19 Ekim 2005

EN GEYİK MÜZAKERE...


Nilgün CERRAHOĞLU
 

Türkiye'ye ayak basar basmaz hafifledim. Gurbet ellerde ''çerçeve belge'' falan diye kendime lüzumsuz zulüm etmiş, kuruntu yapmışım. Ursula Plassnik meğer aslında bizi çok severmiş. Avusturyalı bakanın Türkiye aşkının kanıtı gardırobundan eksik etmediği Zeugma motifli tişörtlermiş. Atıl Kutoğlu böyle demiş.

Derken ''hayati önemde'' (!) bir başka habere rastladım: Joschka Fischer , AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn 'e ''Mustafa'' lakabını takmış. ''Finli bir Mustafa Kemal'' imiz var artık! Yaşasın. Genişlemeden sorumlu komiser bizi artık bizden çok düşünür. Sırtımız yere gelmez. Plassnik'i de ''Zeugma tişörtleriyle'' kafaladık mı tamamdır.

Üç aydır yurtdışında olduğumdan, geyik muhabbetinin ne demek olduğunu unutmuşum. Türk gazetelerini elime alır almaz yüreğime su serpildi. Derin bir nefes aldım. Bu ''neşemize limon sıkmak kimsenin haddine düşmemiştir!'' azmi bizde varken ''hazım sorunu'' falan.. havamızı bozamaz. AB tarihin en ''geyik müzakeresini'' Türkiye ile yapacak. Geyiğe biz alışığız. Onlar düşünsün.

'Kendi kendimize inancımızı yitiriyoruz!'

Portekiz Dışişleri Bakanı Diogo Freitas do Amaral , henüz ısınma turlarında olduğundan ilk gün biraz ''mide bulantısı'' çekmiş ve gazetecilere ''Böyle şey olmaz!'' demiş: ''Yalnız dünya değil kendi gözümüzde, kendi nezdimizde inandırıcılığımızı yitiriyoruz! Ne zaman Türkiye için eşik oluşturan bir karar alınacak olsa, bir ya da birkaç ülke son dakikada masaya önemli itirazlar getiriyor. Bu iş, tüm ciddiyetini yitiriyor.''

Portekizli bakan ''Türkiye için masada tüm kurallar değiştiriliyor!'' diyor ve buna isyan ediyor. ''El Pais'' (3 Ekim), bakanın ''Türkiye'ye yapılan haksızlığa karşı öfke duyduğunu'' yazıyor. Niye? Freitas do Amaral ''aynada kendi yüzüne bakamaz hale gelmekten'' korkuyor!

Bizde böyle bir endişe yok. Do Amaral'ın ''öfkesini paylaşanı'' , burda hemen ''Avrupa aleyhtarı'' diye haşlayıp paylayıveriyorlar. Ne marjinalliğiniz kalıyor, ne faşistliğiniz...

Avrupa aslına bakarsanız biraz da bu ''pişkinlik'' ve ''yüzsüzlükten'' çekiniyor. Türkiye karşıtları arkamızdan ''Ne yapsak, ne desek bunları engelleyemiyoruz. İstenmediklerini anlatamıyoruz!'' diye hayıflanıyor. Çerçeve belgedeki ''yakası açılmadık şartlar'' , biraz da bu kaygının sonucu. ''İyisi mi gardlarımızı şimdiden belgelere geçirip sağlama alalım...'' diye düşünüyorlar.

'Türkiye'nin özel şartları...'

''Onurlu duruş-oturuş'' retoriğinden söz etmiyorum. Ama ''tutarlılık'', ''hakkınızı kavramak'' ve ''sahip çıkmak'' farklı bir şey. Avrupa kontratının ''olmazsa olmaz'' ilk temeli bu. ''Hak'' ve ''hukuku'' içselleştiremeyen Avrupalı olamaz. Demokratik özgürlüklerden insan haklarına dek her şey buna endeksli.

AP'nin eski üyesi Ozan Ceyhun , bakın ''AB Haber'' de ne diyor:

''Yıllardır AB-Türkiye ilişkilerinde Türkiye'nin AB üyeliğini savunmuş, bu amaçla koşturmuş ve başka alternatif olmadığını dile getirmiş biri olarak ilk defa 3 Ekim 2005 günü 'Keşke' dedim, ' Abdullah Gül uçağa binip gelmese ve Türkiye haber gönderse, biz onca yıl bekledik, gerekirse birkaç ay daha bekleriz. Siz AB olarak bir kenara çekilin de ilk önce aranızda anlaşın. Sonra müzakereleri başlatırız' diye...''

Ozan'la pazartesi gecesi aynı duyguları paylaştım. AB'yi bilen ve tanıyanların bu duyguyu yaşamamış olması imkânsız. Türkiye'ye verilen ''çerçeve'' , baştan sona ''nevi şahsına münhasır'' bir belge. İlk ek (EU Opening Statement For Accession Conference with Turkey) bu saptamayı açıkça kayda geçiriyor: ''Müzakere Çerçeve Belgesi, beşinci genişleme, müktesebat ve Türkiye'nin özel şartları ile spesifitesi düşünülerek hazırlanmıştır!''

Bitti! 17 Aralık kararları da dahil olmak üzere, Helsinki'den bu yana tüm zirve kayıtlarında geçen, Ankara'nın çok önemsediği: ''Türkiye, tüm diğer adaylarla eşit kriterlerde birliğe üye olmak hakkına sahiptir!'' cümlesi Lüksemburg'da yok. Tebahür etmiş...

''Diğer adaylarla eşit kriter''
, Türkiye için aranan şart değil artık. Türkiye'nin yolu, geçmiş genişlemelerden böylece artık ayrılmış ve ''özel şartlar'' resmi belgelere geçmiştir. ''Üyelere eşit muameleden'' geçen AB'nin en asli, en temel kuralı böylelikle çöpe atılmış ve Türkiye ile yeni bir gelenek başlatılmıştır.

Ankara ile bundan böyle her türlü ''özel şart'' konuşulabilir. Hayırlı geyikler!