14.02.2007

BUGÜNÜ ANLAMAK

ORHAN BURSALI

Bugünkü derin siyasi-sosyal-toplumsal krizin nedenini bir kısım okumuş yazmış insanımız, "milliyetçiliğin=ulusalcılığın yükselmesi" ne bağlıyor ve bu tehlikeyi bertaraf etmek için AKP'den 301. maddenin kaldırılmasını, ulusalcılığın bastırılmasını ve devletten temizlenmesini istiyor.

Şüphesiz, bazı şeyler yapılabilir tabii, en azından "görünüşü kurtarmak" adına! Ancak bu çerçevede yapılacak her şey sadece cila olarak kalacak, ama neden bu duruma düştüğümüzün temel fotoğrafını çekmeyecek!

"Milliyetçi duygu ve inanışlar" ın yükselmesi öyle yüzeysel değil, derin bir dip dalgası gibi. Toplumun bütününde gözlenen bir olgu. Bunu anlamalıyız. Olay, tribünlerde ve en sıradan insanlarda dışa vuran, iki tık tıkla "önlenebilir" bir nitelik taşımıyor.

8 milyon insanın Anıtkabir 'i ziyaret etmesi, ulusça dayanılacak bir kale, kayıp bir umut, bir duygu, büyük bir özlem arayışının, aklı başında orta sınıfı da sardığının işaretidir.

Kurucu 'nun bu ülkeye ve insanına verdiği o büyük güven, büyük heyecan, büyük mutluluk, büyük çalışma-üretme-yaratma azmi aranmaktadır.

Peki neden böyle olduk?

Hiç görünüşle uğraşmayın! Türkiye 1950'lerden bu yana "normal bir ülke" asla olamadı. Çok geriye gitmeye gerek yok. Sadece yakın zamanın kısa toplumsal bilançosunu anımsamak yeterli.

Toplumlar "yaşayan bir organizma" mıdır?

Hiç şüphe yok!

Bu organizma son 30-40 yılda, bedeninde, ruhunda neler yaşadı ve belleğinde neler biriktirdi?

Bu büyük organizmaya etki eden olumlu ve olumsuz, artı ve eksi faktörleri bir denklem içine yerleştirirsek, bugünün bir bilançosuna ulaşabiliriz...

Eksiler: Öncesi ve sonrasıyla 12 Mart ve 12 Eylül'ün hemen her açıdan yarattığı büyük tahribat... PKK ile savaşın derin yaraları, acıları, korkuları, umutsuzlukları, özetle travması... Diplomatlarımıza yönelik Ermeni cinayetleri... Kıbrıs ambargosu... Kıbrıs'ta haklı bir müdahalenin ardından adil bir barışın kurulması için uluslararası hiçbir desteğin gelmemesi ve sürekli Türkiye'nin baskı altında tutulması... Avrupa Birliği üyeliğinin şimdilik Kafdağı'nın ardında bir umut olduğunun ortaya çıkması... Türkiye'ye siyasi olarak soykırım suçunun dayatılması... "Stratejik müttefik" ABD'nin mahvillerinde Türkiye'nin parçalanma haritalarının dolaşması...

Bunlar siyasi bilanço. Şüphesiz eklemeler yapılabilir..

Ekonomi eksileri de var: 50 yılda 18 ekonomik kriz ve IMF'ye bağımlı duruma gelme. Kriz sarmalından kurtulmak için ortada güvenilir bir plan-program olmaması. İşsizlik ve yoksulluğun artması... Köylülüğün hızlı çözülmesi ve kentlerin boğulması... Ülkenin ekonomik dönüşümlerini doğru düzgün yapmayı beceremesi, bu dönüşümlerin büyük bir yağma ve talanla birlikte gitmesi... Halkın hemen her iktidara börekleri yemeğe gelen yağmacı Hasan gözüyle bakması... Rüşvet, yolsuzluk, adam kayırma, liyakatsızlığın tepe noktalarda dolaşması...

Şüphesiz, siyasi partilerin yapısal-örgütsel oluşumları, büyük demokrasi boşlukları, adaletin ve hukukun vicdanları rahat ettirecek kadar işleyememesi vb..

Artı'ları mı merak ediyorsunuz? Gerek yok. Şüphesiz gelişen bir ülkeyiz. 10-20-30 yıl öncesine göre daha farklı bir yerdeyiz.

Ama uluslararası kıyaslara göre, ileri ülkelerle aramızdaki mesafeler giderek açılmaktadır. Şüphesiz bir sürü şey yapılmıştır, ancak bunların yukarıda sıralanan eksileri, olumsuzlukları dengeleyebilecek bir ağırlığı olduğunu mu söyleyeceksiniz?!

Terazinin kefesi, eksi yönünde, oldukça aşağılardadır.

Ülkenin siyasi bakımdan birbirini reddeden derin uçurumlarla bölünmüş olması, kefenin eksi tarafını neredeyse yere vurduracaktır!

Siyaset, ülkemizin temel sorunlarını çözebilecek ve halka uzun vadeli güven verecek bir dinamizm ve yaratıcılıktan tamamen uzaktır!

Güncel olaylar, bütün bu tarihsel arka planı, belleği ağırlaştırmış durumdadır. Siyaset psikolojisi, kısa vadeli bellekte var olurken, arka planda bu ve daha derindeki travmalarla yoğrulmuş toplumsal bellekle birleşiyor.

Ulusun önüne, güvenilir ve sürdürülebilir bir gelecek projesi konulamaması travmayı arttırıyor, ulusun "kendine sarılması" olgusunu ortaya çıkarıyor!

Acaba neden böyle olduk, dersiniz?