24 Ekim 2005

PAZARLAMACILIK


Mahmut YILBAŞ
 

Satıcılık da denir…

Çok çeşitleri bulunur…

Toptancısı ve perakendecisi vardır…

Çoğu işe, işportacılıkla başlar…

İki kulplu bir sergi, üzerinde Mahmutpaşa’dan mallar, gür bir ses ve işlek bir köşe başı…

Bir taraftan gırtlak gösterisi, diğer taraftan gözler zabıta kovalar.

İşportacılıkta çığırtkanlık ve taban yağlama, olmazsa, olmazlardandır.

Çerçicilik, başka bir tür pazarcılık türüdür…

Cıncık-boncuk biraz da ufak tefek ev araç gereci ve bir de merkep, sonra köy köy dolaşırlar. Şimdiler de bu tür pazarcılara pek rastlanılmıyor, yerlerini motorlu taşıtlılar aldılar. O pazar, bu pazar; o kasaba bu kasaba dolaşırlar, elden düşme eski model bir kamyonet veya minibüsle.

Birde at cambazları vardır.

Geçmişte çok muteber bir meslekti.

Hayvan pazarlarında boy gösterirler, alıcı ile satıcı arasını bulurlardı. Her ikisinin elini tutar, anlaştırana kadar saatlerce, kolları kopana kadar sallarlardı. Bunlar hem satıcıdan ve hem de alıcıdan ayrı ayrı komisyonlarını alırlar, bu işten iyi para kazanırlardı.

Şimdilerde pazarlama şekli de, pazarlamacı tipi de değişti…

Internet çıkalı, pazarlama işi de yeni bir şekil aldı!

Internet üzerinden neler, ama, neler pazarlanmıyor ki...

Bu pazarda her şeyin piyasası bulunur.

Kendini pazarlayanların siteleri bile var.

Renk, renk. Sarışını, esmeri, kumralı, kızılı, kestane renklisi, aklınıza ne gelirse var, yok yok…

Yeter ki satmaya, satılmaya, bir kere niyet edilsin, karar verilsin.

Fikir satılır, düşünce satılır, kalem satılır, fırça satılır, ekran satılır, köşe satılır. Bunlar yetmezse profesyonelce, bedensel hizmetlerde bile bulunulur. Ve de hizmetleri açıkça piyasaya sürülür, hem de gurur duyularak.

Yalakalık, yataklık, yağmacılık, döneklik, fırlamacılık, fırıldaklık, işbilircilik, pazarlama yapan tarafından büyük bir maharetle kullanılır.

Küresel pazarlamacılık şimdi böyle yapılıyor.

Sadece özel alanda değil kamuda da pazarlamacılık yeni bir sektör haline gelmiş, getirilmiştir.

Adına da, özelleştirme denmektedir…

Özelleştirme diye, kamu adına ne varsa, üçüne beşine bakılmadan satılmaktadır.

Bu işi “tanrı buyruğu” haline getirenler var…

En yeni örneklerine, OGERİZM ve OFERİZM denilmektedir.

Veliahtlarla, şeyhlerle yapılıyor.

Kimileri çıkıp “babalar” gibi satarım diyor; sanki toprağa tohum, gübre saçar gibi, kamu mallarını önüne gelene veya aranıp bulunup koluna girilenlere satıveriyor…

Zamanla bu iş öyle bir durum alıyor ki, aralarında en “Büyük Baba” yarışı bile oluyor. Pazarlama tutkusu gün gelip “histeriye” dönüşebiliyor.

Değme doktorlar bu duruma, “çivilenmekten” korktukları için, bir teşhis koymaktan çekiniyorlar.

Artık, öyle bir hal oldu ki, herkes işi gücü bırakıp, bir şeyler pazarlamak için orda burada dolaşır hale geldi.

Bazen içeride işler kesat gider, müşteri darlığı çekilirse dışarılara, çok uzaklara; Çin’e, Maçın’a bile gidilmektedir.

Kimileri, bu amaçla ev ve barkın yolunu bile unutmaktalar…

Bazıları ise bu işi ev halkıyla, çoluk-çocuk hep birlikte yapmaktalar. Hem de, pazarlayacak şey bulmakta hiç zorlanmadan...

Bu aile boyu pazarlamacılık işinde unutulmayan üstad-ı kiramlar gelmiş geçmiştir. Onlardan çok şey öğrenmiş olanların bazıları icra-i faaliyetlerini hala sürdürmektedir. Hatta, rivayet olunur ki, bunlardan biri hala “pazarlama” işinde yönetici, yol gösterici imiş. Danışılmadan hiçbir şey satılıp alınmazmış.

Öyle deniliyor ama “bal tutan parmağını yalar” ve “boynuz kulağı geçer” sözleri hiç de yabana atılmamalıdır. Bu nedenle, pazarlama işi geçmişte ek bir meşguliyet olarak görülürken, şimdiler de asli ve asil bir anlama kavuşmaktadır.

Tartışılan sadece, komisyonculuk tarafı…

Alınıyor mu, alınmıyor mu?

Alınıyorsa ne kadar alındığı…

“İbadet de gizli kabahat de” sözü bizde varken, bu da bir mesele mi, yani?

Sonra “Demirbaşa” kayıt edilir, ortada sorun da kalmaz!..