Gece sessiz…
Bir gariplik var, ortalıkta..
Hiç böyle olmazdı..
Arada bir, uzaklardan bir çakal sesi, uluması gelirdi..
Bilirdik, herkes kendi dünyasındadır..
Tilki ya bir kümes gözetliyor, ya da bir ağaca tünemiş bir celfin peşindedir..
Çakallar da bir çalıdan diğerine gidip gelmekte, yiyecek bir şeyler aramaktadır…
Bu gece, o gecelerden biri değil…
Dışarıda, karanlık, hem de zifiri mi zifiri..
Olağan üstü bir şeyler olacak gibi! Kalleşlik her tarafı sarmış.. ihanet
içeri sızmış…Hain pusular atılmış…
BİZİM-BAHÇE hiç böyle olmamıştı…
Ne geceler yaşanmıştı…
Ne baskınlar görmüştü…
Her defasında karşı koymasını bilmişti…
Çakal çakallığının, tilki tilkiliğinin haddini bilirdi…
Öyle, doğrudan kümese saldırmaya yeltenemezlerdi…
Kümeslere kadar gelmeyi bir tarafa bırakın, Dört –Kardeşler’in
yanına yaklaşmak hadlerine mi, adım atamazlardı…
Dört–Kardeşler’de ulular yatar, olarak bilinirdi…
Buraların, her şeye ve herkese karşı dokunulmazlığı vardı…
Böcekler bile girmezlerdi, saygılarından dolayı, Dört–Kardeş’e…
Ne oldu böyle?
Son zamanlarda, Dört–Kardeşler’de, kendi topraklarına sahip çıkamaz mı
oldular?...
Bu toprakların tekin olmadığı bilinirdi, herkes tarafından..
Altınında, üstününde sahibi olduğuna inanılırdı!..
Şimdi ne oldu da, Bizim–Bahçe eskisi kadar huzurlu değil, artık?..
KARABAŞ, çok tedirgin…
Hep, karanlığa delecekmiş gibi bakıyor!..
Arkadaşlarını, durmadan uyarıyor.
Onlar da huzursuz, hep ayaktalar!..
Sanki, bir şeyler olacak...
Çakallar bu kadar pervasızlaşabilirler mi?
Yoksa, bunlar komşu bahçede mi çoğalıyorlar?..
Sakallı Efendi’nin bekçi köpekleriyle işbirliği mi yapıyorlar?
Sakallı Efendi’yi sabah ark başında görmüştüm; bakışı hiç de güven verici
değildi..
Bir taraftan sakalını sıvazlıyor, diğer taraftan da bizim tarafa, şeytanca
bakıyordu…
Sakallı Efendi’ye dikkat etmeli… Hep söylüyorum ama, bizimkiler, özellikle
de çiftçibaşı sorun çıkmasını mı istemiyor; yoksa, bir
ilişkisi mi var hiç söylenenlere kulak vermiyorlar..
Neymiş efendim, eski komşularmış; olmaz olsun böyle komşuluk..
Bu adam hakkımızda hiç de iyi şeyler düşünmüyor; göreceksiniz, ilk fırsatta,
bize bir oyun oynayacak, onun hazırlığı içinde…
Geçenlerde, kümeslerinden biraz uzaklaşan bizim kazların bir kaç “palazını”
torbaya doldurup, kendi kümesine götürmüş. Karabaş’la iz sürüp bizimkileri
Sakallı Efendi’nin kümesinde bulduk. Bizimkiler, Sakallı Efendi’nin palazları
ile alt alta oyun oynuyorlardı, bizi görünce aldırmadılar bile…
Sakallı Efendi ilk defa, haberim yok, kendileri gelmiş olacaklar; bizimkilerde,
oralarını buralarını biraz gagalamışlar ama, görüyorsunuz sonra arkadaşça
oynuyorlar, diyecek oldu…
Sakallı Efendi, bizim Karabaş’tan çekinir, onun huysuzlandığını görünce,
“palazlarımızı” almamıza ses çıkarmadı.
Sakallı Efendi’nin bulunduğu bahçe de çok hareketli; orada da bir şeyler
dönüyor, olmalı…
Gidip gelenler çoğaldı..
Toplantılar yapıyor, kararlar alıyorlarmış.
Bizim buraya göz koymuşlar.
Bunu da “çerçeve” leyip bir “belgeye” de bağlamışlar.
Bu iş için görevlendirilmiş olan da varmış.
Onlar da, bu nedenle, işi azıtmışlar..
Bir iki tane olsalar, hiç önemli değil. Son zamanlarda sayıları çok arttı.
Kır çakallarına, kenttekilerde katıldılar. Kırdakilere yeni oyunlar öğretiyorlarmış.
Bu yetmezmiş gibi, uzak bahçelerden de gelen çakallar olmuş..
Bu gece uyanık kalmalı; dikkatli olunmalı…
Uğursuz bir baskına karşı yan yana bulunmalı; birlikte karşı koymalı...
BİZİM –BAHÇE hepimizin; ne Sakallı’ya, ne de çakallarına bırakılamaz!..
|