Avrupa Birliği’ndeki sahtekârlıkları,
rüşvet ve yolsuzlukları ortaya çıkardığı için işinden kovulan AB Sayıştay
Denetçisi Dougal Watt, 30 Nisan 2003 tarihinde, kamuoyuna
bir açık mektup yayımladı. AB’de kurumsal yolsuzluk ve rüşvet olaylarıyla
bunların örtbas edilmesini dile getiren bu mektubun tam metnini aşağıda
sunuyorum:
“ Tam bir yıl önce, Sayıştay’daki amirlerimin
görevlerini kötüye kullandıklarını ihbar edip, düdüğü çaldım. Dört gün
sonra Sayıştay’da benim iddialarımla ilgili bir toplantı yapıldı ve tüm
denetçilerden, benim iddialarımın doğru olup olmadığı yönünde oy kullanmaları
istendi. Gizli oylamada 204 meslektaşım, benim Sayıştay’da saptadığım,
işe alımlarda yakın akraba kayırmaları ve rüşvet alma suçlamalarımın doğru
olduğu yönünde oy kullandılar. Bundan yedi ay sonra, ya bir rastlantı
ya da başka bir nedenle, Sayıştay’ın bir eski üyesi ve yandaşları rüşvet
almakla suçlanıp Yunanistan ve Lüksemburg’da yargılanmaya başlandı.
3 Eylül 2002’de, önce Sayıştay’da yaptığım özel ve gizli bir görüşmede,
daha sonra da Avrupa Parlamentosu Bütçe Kontrol Komisyonu’nun Hanım Başkanı’na,
kayıtlara 1993 yılında intihar etmiş olarak geçen Avrupa Komisyonu üst
düzey yetkilisi Dr.Antonio Quatraro hakkında ayrıntılı
bilgi verdim. AB’nin iç bünyesinde yapılmış olan resmi soruşturmaların
yetersizliğini vurguladıktan sonra, Dr.Antonio Quatraro’nun ölümünün Belçika
polisi tarafından hala bir “faili meçhul cinayet” olarak
sınıflandırılmış olduğunu açıkladım. Bütün bu açıklamalarımın, bir ihbar
olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledim.
Tüm bu girişimlerimden hiçbir sonuç çıkmadı.
İngiltere Parlamentosu’nun Kamu Hesapları Komisyonu ile de yazıştım. Benim,
10 Şubat 2003 tarihli yazım üzerine, Bay Paul van Buitenen şöyle bir yorumda
bulundu:
“Birçok konu çok iyi incelenmiş. Elbette henüz eksiksiz sayılmaz, ama
bu biçimiyle bile, sağduyu sahibi herkesi, soruşturma açma düzeyinde ilgilendirmelidir.”
Özet olarak diyebilirim ki, son bir yıl içinde sunduğum kanıtlar, aşağıdaki
noktaların doğruluğunu ortaya koymuştur:
• Avrupa Komisyonu, AB fonlarında ortaya çıkan büyük ve hepsi belgeli
sahtekârlıkları desteklemiş, yardımcı olmuştur. Bu sahtekârlıklardan dolayı
ne Komisyon’dan ne de sahtekârlığa bulaşan Üye Devletlerden (örneğin İtalya
ve Yunanistan) yargılanan olmuştur.
• Komisyon’un kendi iç bünyesindeki soruşturma organı UCLAF, 1993’deki
“Antonio Quatraro Olayı” nda alınan rüşvetin yapısı ve boyutlarını örtbas
etmiştir. Dr. A. Quatraro’nun ölmeden hemen önce vermiş olduğu ifadeyi
gizlemiştir. O ifadede, Komisyon’un diğer üyelerinin de rüşvet almış oldukları
belirtilmekteydi. Dr.A.Quatraro’nun rüşvet alma olayında yalnız olmadığının
ipuçlarını veren bilgiler de göz ardı edilmiştir. Sonraları, UCLAF’ın
yerini alan OLAF da 2001 yılna kadar hep aynı politikayı sürdürmüştür.
Hem de bunu, Dr.A.Quatraro’nun ifadesini bilmelerine ve 2001 yılında Sayıştay’ın
olayla ilgili yeni kanıtlar sunmuş olduğundan haberdar olmalarına rağmen
yapmışlardır.
• Avrupa Parlamentosu hiyerarşisi 1993-2001 sürecinde, ‘Quatraro Olayı’
nın özü ve boyutları hakkında yanlış yönlendirilmiştir. Bunun sonucu olarak
da, olayın örtbas edildiğini kanıtlayan belgelere de ilgisiz ve duyarsız
kalmışlardır. Benim, Sayıştay hakkındaki iddialarım sonucu kurumun bünyesinde
bir soruşturma başlatılmışsa da, bu soruşturmanın sonuçları, anladığıma
göre, Avrupa Parlamentosu Bütçe Kontrol Komitesi’ne resmen iletilmemiş,
özel olarak verilmiştir. Bunun yanında, Komite’nin üyeleri benim tanıklığıma
başvurmamışlar, benim katkılarımı kabul etmemişlerdir. Bu soruşturmaların
yapılmasına neden olan ihbarcı olarak, Sayıştay’ın bana kin ve nefret
duyup sürekli takip ettirmesini de protesto etmemişlerdir. Kısacası, Sayıştay
yaptırdığı soruşturmadan beni haberdar etmemiştir. Benim soruşturmaya
katkımı istememiştir. Yaptığı soruşturmanın sonuçlarından beni haberdar
etmemiştir. Ama öte yandan, ihbarı yaptığım için bana disiplin cezası
verilmesi işlemlerini de sürdürmüştür.
