12/07/2006
ENERJİDE BİLİNÇSİZ
ÖZELLEŞTİRMELERİN SONUCU ….
Ömer SUNMAN
Dostlarım,
Yazılarımı izleyenlerinizin hatırlayacağı gibi iki
husustan hiç hoşlanmam ama maalesef her ikisini de giderek daha sık tekrarlamak
zorunda kalmaktayım.
Bunlardan birincisi bizde özelleştirme adı altında yapılan
“nerdeyse bedelsiz devretme ve yok edilişine göz yumma veya maliyetinin en az
iki misli ile yaptırıp devralma” işlemleridir.
İkincisi de “ben bunu daha önceden tahmin etmiş ve
yazmıştım” tarzında övünmeler, hatırlatmalardır.
Bu kez de son enerji kesilmesinin ardından yapılan
açıklamalarla hiç istemediğim bu iki hususun gerçekliği ortaya çıkıverdi. Beni
asıl üzen esas yetki ve imkan sahiplerinin neden bu konularda bu derece
basiretsiz oldukları ve bu basiretsizliğin de savunmasını yapma gayreti ile
abesle iştigale devam etmekte oluşlarıdır.
Konuyu özel enerji üretim tesisleri “ağırlıklı olarak
tabii gaz ,kısmen de fuel oil
yakan santraller” sahipleri adına konuşan bir yetkilinin net açıklamaları ile
özetlersek;
Yap-işlet veya Yap-İşlet-devret yöntemi ile tesis edilmiş
ithal yakacağa dayalı bu santraller ister co-generation,ister sadece elektrik enerjisi üreten tipte
olsunlar önce sadece TEK şebekesine enerjiyi belli bir ücretle satmak esasına
göre yapılan anlaşmalarla tesis edilip hızla devreye alınmışlardır.
Bunların hemen hemen hepsini
hazır ve devrede bulan AKP iktidarının Türkiye’deki elektrik enerjisi bedelinin
zaten ihracata dönük sanayi başta olmak üzere tüm kullanıcılar için dünya
genelindeki fiyatlarla kıyaslanamayacak kadar yüksek oluşunu gerekçe kabul
ederek bu fiyatı haklı olarak sabit tutma gayreti fakat bunun karşısında petrol
ve ona bağlı doğal gaz fiyatlarının 3,5 yılda %60 gibi büyük bir artış
göstermesi büyük bir sorun olmuştur.Bu santraller hem verim hesapları tutmadığı
hem de bu derece yüksek girdi fiyatı yüzünden ciddi miktarda zarar etmeye
başlamışlardır. Ama yine de devrede kalmaları sistemin kurulu gücünün büyük
bölümünde yapılacak yenilemeler ve eklerin hep geçikmesi
nedeni ile gerekli görülmüştür.
Bu sorunu çözmek için alınan tedbirler hep palyatif kalmış ve gülünç bir durum da yaratmıştır. Şöyle
ki;
1. BOTAŞ ile bu santral sahiplerinin
anlaşmaları bir yıl süresinde belli bir miktar gazın çekilmesi esasına göredir.
Yeterince gaz çekilemese de anlaşma miktarı üzerinden ödeme yapılmaktadır. Bu
doğaldır, çünkü BOTAŞ da dışarıdan aldığı gaz için bu esaslarda anlaşmalar
yapmıştır ve depolama tesisi olmadığından kullanamadığı gazın bedelini
ödemektedir. Fiyat artışları da petrole oda ABD güdümündeki Opec
kararlarına bağlıdır.
2. Santrallere kendi müşterileri ile
bağımsız enerji satış anlaşmaları yaparak tek alıcı olarak devlet şebekesini
kullanmaktan kurtulma imkanı verilmiştir.Buna karşılık enerji satarken mevcut
şebeke imkanlarından da belli koşullarla yararlanabilmektedirler.
3. Öbür taraftan TEK parçalanarak
üretim,iletim,dağıtım birimleri ayrıldığı gibi bir kısmı özelleştirilerek iyice
denetim dışına çıkarılmış bu arada ne yeni bir santral tesis edilmiş ne de
mevcut termik santraller rehabilite edilmiş veya su
santrallerinin tüm kapasitesi devreye sokulabilmiştir.
