Çıkış hedefinden uzaklaştırılan insanlarla
ve örgütlerle dolu siyasi tarih.
En belirgin örnek Hitler’in yola çıkışı. Nasyonal sosyalizmden yola çıkmış
sonunda ırkçı olmuş. Sanki tüm ulusal solcular da onun gibi son tahlilde
ırkçı olurmuş gibi de bir mesaj yaratıldı. Hitler’in nasıl bu yola girdiği
arkasından onu ittiren gücün savaş patronları olduğu hiç konuşulmuyor.
Tekeller onunla, İsrail’in kurulması dahil, bir çok siyasi planı daha
gerçekleştirdi. Sonuçları bugünümüze bile şekil vermektedir. (Almanya’da
halen, savaş yıllarında Yahudi tutuklu işçi çalıştıran şirketler ceza
olarak İsrail’e para ödemektedirler. Ancak Yahudi şirketler bu cezanın
dışında tutulmaktadır.) Savaşın sonuçları en çok Yahudilerin işine yaramış?!
Bakıyoruz Apo’nun idamını en çok isteyen bir siyasi parti,
Apo’yu idamdan kurtaran yasayı çıkartıyor. İktidarı Amerikancı bir yönetime
devretmeye yarayan erken seçim kararı aldırtıyor. Apo’yu besleyen, sevr
haritaları çizen AB’ye girmek için onurlu giriş mitingleri yapıyor. Oysa,
Apo’ya tepki oylarıyla seçim kazanmıştı.
Bakıyoruz AB Hıristiyan kulübüdür diyen bir siyasi parti AB’ye girmek
için her şeyi yapıyor, en büyük Hıristiyan dostu oluyor,
medeniyetler(!) buluşması adıyla papazlarla içli dışlı, şirket ortaklıkları
dahil her şeyi yapıyor. O da iktidar olurken AB’ye tepki oylarını alarak
seçilmişti.
Bakıyoruz Atatürkçü bir parti Atatürk öldükten (veya
öldürüldükten) sonra İngilizlerle içli dışlı oluyor, toprak reformunu
rafa kaldırıyor, ABD danışmanlarını getiriyor ve bir daha kendisi de iktidar
olamıyor. Cumhuriyetin koruyucusu olarak kendine tarihi görev veriyor
ama halkçılık ve devletçilikten vaz
geçiyor.
Bakıyoruz Türkçülük diye bir akım antiemperyalist
bir çizgide Türk bağımsızlık savaşının ruhunu şekillendirmiş, daha sonra
anti komünizm diye bir yere oturmuş ve bağımsızlıktan yana olanlara karşı
kullanılıyor, Maraş’ta, Çorum’da alevi inançlı insanlara saldırtılıyor.
Türkçü olmak ırkçı saldırgan olmaya dönüştürülmüş halde.
Bakıyoruz antiemperyalist birisi askeri yönetimden kaçıp batıda sığınmacı
oluyor ve sonra Türkiye karşıtı oluveriyor.
O askeri yönetimi başımıza musallat eden batılı emperyalist ülkelerdi.
Gidenlerin içinde onlara tam teslim olanlar oldu, ülkelerine karşı demeçler
verdirildiler. Diyemediler ki “Sizdiniz bizi iç çatışmalara ve askeri
yönetimlere sevk eden. Bu yolla kendi kucağınıza doğru sürükleyip ağınıza/avucunuza
düşürmek istediniz bizi. Ödüller veriyorsunuz bize şimdi size iyi hizmetimize
karşılık.”
Diyemez, derse o ödülü alamaz. Bunlardan biri de benim öğretmen okulundan
sınıf arkadaşım Karslı Muzaffer Oruçoğlu. 1980 sonrasında yurtdışına gitti,
şimdi Avustralya’da sığınmacı oldu. Ressam ve romancı olarak yaşıyor.
(1970’de İbrahim Kaypakkaya ile birlikte ABD üslerini vurmaya hazırlanırken
tutuklanmıştı.)
Sığınmacılığın tek şartı vardır, ülkende can güvenliğin yoksa kabul edilirsin.
Bu andan itibaren ülkenin aleyhine çalışmaya hazırsın demektir. Büyük
bir direnç göstermen gerekir onların ekmeğine yağ sürmemek için.
Muzaffer Oruçoğlu’na geçen yıl Avusturya parlamentosundan “en iyi amatör
yabancı ressam ödülü” gibi uyduruktan bir ödül verildi. Ödül töreninde
konuşan parlamenter “Böyle bir ressam, ülkesinde özgürce resim yapamıyor!”
dedi ve Muzaffer Oruçoğlu bunu yuttu, ödülü kabul etti.
İşte bir örnek de bu eski okul arkadaşım; ABD emperyalizmine karşı bir
noktadan seni alıp ülkene karşı bir noktaya taşıyıveriyorlar.
Bunu nasıl başarıyorlar dersiniz? “Bana kaç, sende demokrasi yok”
tuzağı.
Özetle; emperyalizmle aynı yatağa girilmez, girersen ondan bir çocuk doğurursun!
Ev ödeviniz: Kanada ve İngiltere “Aleviyim, can güvenliğim yok”
diyenleri kabul ediyor, sizce neden? (İnanması zor, Azerbaycan’dan gidenler
için bile bu geçerli!)
|