10 Nisan 2006

 

DÜNYA DÜZENİ İÇİN EGEMENLİK GEREKLİ Mİ?

Mahmut YILBAŞ

 

Dünyada insanlar milletler halinde kendilerini hissettikçe, hü­kümetlerin milletlerine mensup fertlerin ellerinde bulunmasını iste­melerinden daha doğal bir sonuç düşünülemez. Egemenlikten daha geçerli ve itibarlı başka bir politik mirastan söz edilemez. Böyle olunca da, dünya siyasal düzeni, egemenlik temeline dayalı olarak sürdürülecektir.

Peki, bu kötü bir şey midir? Cevap, her şeyden önce, kişinin, egemenliğin etkisini yorumlaması ile değer hükümlerine bağlıdır. Yeni dünya siyasal düzeninin daha değişik temellere dayanmasını isteyenlerin sayısı hiç şüphe yok ki az değil. Genel olarak bu düşüncede, egemen devletin gücünü içte ve dışta kötü kullandığı inan­cı yatmaktadır. Egemen devlet adına yetkiyi elinde bulunduran­lar böyle davranmayı         alışkanlık haline getirmektedir. Bunun için, egemenlik "kötü miras"tır.

Vatandaşlarına ve yabancılara karşı devlet adına çokça cinayet işlenmiş olması tartışılabilir. Ancak, devlet adına otorite kulla­nılması yok edildiğinde toplumun nasıl organize olacağı hiç de açık değildir. Sorumluluk taşıyan görüşler, bu hususu spekülasyon ola­rak göremezler. Çünkü, bu alandaki tüm spekülasyonlar egemenlik yerine, nasıl bir hükümet ve idari yapı getirileceği sorusunu açık bir şekilde cevaplandıramıyor. Karşı görüş olarak öne sürülenler ise, "küresel İş ortaklıkları"dır.

Peki, bu hallerde de güç veya otorite belirli grup veya kişilerin elinde olmayacak mı? Ayrıca, bu insanlar zaman zaman acımasız ve kalpsiz davranmayacak mı? Hayır diyenler, garanti göstermekte zorlanmaktalar.

Bu nedenle, önerilen, uygulanmakta olandan daha verimli ve uygun değildir.

Çünkü insanlar, en azından, politik liderleri egemenliğe sahip iseler muhafaza, sahip değil iseler elde etmek için büyük istek gös­terirler. Hatta, daha büyük entegrasyonlara (AB gibi) üye olmak için egemenliklerden feragat edenler dahi, bu kararlarından geri dönmek veya gerekli önlemler almak üzere uğraş vermekteler...

Politikalar ve politikacılar, birbirinden ne kadar ters olsalar bi­le, dünya düzeninin bir parçası olmayı isterler. Dünya siyasetinin oluştuğu her yerde seslerinin işitilmesini beklerler. Yani bir anlam­da diğerleri ile "oda" içerisinde ve "masa" etrafında bulunmaya önem verirler. Bir kısmı, seslerinin diğerleri kadar önemsenmediği­ni bilseler dahi, milletler arası kuruluşlarda bulunmayı, varlıkları için çok hayati bulurlar.

Bu imkanın da, egemen devlet olmaktan dolayı verildiğini de bilmekteler. Milletler arası tanınma ve saygı, egemen olmaktan geçmektedir. Böylece, bağımsız devletlerin milletler arası ilişkiler­de eşitlilikleri hukuken sağlanmaktadır.

Devletlerin egemenliklerinden tamamen veya bir bölümünden vazgeçmeleri, bu temel değerler dikkate alındığında, dünya politik sistemi açısından olası görülmemektedir.

Ancak, bunun karşısında olanlar, "Dünya Kola içmeye mec­bur" diyebilenler ise, "Türkiye, sadece Türklere bırakılamaya­cak kadar önemli bir ülke" görüşünü yaymaya çalışan, eğer özel bir misyonla yükümlü değil iseler, küreselleşme fantezisi ve fana­tizme kendilerini kaptıranlardır.

Montaigne'nin "Bırakın her ayak kendi ayakkabısına sahip olsun" sözünde ifade edildiği gibi, egemenlik vazgeçilmez ve terk edilemez niteliğini korumaktadır.

Çünkü günümüzde, dünyada başka bir politik müessese İnsan­lığın hizmetine henüz sunulamamıştır. Egemenliğin taşıdığı bu de­ğerler, dünya bütünlüğünü ve birliğini sağlayan yegane politik kav­ramdır; bu kavram milletler arası armoninin temelidir...