4. Özel müşterilerine enerji satışı
imkanını ele geçiren özel gaz santralleri pahalı üretim yapan ünitelerinin bir
kısmını veya tamamını özellikle geceleri devreden çıkararak devlet
santrallerinin enerjisini şebekeden alıp müşterilerini beslemekte bu suretle de
ciddi ziyanlarının bir bölümünü karşılamaktadırlar.
1. Son kesinti bilinçli bir devreden
çıkışla olmuştur ve uyarı niteliğindedir. Bu demektir ki özel santrallerden alınan
enerji fiyatı hala sabit tutulur ve gaz fiyat artışları ile kullanamadıkları
gaz bedeli devamlı onlara yüklenmeye devam edilirse bu santraller önce ikaz
kesintileri ile şebekede ciddi sorunlar ve enerji tüketiminin yüksek olduğu yaz
mevsiminde özellikle turistik ve yazlık bölgelerde genel bir sıkıntı
yaratacaklardır.
2. Eğer bunlara fiyat farkı verilir
veya başka türlü bir destek sağlanırsa aslında her biri bir Timurlenk
Fili olan bu santraller ülkenin sırtında daha uzun süre bir yük olarak kalmaya
devam edeceklerdir.
O halde bu durumu ve “aba altından sopa gösterircesine”
yapılan tehditleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı çok iyi değerlendirmeli,
süratle bir geçiş planı hazırlayarak yeni kömür, su,nükleer santralleri devreye
sokuncaya kadar bu saçma özelleştirmeleri askıya alarak işletmelere el koymalı
ve bu santrallerin gerçek verimleri ile enerji maliyetlerini esas alarak ara
dönem santralleri olarak sürekli devrede tutmaya gayret etmelidir. Özel
müşterileri de genel müşteri sistemi içine alarak bu santrallerin sahiplerinin
şimdiye kadar yatırımlarının ne kadarını geri aldıkları veya birçoğunun zaten
tüm amortismanı alıp kazanca geçmiş olduklarını hesaplayarak “bunun için ayrı
bir komisyon gerekecektir” bakiye alacakları tespit ile ödeme planlarını
yapmalıdır.
AKP bu kadar radikal bir çözüme gidebilir mi? Bu hususta
emin olmam mümkün değil ama en azından koskoca Türkiye Cumhuriyeti enterkonnekte sisteminin Batı ve Güneybatı bölümünü sadece
bu santrallerden birinin bilinçli bir manevra ile puant
saatinde devreden çıkarılması sonuçunda nasıl çökertildiğini ve sistemin
sağlıklı çalışmasından sorumlu devlet müesseselerinin nasıl çaresizce bu basit
özel santralin lütfen tekrar devreye sokulmasını bekleyip enerjisiz kalan yurt
bölümünü nerdeyse 12 saatte kademeli olarak tekrar devreye aldıklarını
unutmamaları gerekir.
Görülüyor ki teknik olaylara hakim olmak için yargıya dahi
baskı yapılabilen cart-curt konuşma yöntemi yetersizdir. Öncelikle anlaşmaları
yasal olarak düzene koymak sonra da memleketin en önemli ve vazgeçilmez kaynağı
olan enerji üretim ve dağıtım sistemini tek otoritenin iradesine vermek
şarttır. Bu işin şakası olmaz. Pazarlığı hiç olmaz.
Bu arada gaz santrallerinin nasıl CO2 üreticisi olduğunu
unutup Türkiye’de kurulması planlanan her türlü enerji santraline “su
santrallerine barajlar, termik santrallere baca gazı, nükleer santrallere
korku, belki rüzgar santrallerine de ses kirliliği” nedeni ile karşı çıkan
dışarıdan beslenen provokatörlerin güdümündeki çevreciler sanırım bu son durum
karşısında biraz imana gelirler de bilgisizlikten doğan karşı çıkışlarını artık
yavaşlatırlar, yine umarım Elektrik Mühendisleri Odası da bu konuda yapıcı bir
tutum takınır.
Saygılarımla,