12/04/2006

ŞECAAT ARZEDERKEN...

Ali SİRMEN

DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk 'ün adına bakanlar, burada bir dizgi yanlışı olduğunu düşünebilirler. Gerçekten de ''Ahmet Bey'in soyadı, aynı harflerle yazılan başka bir sözcük olmalıydı, eylemi bunu gösteriyor'' diyenlere karşı söyleyecek fazla bir şey bulamazsınız.

Kimileri de ülkemizde sözün özü yansıtmadığı günlerde (hoş şu sıralarda da tam yansıtmıyor ya!..) seçilmiş olan bu soyadda bir etnik takıyye arayabilirler. Gerçek bunların hepsinin dışında, Ahmet Bey Türk aşiretinden olduğu için taşıyor bu adı.

Ahmet Türk, DTP'nin Eşbaşkanı, öbür eşbaşkan da Aysel Tuğluk . ''Bu eşbaşkanlık kurumu da nereden çıktı?'' diyebilirsiniz. Ama unutmayınız ki bunlardan biri kırsal kesimi ve dağda faaliyet gösteren, başı şu sırada İmralı'da bulunan gücü, öbürü de bunun kente yansımasını temsil ediyorlar.

Ahmet Bey ikinci kesimin temsilcisi olarak Eşbaşkan.

Durum böyle olunca, iki eşbaşkan, Aysel Hanım ile Ahmet Bey'in eşit başkanlar olduğunu söylemek mümkün mü dersiniz? Hangi eşbaşkanın, daha eşit olduğunu de takdirinize bırakırım.

Tabii olay yalnız bunlarla sınırlı değil, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 'ın da belirttiği gibi, kimi belediye başkanları da işin içindeler. Deniz Bey haklıdır. Bu konuda doğru tanı koymadan, sorunu ne tam olarak görebilir, ne çözüm yolunda ilerleme sağlayabilirsiniz...

Demokrasi talepleri öne sürerek takıyye yapan DTP, Başbakan Tayyip Erdoğan 'dan görüşme isteminde bulunuyor. Tayyip Bey bu konularda kaçın kurası? Haklı olarak bir koşul öne sürüyor:

- Sen, diyor, önce terörü kına! Sonra gel görüşelim!

Başbakan cin gibi adam. Gayet iyi biliyor ki teröriste ''gerilla'' diyenler, terörü kınamaz, kınayamazlar.

Ama sırtlarını teröre dayayarak ''demokrasi'' tartışması yaparlar.

Saflar da onlara kanarlar, daha fazla demokrasi, daha iyi ekonomik koşullar, daha fazla özgürlük, kişisel temelde kültürel özgürlükler olursa sorun çözülür sanırlar.

Son günlerde, bu konuda röportaj yapan Avrupalılar da hep aynı şeyleri söylüyor; kültürel haklar verilirse, acaba bu olaylar önlenir veya hiç değilse yavaşlar mı diye soruyorlar?

Ya bu konuyu bilmiyorlar, ya gerçekleri görmek istemiyorlar, ya aptallık ediyorlar ya da bizleri etnik sorunları hiç bilmez, dünyayı görmez aptallar sanıyorlar.

DTP'liler, Başbakan'ın restini göremiyorlar, terörü tabii ki kınayamıyorlar.

DTP'liler terörü kınayamıyorlar, ancak iki eş, ama eşit olmayan Başkan Aysel Tuğluk ile Ahmet Türk, bir basın toplantısı yapıyor ve diyorlar ki:

- Hamas ile konuştun, bizimle neden konuşmuyorsun?

Mantık mükemmel, terör örgütü ile konuşmuyorsan, Hamas ile nasıl konuştun?

Terör örgütü Hamas ile görüşüyorsan, bizimle neden görüşmüyorsun?

Adamlar doğru söylüyorlar, ''Biz terör örgütü değiliz'' demiyorlar. Başbakan'ı terör örgütleri arasında ayırım yapmakla suçlayıp, köşeye de sıkıştırıyorlar. Bu arada kendi suretlerini de gizlemeden ortaya koyuyorlar.

Hani eskilerin bir sözü vardır, ''Şecaat arzederken merd-i Kıpti sirkatin söyler'' diye. Yani Kıptinin merdi, bağlılık bildirirken, aslında taksirini söyler anlamına... DTP'nin yanıtı tümüyle deyime uyuyor.

Doğrusu kendilerini zekâları ve açık sözlülükleri dolayısıyla kutlamamız gerekiyor. Hem dürüst hem de zekice bir çıkış yaptılar, kimseyi kandırmaya çalışmadan Başbakan'ı köşeye sıkıştırdılar.

Ama göz ardı ettikleri bir tek şey var. Başbakan'ın yanlışı kendileriyle görüşmemesi değil, Hamas ile görüşmesiydi.

Yani zeki açık sözlülükle, muhataplarını köşeye sıkıştırdılar, ama kendileri herhangi bir puan kazanamadılar.

''Hasma puan kaybettirmek de yeterli bir marifettir'' diyorlarsa, o başka.