• AB Sayıştayı, 1993 yılında ortaya çıkan ‘Quatraro Olayı’ nda, UCLAF’ın
göz boyadığını anlayamamıştır. Yeni kanıtlar ortaya çıktığında
da kararını yeniden gözden geçirmeyi reddetmiştir. Aralık 2001’de, Sayıştay
Başkanı’na kurumda görevli kişilerle ilgili yapmış olduğum tüm suçlamaların
kapsamını duyurdum, bir cinayet soruşturmasında ortaya
çıkan kanıtların OLAF ya da kendi amirlerimce dikkate alınıp takip edilmediğini
açıkladım. Hiçbir cevap verilmedi. Hiçbir sonuç alınmadı.
• İngiltere Maliye Bakanlığı ve İngiltere Parlamentosu Kamu Hesapları
Komitesi, AB Sayıştay’ındaki rüşvet ve yolsuzluklarla ilgili verdiğim
kanıtları dikkate almadı. OLAF’ın on yıl boyunca, ‘Quatraro Olayı’ nı
örtbas ettiğini kanıtladığım belgeleri de dikkate almadı. Daha önce çalıştığım
İngiltere Ulusal Denetleme Bürosu’nun, Sayıştay’daki yolsuzluklardan ve
görevi kötüye kullanma olaylarından haberdar olduğu iddialarımı da göz
ardı etti.
İddia ediyorum ki, ‘Quatraro Olayı’
nın tarafsız bir araştırması yapılır ve Sayıştay’daki rüşvet olaylarındaki
gerçekler ortaya çıkarılırsa; Avrupa Birliği’nin tüm organlarında görevin
nasıl kötüye kullanılmış olduğu bir bir su yüzüne çıkacaktır.
Artık AB’nin hiçbir akçeli hesabına güvenilemez, zaten Avrupa Komisyonu
Baş Muhasebecisi bunu resmen açıklamış bulunmaktadır.
Sayıştay’a da artık güvenilemez, çünkü rüşvet ve yolsuzluklara meydan
veren ve destek sağlayan makam orasıdır.
Sahtekârlıkları soruşturma dairesine de artık güvenilemez, çünkü bir Komisyon
üyesinin ölmesiyle sonuçlanan büyük bir rüşvet skandalını araştırmak bir
yana, olayı örtbas ettiler.
Avrupa Parlamentosu’na da artık güvenilemez, çünkü hem Sayıştay’daki hem
de OLAF’taki ciddi yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzerine gidemediler.
Ve öyle gözüküyor ki; İngiltere Maliye Bakanlığı, İngiliz Ulusal Denetim
Bürosu ve Kamu Hesapları Komitesi’ne bile artık güvenilemez, çünkü bu
devlet organları da İngiliz vergi mükelleflerinin paralarının nasıl çarçur
edildiğini sorgulama irade ve sorumluluğunu gösterememektedirler.
Bugüne kadar benim araştırmalarımın ve iddialarımın tek takipçisi, merkezi
Brüksel’de bulunan aylık ‘The Sprout’ dergisi olmuştur.
Daha da ileri giderek diyorum ki; ihbar ettiğim sahtekârlık, rüşvet ve
yolsuzluk olaylarına sorumlu makamların göstermiş olduğu ilgisizlik, olayların
kendisinden çok daha ciddidir! Çünkü olaylara resmi makamların ilgisiz
kalmasının önemi, aritmetik bir dizi olarak değil, geometrik bir dizi
olarak artmıştır. Hem ulusal hem de AB kurumları, birbirlerine bağlı olarak
olayların üzerine gitmekte etkisiz kalmışlardır. Kurumlar ve yönetimler
arasında ‘görevlerin ayrılığı’ ilkesinin bulunmasındaki mantık, yolsuzluk
ve usulsüzlükleri en aza indirmektir. Oysa yaşanan Quatraro ve Sayıştay
olaylarında, ciddi yolsuzluk ve usulsüzlükler ortaya çıkmış olmasına rağmen,
olaylara bulaşan kurumlar ortaya koyduğum tüm kanıtları inceleme fırsatına
ve zamanına bol bol sahip oldukları halde, içlerine kapanıp başlarını
kuma gömmeyi yeğlemişlerdir. Bu durum karşısında şu soruyu sormak kaçınılmazdır:
Böylesi büyük boyutlu yolsuzluk ve usulsüzlükler örtbas ediliyor ya da
hiç önemsenmiyorsa, daha küçük boyutlu yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ciddi
olarak ele alınması olasılığı bulunabilir mi?
Bize yukarıdan hep şu güzel haber verilir: ‘AB’de işler yolunda’.
Evet, AB’nin kendi kurumları arasında ilişkiler çok iyi. AB kurumları
ile ulusal organlar arasında, farklı hukuksal ve siyasal sorumluluklar
nedeniyle zaman zaman anlaşmazlıklar çıksa da, hemen sesiz bir biçimde
çare bulunuyor, tarafların hepsi memnun ve mutlu oluyor.
Kötü haber ise şu: Tüm bu mutlu birliktelikler, adalet ve hesap verme
ilkeleri kurban edilerek sağlanıyor!
Önerim şudur: Avrupa Parlamentosu, Sayıştay’ın bünyesindeki tüm soruşturmalardan
haberi olduğunu kamuoyuna duyursun. Bu soruşturmalarda suçlu ya da kusurlu
bulunanlar hakkında, uluslar üstü kamu davası açılsın.”
Saygılarımla,
R.Dougal Watt, CPFA
30 Nisan 2003”
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini gerçekleştirmesine
yardımcı olmak için Sosyal Demokratlar, Türkiye-Avrupa Vakfını kurdular.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile her alanda bütünleşmesini amaçladıklarını
söyleyen Vakıf, ana hedefi de şöyle ortaya koymuştu:
“Amaç çağdaş medeniyet.”
İşte, buyursunlar çağdaş medeniyete! |