Tedavinin ilk aşaması teşhistir. Eğer
tanıyı doğru koyamazsanız, tedaviden de sonuç almanız mümkün değildir. Bir
illetten kurtulmak istiyorsanız, tanıda kibarlık etmek, hastanın moralini
düzeltmek için gerçeği gizlemek çıkar yol değildir.
Son zamanlarda Güneydoğu'da başlayan ve
bütün ülkeye yayılma eğilimi gösteren, hatta yayılan olaylara doğru tanı koymak
zorundayız.
Bu olayların demokratik taleplerle
herhangi bir ilgisi yok.
Bu olayların ekonomik koşulların düzeltilmesiyle
ortadan kalkacağını sanmak da safdillikten öte bir aymazlıktır.
Bu açıdan bu savlara kulak asmamak
gerekir.
Ne Kürtçenin
öğrenilmesi, ne Kürtçe televizyon ve radyo yayınlarının başlaması talepleri
ortadan kaldırabilir.
Zaten bütün bunlar da yapılmıştır.
Olayların ardında bulunan güçler ki, PKK
DTP ve kimi bölgesel seçilmişlerdir, bu isteklerin yerine getirilmesiyle
yetinmeyip yenilerini ileri sürecekler, Kürtçenin iki
resmi dilden biri olmasını da talep edecekler, Türkiye Cumhuriyeti'ni iki
kurucu halklı bir federal yapıya kavuşturmak isteyeceklerdir, ki zaten bu
taleplerini dile getirmektedirler.
Bu taleplerin kabulü halinde bununla da
yetinmeyecekler, daha ileri giderek, Türkiye'yi bölme planının son aşamasına geçeceklerdir.
****
Dış destekler de sağlanarak oynanan oyun
budur.
Bu gerçeği görmemek için kör olmak
gerekir.
Durum böyle olunca da, demokratik ve
ekonomik taleplerin göstermelik olduğu kolayca anlaşılabilir.
Hiç kuşku yok ki, daha gelişmiş bir
demokrasinin yurdun bütün bölgelerinde egemen olması esastır.
Hiç kuşku yok ki, bütün yurt yüzeyinde,
tüm vatandaşların insanca yaşayabileceği gelişmiş bir ekonomik yapıyı kurmak
hepimizin görevidir.
Ancak açıkça görmemiz gerekir ki, Kürt
vatandaşların çoğunlukta oldukları Güneydoğu bölgesinde (dilerseniz Kürt
bölgesi deyin) demokrasinin yerleşmesi ancak PKK'nin
silahlarını bırakması, bölgede terörün sona ermesi ve kimi seçilmişlerin de,
kışkırtmalarından vazgeçmeleriyle mümkün olabilecektir.
Burada sebep sonuç ilişkisini iyi görmek
zorundayız. Orada demokrasi olmadığı için terör egemen olmuyor, tam tersine
terör egemen olduğu için demokrasi yaşama geçemiyor.
Yine görmemiz gerekir ki, bu durum
sürdükçe, kimse ama kimse oraya yatırım yapmaz. Nitekim yapmıyor da.. bırakın
yurt ya da bölge dışından gelecek sermayeyi,
bölgedeki Kürt kökenli işadamları dahi buraya yatırım yapmamaktadırlar ve
koşullar böyle devam ettiği sürece de yapmayacaklardır. Bu durumda, demokratik
ve ekonomik önlem önerilerinin de hiçbir anlamı yoktur.
****
Son olaylar, nihai amacı bağımsızlık olan
bölücü girişimin eseridir, Eğer Türkiye'deki bütün Kürt kökenli vatandaşların
tümü ya da çoğunluğu Türkiye Cumhuriyeti içinde
yaşamak, TC vatandaşı olmak istemiyorlarsa, bu durumu engelleyecek hiçbir güç
yoktur.
Onların bizimle aynı ırktan olmaları (eğer
öyle ise) aynı dili konuşmaları (eğer öyle ise) aynı dinden olmaları, aynı
coğrafyayı paylaşmaları zorunlu bir birlikteliği sağlamaya yetecek öğeler
değildir.
Değişik etnik kökenler, değişik alt
kimliklere karşın, eğer bir arada yaşama isteği varsa bir ulustan söz
edilebilir. Birlikte yaşama, ortak geleceğe yönelme isteği yoksa yapacak bir
şey yoktur.
Şimdi bakılması gereken nokta, Türkiye'nin
dört bir yanında yaşayan Kürt kökenli vatandaşların çoğunda bir arada yaşama
isteği olup olmadığıdır.
Şu ana kadar, aktivist
bir azınlık dışında, bu isteğin olduğunu gösteren bir bulguya sahip değiliz.
O zaman yapılacak iş, Kürt kökenli ile ''ayrılıkçı
Kürtçü'' yü birbirinden ayırmak
ve bu konuyu açık açık, net bir biçimde tartışmaya
başlamaktır.
Durum yepyeni, cesur, kararlı, dürüst bir
politika oluşturulmasını gerektiriyor.
Bunun ilk adımı da, rahatsızlığa doğru
tanı koyup cesaretle yola çıkmak olmalıdır.
Bugün işbaşında bulunan bu iktidardan,
hamasi sözcükler dışında böyle bir politika bekleyebilir misiniz?
Bütün sorun burada...