STRATEJİK ÇELİŞKİLER[*]

Nadim MACİT

Her dönemde başka bir kapıda dolaşan bir tufeyli “şu anda ülkemizde yaşanan terör, seçimi etkilemeye yönelik yapay bir durumdur, seçimden istenilen sonucu elde etmek için üretilmektedir” diyerek aydın olma gösterisinde bulunmaktadır. Değişen algı kalıbına uygun şeyleri kitaplardan toplamayı ve güce yaranmayı marifet sanan tufeyli böyle diyerek küresel tanrısına /göçmen efendisine kulluk borcunu ödemiş oluyor. Her nedense tufeyli; terörün, stratejik müttefik deyimi altında saklanan soğuk savaş sonrası stratejik amaçlarla, Türkiye’nin direnme refleksi arasındaki çelişkiden kaynaklandığını görmüyor. Diyalogculara eklenerek küresel sistemin içinden konuşan tufeyli; kim bilir, belki de stratejik müttefikleriyle birlikte bu coğrafyaya demokrasi getirdiğine inanıyor!

Evet, terörün artmasının nedeni tufeylinin sözünde saklıdır. Egemen gücün politik oyununa alet olan siyasi iktidarın ve saz arkadaşlarının basiretsizliği terörün yeniden yükselmesinin nedenlerinden biridir. Gerçek neden stratejik müttefik deyimi altında saklanan politik hedeflerle Türkiye’nin refleksleri arasındaki çelişkidir. Terör; bu çelişkinin dışa vuran siyasi dilidir. Terör meselesi, içinde bulunduğumuz stratejik çatlağın temel göstergeleriyle birlikte düşünülmelidir;

1- Stratejik çelişkinin ürettiği çatlağın üzerini örtmeye ayarlanmış güç politikası; varlığını ancak terörle sürdürebilir. Bu yönüyle terör, merkezi devletlerin kendi çıkarlarını hukuki yolların dışında gerçekleştirme yöntemidir. Buradan çıkarmamız gereken sonuç şudur: Şu anda ülkemizde yaşanan terör; Türkiye’ye karşı ikili dil kullanan batılı merkezi devletlerin himayesi ve denetimi altındadır.

2- Soğuk savaş sonrasında devreye sokulan sistem; bütün farklı seçenekleri ortadan kaldırma peşindedir. Bunu gerçekleştirmek için aynı amaca yönlendirilmiş farklı araçları fütursuzca kullanmaktadır. Büyük sermayeyi elinde tutan spekülâtörler; hedef ülkelerde iktidar kurmak, değiştirmek ve siyaseti yönlendirmek peşindedirler. Hedef ülkenin sosyal dokusunu bozmak için dini, etnik ve ezoterik cemaatler üreterek kimlik yönlendirme stratejileri uygulamaktadırlar. Öyleyse ülkemizde yaşanan terör olayı ekonomik, dini, etnik ve ezoterik cemaatler ve bunların kullandıkları araçlarla doğrudan bağlantılıdır. Buradan çıkarılması gereken sonuç ise şudur: Terör; Türkiye Cumhuriyeti karşıtı iç ve dış mahfillerin ortak malıdır.

3- Nüfuz alanları daralan batılı merkezi devletler, etkinliklerini genişletmek için ülkemizi baskı altında tutuyorlar. Ülkemizde yaşanan siyasi gelgitlerin haritasını incelersek, iktidar olma olgusu üç kırılma hattımızda, batılı egemen güçlerin çıkarlarına uyum gösteren siyasi partilere rol verme şeklinde cereyan etmektedir. Türkiye’nin bölgesel güç olmasını önlemenin üç hattı: Kıbrıs, Kuzey Irak-Türk Cumhuriyetleri ve Balkanlardır. Eğer son döneme bakarsak abdestli kapitalist iktidar aracılığıyla bu üç alanda reflekslerimizin kırıldığını görürüz. Anılan üç alan, aynı zamanda giderek daralan dünya sisteminin stratejik oyun alanıdır. Öyleyse ülkemizde üretilen çatışma hatları ve terör, merkezi güçlerin uyguladıkları farklı stratejilerin sonucudur.

4- Hem stratejik müttefik hem de terörün hamisi olma arasındaki çelişki, anılan politik oyunun içinde saklıdır. Bu oyunun aktörleri, PKK, Barzani, Talabani ittifakı, aynı dili konuşan çeşitli kuruluşlar ve siyasi iktidarlardır. İç bünyede yaşanan gerilim, böyle bir stratejik kırılmayla doğrudan bağlantılıdır. Eğer Türkiye, stratejik müttefik numarası altında bu oyunun içinde yer almaya devam ederse, batılı güçlerle cumhuriyete karşı mevzileşen dinci-etnik ve ezoterik ittifak sessiz devrimi sesli hale getirecektir. Öyleyse ilk aşamada dış ve iç tehdidin türevsel araçları ve Irak’ın Kuzey’inde giderek derinleşen ve iç bünyede destek gören fay hattı kırılmalıdır. Anılan fay hattı kırılırsa, inanın, bu kez tufeyli sizin türkünüzü söylemeye başlayacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın!

 



[*] Yeniçağ Gazetesi – 13.07.07