5 Yıl Sonra Irak

 

Ergin Yıldızoğlu

 

Geçen hafta Irak'ın ABD tarafından işgal edilerek yıkılmasının 5. yıldönümüydü. Dünya medyasında, bu konuya ilişkin hâlâ şu iki soru egemenliğini koruyor: "ABD Irak'a neden saldırdı?", "Başarılı oldu mu?" Ne yazık ki bu soruların cevabı hâlâ belirsizliğini koruyor.

 

Resmi gerekçeler yalan olunca...

 

Belirsizliklerin kaynağında ABD'nin Irak'la ilgili ileri sürdüğü resmi gerekçeler var. O zaman ABD savunma bakan yardımcılığı yapan Paul Wolfowitz şöyle özetliyordu: "Irak'ta kitle imha silahları var. Saddam terorizmi destekliyor, Irak halkı üzerinde, canice baskılar uyguluyor."

 

Beş yıl sonra, bu gerekçelerden ilk ikisinin yalan olduğunu biliyoruz. Saddam'ın sıra dışı, örneğin Hitler çapında bir diktatör olduğunu savunmak zor. Hatta ABD işgalinin Irak halkı üzerinde yarattığı yıkım ve travmanın, aynı dönemde Saddam iktidarda kalsaydı uygulamış olabileceğinden kat kat fazla olduğu söylenebilir.

 

Geriye resmi olmayan gerekçeler kalıyor, savaşın nedenlerini ve sonuçlarını değerlendirebilmek için. Resmi olmayan ama çokça konuşulan bir gerekçe Irak projesinin başarılı olması halinde gündeme gelmesi beklenen Büyük Ortadoğu Projesi'ydi. İddialara göre, BOP bölgenin demokratikleştirilmesini, Arap-İsrail çatışmasının bir sonuca ulaştırılmasından başlayarak istikrarlı, ABD'ye tehlike oluşturmayan bir siyasi ortam yaratılmasını amaçlıyordu. Böylece gelecek ekonomik refah ve siyasi özgürlükler bölgede gittikçe bozulan demografik dengenin bir sosyal patlamaya dönüşmesini önleyecekti. Pentagon ve Harp Akademileri etrafındaki analistlerce dile getirilen bir diğer gerekçe de ABD'nin askeri ve teknolojik kapasitelerini sergileyerek, süper güç olma heveslilerine, ABD'ye başkaldırmaya hazırlananlara, bu tip eylemlerin maliyetinin ne kadar yüksek olduğunu göstermekti. Nihayet hemen tüm bağımsız analistlerin dikkat çektiği, ancak ABD yönetiminin resmi ağızlarınca sürekli reddedilen "petrol kaynaklarına el koyma" amacı vardı. Sanırım, ABD'nin Irak işgalini, resmi olmayan gerekçeleri üzerinden değerlendirmek en sağlıklı olanı.

 

Maliyet yüksek, sonuç belirsiz

 

Irak savaşı ABD'ye yılda 170 milyar dolara mal oluyor, toplam faturanın 2017 yılına kadar 3 trilyona ulaşması bekleniyor. 4 bin ABD askeri öldü 13 bini göreve dönemeyecek derecede yaralandı. Iraklılara gelince ölü sayısı 600 bin ile 1.5 milyon arasında değişiyor. Ülkenin altyapısı yıkıldı hâlâ elektrik, su gibi temel hizmetler restore edilmiş değil. Beş yılda 2 milyon dış, 2 milyon iç göç ve derin bir etnik temizlik gerçekleşti. Artık fiilen üç parçaya bölünen Irak'ta son aylarda ölümlerin azalmasının bir nedeni de bu; giderek etnik gerekçelerle öldürülecek kimse kalmıyor.

 

Irak'ın, ABD hegemonyası açısından da bilançosu belirsizliklerle dolu. Londra King's College'de savaş çalışmaları profesörü, Sir Lawrance Freedman 'a göre hem ABD'nin Irak dışında yeni bir askeri müdahale gerçekleştirecek kapasitesi kalmadı, hem de Asya ve Latin Amerika gibi stratejik bölgelerde etkisi zayıfladı.

 

Ortadoğu'da ABD bölgeye kalıcı olarak yerleşti, Irak'takilere ek Kuveyt'e muazzam bir üs-komuta merkezi inşa ediliyor. BOP'nin ekonomik boyutları acısından da kimi ilginç gelişmelerden söz edilebilir. Örneğin petrol, gelirlerindeki artış Körfez ülkelerinin ticaret ve yatırım kapasitesini çok büyük ölçüde arttırdı, Dubai, Kuveyt, Katar çok büyük inşaat ve lüks tüketim merkezleri haline geldiler. Büyük sorun oluşturan genç nüfusun daha iyi eğitim ve iş koşullarına kavuştuğu da etkin bir tüketici tabakasının şekillendiği de söylenebilir. Bunun ne kadar kalıcı olduğu ve bir krizde iyi eğitimli gençliğin nasıl tepki vereceğini bilmek de olanaksız.

 

Irak savaşının Filistin sorununa ilişkin amaçlarına ulaştığı da söylenemez. Filistin yönetimi darmadağın oldu. Çok daha uzlaşmaz bir Hamas var artık. Lübnan'da İsrail saldırısı, Hizbullah'ın prestijini güçlendirdi, İsrail'in zaaflarını sergiledi. İran gerek bölgede, gerekse Irak'ta çok etkin bir stratejik güce ulaştı.

 

Bölgede dini ve etnik çelişkilerin daha da derinleştiğini, ABD'nin ılımlı İslam projesi bağlamında, siyasal İslamın yükselişinin hızlandığını, Türkiye'de iktidarı ele geçirmeye toplumu dönüştürmeye, giderek istikrarsızlaştırmaya başladığını da söylemek olanaklı. Bu bağlamda, sanırım artık ABD dış politika çevrelerinde, liberallerden Neoconlara ve realistlere kadar, üzerinde uzlaşıldığı anlaşılan, "sınırları etnik ve mezhep ayrılıklarına göre çizilmiş" bir "yeni Ortadoğu" amacına biraz daha yaklaşıldığı da söylenebilir. Savaşın ise biteceği yok, Bush hâlâ, "Bu bizim kazanabileceğimiz bir savaştır " diyor.

 

Cumhuriyet Gazetesi - 26.03.2008