16.02.2007

MEDYA NİÇİN KUŞKULU HALE GELİYOR?

ÖZTİN AKGÜÇ

Medya; yaptığı araştırmalarla, bilgi aktarımı ile, yanlış uygulamaları vurgulayarak, yolsuzlukları gündeme getirerek; gizli, saklı olayları su yüzüne çıkartarak, hem aydınlatıcı, hem düzeltici, hem de yol gösterici bir araç olabilir. Ancak günümüzde medya niçin bu toplumsal işlevini yerine getiremiyor? Giderek daha çok şüphe, kuşku uyandıran bir görüntü veriyor. Medyadan yakınma evrensel bir sorun. Ülkemizde medyaya ilişkin benzer gözlemler, diğer ülkelerden daha vahim boyutlarda da olsa yapılıyor.

Medyanın giderek şüpheli, daha az güvenilir hale gelmesinin nedenlerini, satırbaşları olarak özetlemeye çalışayım:

Basın-yayın organları, çoğu kez bir holdingin bünyesinde, çatısı altında veya medya patronunun farklı faaliyetleri arasında yer alıyor.

Holding sahibinin veya ticari, sınai finans faaliyetleri de olan medya patronunun, kapitalist düzende amacı herhalde, kendi servetini, kârını ve/veya nüfuzunu, etkileme gücünü en çoklamak, çoğunsamaktır. Medya da patronun amaçlarını, isteklerini gerçekleştirmede, politik yalakalık dahil, bir araç olarak kullanılıyor.

Medyada giderek tekelci veya oligopolistik bir yapı oluşuyor.

Basın-yayın sektöründe de faaliyetin büyük yatırım, sermaye gerektirmesi, ayrıca bu alanda da birleşme, devralma ve satın almaların yaygınlaşması sektörde tekelci eğilimleri arttırıyor ya da az sayıda basın-yayın kuruluşunun piyasaya egemen olduğu oligopolistik bir yapı oluşturuyor. Basın yayın alanında rekabet azalıyor, yoğunlaşma artıyor, piyasanın büyük payı, birkaç kuruluşun denetimine, egemenliği altına giriyor.

Emperyal güçler, medya aracılığı ile kamuoyunu etkiliyor.. medyayı; ülkeleri denetim altına alma aracı olarak kullanıyor.

Emperyalistlerin, askeri güç olarak ülkeleri denetim altına almaları hem zor oluyor, hem maliyeti yüksek oluyor, hem de birçok kişinin gözünü açarak tepki topluyor. ABD'nin Irak serüveni, yerli işbirlikçilerin, Kürt işbirlikçilerin katkısına karşın, bu konuda uyarıcı iyi bir örnek.

Emperyal güçler; işgal seçeneğine karşı, bir şekilde kendilerine bağımlı işbirlikçi sivil toplum örgütleri, işadamları, bürokratik kadrolar oluşturarak, ülkeleri denetim altına alıyorlar, yönlendiriyorlar. Medya da emperyal güçlerin maşalığı işlevini üstleniyor. Emperyal güçler sermaye, reklam, gizli yardım gibi yollarla medyayı besliyorlar ve amaçları doğrultusunda kullanıyorlar. Emperyal güçlerin istekleri, çoğu kez demokrasi, insan hakları, kalkınma, serbest pazar ekonomisi, ülke çıkarları alalaması ile kamuoyuna sunuluyor, kamuoyu aldatılıyor. Bu bağlamda medyadaki kazip şöhretlerden yararlanılıyor.

Reklam veren kuruluşların istekleri, çıkarları doğrultusunda yayın yapma gereği, medyayı daha da yozlaştırıyor.

Medyanın ana gelir kaynağını reklam gelirleri oluşturmaktadır. Medya müşteri yitirmemek için kendisine destek veren kuruluşların çıkarlarını bir şekilde gözetmek durumunda kalıyor. O kuruluşlara ilişkin olumsuz haberleri kısıtlıyor, sansürlüyor; olumlu bilgileri ise abartıyor ya da ön plana çıkarıyor; kamu ihaleleri, teşvikler, özelleştirme vb. konularında üstü açık ya da kapalı reklam verenleri kolluyor. Ülke yabancı sermayenin denetimine geçtikçe, medya daha çok yabancı sermayenin sözcüsü, borazanı haline geliyor. Hizmet, kamuya değil, reklam, para desteği sağlayana veriliyor.

Medya çalışanlarının etik değerleri bir yana iterek, iş bulma, bazı çevrelere hoş gözükme kaygıları, seviyesizliği daha da derinleştiriyor.

Muhabirler, köşe yazarları, yayın yönetmenleri, haberleri yayına hazırlayan ekip, daha çok medya patronunun yahut yakın ilişkide oldukları çevrelerin çıkarlarını gözetmeye başlıyor. Aksi halde iş bulamama, işten atılma riskleri artıyor. Haberler, bilgiler manipüle ediliyor, sansürleniyor, öncelikler değiştiriliyor.

Bazı medya mensupları, patronun çıkarlarını korurken, özür dilerim, akarken kendi küplerini doldurmayı, yaşam düzeylerini yükseltmeyi de ihmal etmiyorlar. Lobi faaliyetlerine daha etkin olarak katılıyorlar; patronun, yerleşik iç ve dış çevrelerin çıkarlarını daha pervasızca savunmaya başlıyorlar.

Günümüzde önemli olan; haberi, olayı, gerçeği olduğu gibi göstermek değil, istendiği biçime sokarak göstermek ve algılatmaktır. Vatandaşın satın almama, izlememe, boykot gibi tepkileriyle medyadaki saptırma, yanlış bilgilendirme kısmen önlenebilir diye umuyorum.