ödün vermek zorunda kalırsınız.
Türkiye'de
devrimci cumhuriyeti içlerine sindiremeyenler, başlangıçta cepheden karşı
çıkmaya, açık muhalefetle, hatta isyanlar yoluyla onun önünü kesmeye ve eski
düzene dönerek halifeliği falan geri getirmeye kalkışmışlar, başaramayınca da
sinsi mücadeleye karar vermişlerdir: Önce demokrasi çerçevesinde ezanın ve
Anayasa'nın dilini değiştirerek, sonra da şaşmaz bir sırayla, Silahlı Kuvvetler'e varıncaya kadar, cumhuriyetçi kurumların
hepsini şurasından burasından örseleyerek, zayıflatarak, yıpratarak,
bezdirerek.
Gerektiğinde
dış güçlerle sinsi işbirliğine girişmeyi ihmal etmeden.
Çivisi
çıkmış devlette bezdirme taktiğini uygulamak gitgide kolaylaşır.
Kamu
yönetimi, artık, bu taktiğe heveslenenleri engellemek için değil, zaman zaman ve yer yer onları
desteklemek için çalışır duruma sokulmuştur: ''Reform'' etiketi altında
ve ''yönetişim'' gibi uyduruk yöntemlerle altyapısını değiştirerek,
kritik mevkilere karşı-devrimi içten içe benimseyenleri atayarak.
Süreç,
iç güvenlik sistemini de etkilemiştir. Küresel koşulların etkisiyle mafyaların
kol gezdiği ve toplumun çürüdüğü bir ortamda, ''emniyet'' örgütünün
başına en değerli insanlar da getirilse önlemler bir türlü dikiş tutmaz.
Daha feci olan, genel gidişin yargıyı
etkilemesidir. Bozuk düzen yargıya, yargıca, savcıya olan güveni de sarstı.
Daha doğrusu, karşı-devrimci iktidarlar bu güveni sarsıcı bir yığın yanlış adım
atmış, yargıç bağımsızlığı ve güvencesi gibi yargıya olan güveni arttırıcı
doğru adımları atmaktan hep kaçınmışlardır.
Bezdirmenin
bir çeşidi, insanları haklı çıkmaktan bile bezdirmektir.
Ama,
örneğin AB'ye tam üyelik uğruna her ödünü verenleri görünce ''Vermeyin, üye
yapma niyetleri zaten yok'' demekten dilinizde tüy bitmişse, haklı
çıkmaktan bezip ''Verin de ne belânız varsa görün'' diyerek köşenize
çekilebilir misiniz?
Örneğin,
özelleştirmelerdeki yanlışlığı, sakatlığı, hukuksuzluğu ispatta sürekli haklı
çıkmaktan yorulmuşsanız, ''Bizden bu kadar, gerisini günü geldiğinde Yüce
Divan'da anlatırsınız'' diyerek ve hele o yargı mekanizmasının da
işlemediğini görünce bezerek pijamanızı giyip evde oturur musunuz?
Hayır,
hiç ama hiç bezmemek gerekir.
Bezmek,
bezdirme taktiklerine yenilmek demektir.
Bağımsızlığında
dedenizin kanı, kuruluşunda babanızın emeği ve ufkunda çocuklarınızın geleceği
yatan bir cumhuriyetin sinsice yıkılmasına göz yumabilir misiniz?