Medya; yaptığı araştırmalarla, bilgi aktarımı
ile, yanlış uygulamaları vurgulayarak, yolsuzlukları gündeme getirerek; gizli,
saklı olayları su yüzüne çıkartarak, hem aydınlatıcı, hem düzeltici, hem de yol
gösterici bir araç olabilir. Ancak günümüzde medya niçin bu toplumsal işlevini
yerine getiremiyor? Giderek daha çok şüphe, kuşku uyandıran bir görüntü
veriyor. Medyadan yakınma evrensel bir sorun. Ülkemizde medyaya ilişkin benzer
gözlemler, diğer ülkelerden daha vahim boyutlarda da olsa yapılıyor.
Medyanın giderek şüpheli, daha az güvenilir hale
gelmesinin nedenlerini, satırbaşları olarak özetlemeye çalışayım:
Basın-yayın organları, çoğu kez bir holdingin
bünyesinde, çatısı altında veya medya patronunun farklı faaliyetleri arasında
yer alıyor.
Holding sahibinin veya ticari, sınai finans
faaliyetleri de olan medya patronunun, kapitalist düzende amacı herhalde, kendi
servetini, kârını ve/veya nüfuzunu, etkileme gücünü en çoklamak, çoğunsamaktır. Medya da patronun amaçlarını, isteklerini
gerçekleştirmede, politik yalakalık dahil, bir araç olarak kullanılıyor.
Medyada giderek tekelci veya oligopolistik
bir yapı oluşuyor.
Basın-yayın sektöründe de faaliyetin büyük
yatırım, sermaye gerektirmesi, ayrıca bu alanda da birleşme, devralma ve satın
almaların yaygınlaşması sektörde tekelci eğilimleri arttırıyor ya da az sayıda basın-yayın kuruluşunun piyasaya egemen
olduğu oligopolistik bir yapı oluşturuyor. Basın
yayın alanında rekabet azalıyor, yoğunlaşma artıyor, piyasanın büyük payı,
birkaç kuruluşun denetimine, egemenliği altına giriyor.
Emperyal güçler, medya
aracılığı ile kamuoyunu etkiliyor.. medyayı; ülkeleri denetim altına alma aracı
olarak kullanıyor.
Emperyalistlerin, askeri güç olarak ülkeleri
denetim altına almaları hem zor oluyor, hem maliyeti yüksek oluyor, hem de
birçok kişinin gözünü açarak tepki topluyor. ABD'nin Irak serüveni, yerli
işbirlikçilerin, Kürt işbirlikçilerin katkısına karşın, bu konuda uyarıcı iyi
bir örnek.
Emperyal güçler; işgal
seçeneğine karşı, bir şekilde kendilerine bağımlı işbirlikçi sivil toplum
örgütleri, işadamları, bürokratik kadrolar oluşturarak, ülkeleri denetim altına
alıyorlar, yönlendiriyorlar. Medya da emperyal
güçlerin maşalığı işlevini üstleniyor. Emperyal
güçler sermaye, reklam, gizli yardım gibi yollarla medyayı besliyorlar ve
amaçları doğrultusunda kullanıyorlar. Emperyal
güçlerin istekleri, çoğu kez demokrasi, insan hakları, kalkınma, serbest pazar
ekonomisi, ülke çıkarları alalaması ile kamuoyuna sunuluyor, kamuoyu
aldatılıyor. Bu bağlamda medyadaki kazip şöhretlerden
yararlanılıyor.
Reklam veren kuruluşların istekleri, çıkarları
doğrultusunda yayın yapma gereği, medyayı daha da yozlaştırıyor.
Medyanın ana gelir kaynağını reklam gelirleri
oluşturmaktadır. Medya müşteri yitirmemek için kendisine destek veren
kuruluşların çıkarlarını bir şekilde gözetmek durumunda kalıyor. O kuruluşlara
ilişkin olumsuz haberleri kısıtlıyor, sansürlüyor; olumlu bilgileri ise
abartıyor ya da ön plana çıkarıyor; kamu ihaleleri,
teşvikler, özelleştirme vb. konularında üstü açık ya
da kapalı reklam verenleri kolluyor. Ülke yabancı sermayenin denetimine
geçtikçe, medya daha çok yabancı sermayenin sözcüsü, borazanı haline geliyor.
Hizmet, kamuya değil, reklam, para desteği sağlayana veriliyor.
Medya çalışanlarının etik
değerleri bir yana iterek, iş bulma, bazı çevrelere hoş gözükme kaygıları,
seviyesizliği daha da derinleştiriyor.
Muhabirler, köşe yazarları, yayın yönetmenleri,
haberleri yayına hazırlayan ekip, daha çok medya patronunun yahut yakın
ilişkide oldukları çevrelerin çıkarlarını gözetmeye başlıyor. Aksi halde iş
bulamama, işten atılma riskleri artıyor. Haberler, bilgiler manipüle
ediliyor, sansürleniyor, öncelikler değiştiriliyor.
Bazı medya mensupları, patronun çıkarlarını
korurken, özür dilerim, akarken kendi küplerini doldurmayı, yaşam düzeylerini
yükseltmeyi de ihmal etmiyorlar. Lobi faaliyetlerine daha etkin olarak
katılıyorlar; patronun, yerleşik iç ve dış çevrelerin çıkarlarını daha
pervasızca savunmaya başlıyorlar.
Günümüzde önemli olan; haberi, olayı, gerçeği
olduğu gibi göstermek değil, istendiği biçime sokarak göstermek ve
algılatmaktır. Vatandaşın satın almama, izlememe, boykot gibi tepkileriyle
medyadaki saptırma, yanlış bilgilendirme kısmen önlenebilir diye umuyorum.