Her dönemde başka bir kapıda
dolaşan bir tufeyli “şu anda ülkemizde yaşanan terör, seçimi etkilemeye yönelik
yapay bir durumdur, seçimden istenilen sonucu elde etmek için üretilmektedir”
diyerek aydın olma gösterisinde bulunmaktadır. Değişen algı kalıbına uygun
şeyleri kitaplardan toplamayı ve güce yaranmayı marifet sanan tufeyli böyle
diyerek küresel tanrısına /göçmen efendisine kulluk borcunu ödemiş oluyor. Her
nedense tufeyli; terörün, stratejik müttefik deyimi altında saklanan soğuk
savaş sonrası stratejik amaçlarla, Türkiye’nin direnme refleksi arasındaki
çelişkiden kaynaklandığını görmüyor. Diyalogculara eklenerek küresel sistemin
içinden konuşan tufeyli; kim bilir, belki de stratejik müttefikleriyle birlikte
bu coğrafyaya demokrasi getirdiğine inanıyor!
Evet, terörün artmasının nedeni
tufeylinin sözünde saklıdır. Egemen gücün politik oyununa alet olan siyasi
iktidarın ve saz arkadaşlarının basiretsizliği terörün yeniden yükselmesinin
nedenlerinden biridir. Gerçek neden stratejik müttefik deyimi altında saklanan
politik hedeflerle Türkiye’nin refleksleri arasındaki çelişkidir. Terör; bu
çelişkinin dışa vuran siyasi dilidir. Terör meselesi, içinde bulunduğumuz
stratejik çatlağın temel göstergeleriyle birlikte düşünülmelidir;
1- Stratejik çelişkinin ürettiği
çatlağın üzerini örtmeye ayarlanmış güç politikası; varlığını ancak terörle
sürdürebilir. Bu yönüyle terör, merkezi devletlerin kendi çıkarlarını hukuki
yolların dışında gerçekleştirme yöntemidir. Buradan çıkarmamız gereken sonuç
şudur: Şu anda ülkemizde yaşanan terör; Türkiye’ye karşı ikili dil kullanan
batılı merkezi devletlerin himayesi ve denetimi altındadır.
2- Soğuk savaş sonrasında devreye
sokulan sistem; bütün farklı seçenekleri ortadan kaldırma peşindedir. Bunu
gerçekleştirmek için aynı amaca yönlendirilmiş farklı araçları fütursuzca
kullanmaktadır. Büyük sermayeyi elinde tutan spekülâtörler; hedef ülkelerde
iktidar kurmak, değiştirmek ve siyaseti yönlendirmek peşindedirler. Hedef
ülkenin sosyal dokusunu bozmak için dini, etnik ve ezoterik cemaatler üreterek
kimlik yönlendirme stratejileri uygulamaktadırlar. Öyleyse ülkemizde yaşanan
terör olayı ekonomik, dini, etnik ve ezoterik cemaatler ve bunların
kullandıkları araçlarla doğrudan bağlantılıdır. Buradan çıkarılması gereken
sonuç ise şudur: Terör; Türkiye Cumhuriyeti karşıtı iç ve dış mahfillerin ortak
malıdır.
3- Nüfuz alanları daralan batılı
merkezi devletler, etkinliklerini genişletmek için ülkemizi baskı altında
tutuyorlar. Ülkemizde yaşanan siyasi gelgitlerin haritasını incelersek, iktidar
olma olgusu üç kırılma hattımızda, batılı egemen güçlerin çıkarlarına uyum
gösteren siyasi partilere rol verme şeklinde cereyan etmektedir. Türkiye’nin bölgesel
güç olmasını önlemenin üç hattı: Kıbrıs, Kuzey Irak-Türk Cumhuriyetleri ve
Balkanlardır. Eğer son döneme bakarsak abdestli kapitalist iktidar aracılığıyla
bu üç alanda reflekslerimizin kırıldığını görürüz. Anılan üç alan, aynı zamanda
giderek daralan dünya sisteminin stratejik oyun alanıdır. Öyleyse ülkemizde
üretilen çatışma hatları ve terör, merkezi güçlerin uyguladıkları farklı
stratejilerin sonucudur.
4- Hem stratejik müttefik hem de
terörün hamisi olma arasındaki çelişki, anılan politik oyunun içinde saklıdır.
Bu oyunun aktörleri, PKK, Barzani, Talabani ittifakı, aynı dili konuşan çeşitli
kuruluşlar ve siyasi iktidarlardır. İç bünyede yaşanan gerilim, böyle bir
stratejik kırılmayla doğrudan bağlantılıdır. Eğer Türkiye, stratejik müttefik
numarası altında bu oyunun içinde yer almaya devam ederse, batılı güçlerle
cumhuriyete karşı mevzileşen dinci-etnik ve ezoterik ittifak sessiz devrimi
sesli hale getirecektir. Öyleyse ilk aşamada dış ve iç tehdidin türevsel
araçları ve Irak’ın Kuzey’inde giderek derinleşen ve iç bünyede destek gören
fay hattı kırılmalıdır. Anılan fay hattı kırılırsa, inanın, bu kez tufeyli
sizin türkünüzü söylemeye başlayacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın!