DTP Eşbaşkanı Ahmet
Türk 'ün adına bakanlar, burada bir dizgi yanlışı olduğunu düşünebilirler.
Gerçekten de ''Ahmet Bey'in soyadı, aynı harflerle yazılan başka bir sözcük
olmalıydı, eylemi bunu gösteriyor'' diyenlere karşı söyleyecek fazla bir
şey bulamazsınız.
Kimileri de ülkemizde sözün özü yansıtmadığı
günlerde (hoş şu sıralarda da tam yansıtmıyor ya!..)
seçilmiş olan bu soyadda bir etnik takıyye arayabilirler. Gerçek bunların hepsinin dışında,
Ahmet Bey Türk aşiretinden olduğu için taşıyor bu adı.
Ahmet Türk, DTP'nin
Eşbaşkanı, öbür eşbaşkan da
Aysel Tuğluk . ''Bu eşbaşkanlık kurumu da nereden
çıktı?'' diyebilirsiniz. Ama unutmayınız ki bunlardan biri kırsal kesimi ve
dağda faaliyet gösteren, başı şu sırada İmralı'da bulunan gücü, öbürü de bunun
kente yansımasını temsil ediyorlar.
Ahmet Bey ikinci kesimin temsilcisi olarak Eşbaşkan.
Durum böyle olunca, iki eşbaşkan,
Aysel Hanım ile Ahmet Bey'in eşit başkanlar olduğunu söylemek mümkün mü
dersiniz? Hangi eşbaşkanın, daha eşit olduğunu de
takdirinize bırakırım.
Tabii olay yalnız bunlarla sınırlı değil, CHP
Genel Başkanı Deniz Baykal 'ın da belirttiği gibi,
kimi belediye başkanları da işin içindeler. Deniz Bey haklıdır. Bu konuda doğru
tanı koymadan, sorunu ne tam olarak görebilir, ne çözüm yolunda ilerleme
sağlayabilirsiniz...
Demokrasi talepleri öne sürerek takıyye yapan DTP, Başbakan Tayyip
Erdoğan 'dan görüşme isteminde bulunuyor. Tayyip Bey
bu konularda kaçın kurası? Haklı olarak bir koşul öne sürüyor:
- Sen, diyor, önce terörü kına! Sonra gel
görüşelim!
Başbakan cin gibi adam. Gayet iyi biliyor ki
teröriste ''gerilla'' diyenler, terörü kınamaz, kınayamazlar.
Ama sırtlarını teröre dayayarak ''demokrasi''
tartışması yaparlar.
Saflar da onlara kanarlar, daha fazla demokrasi,
daha iyi ekonomik koşullar, daha fazla özgürlük, kişisel temelde kültürel
özgürlükler olursa sorun çözülür sanırlar.
Son günlerde, bu konuda röportaj yapan
Avrupalılar da hep aynı şeyleri söylüyor; kültürel haklar verilirse, acaba bu
olaylar önlenir veya hiç değilse yavaşlar mı diye soruyorlar?
Ya bu konuyu bilmiyorlar, ya
gerçekleri görmek istemiyorlar, ya aptallık ediyorlar
ya da bizleri etnik sorunları hiç bilmez, dünyayı
görmez aptallar sanıyorlar.
DTP'liler, Başbakan'ın restini göremiyorlar, terörü tabii ki
kınayamıyorlar.
DTP'liler terörü kınayamıyorlar, ancak iki eş, ama eşit olmayan
Başkan Aysel Tuğluk ile Ahmet Türk, bir basın toplantısı yapıyor ve diyorlar
ki:
- Hamas ile
konuştun, bizimle neden konuşmuyorsun?
Mantık mükemmel, terör örgütü ile
konuşmuyorsan, Hamas ile nasıl konuştun?
Terör örgütü Hamas
ile görüşüyorsan, bizimle neden görüşmüyorsun?
Adamlar doğru söylüyorlar, ''Biz terör
örgütü değiliz'' demiyorlar. Başbakan'ı terör örgütleri arasında ayırım
yapmakla suçlayıp, köşeye de sıkıştırıyorlar. Bu arada kendi suretlerini de
gizlemeden ortaya koyuyorlar.
Hani eskilerin bir sözü vardır, ''Şecaat arzederken merd-i Kıpti sirkatin
söyler'' diye. Yani Kıptinin merdi, bağlılık
bildirirken, aslında taksirini söyler anlamına... DTP'nin
yanıtı tümüyle deyime uyuyor.
Doğrusu kendilerini zekâları ve açık
sözlülükleri dolayısıyla kutlamamız gerekiyor. Hem dürüst hem de zekice bir
çıkış yaptılar, kimseyi kandırmaya çalışmadan Başbakan'ı köşeye sıkıştırdılar.
Ama göz ardı ettikleri bir tek şey var.
Başbakan'ın yanlışı kendileriyle görüşmemesi değil, Hamas
ile görüşmesiydi.
Yani zeki açık sözlülükle, muhataplarını
köşeye sıkıştırdılar, ama kendileri herhangi bir puan kazanamadılar.
''Hasma puan kaybettirmek de yeterli bir
marifettir'' diyorlarsa, o başka.