Avrupa Birliği’nin B Planı

 

Güray Öz

 

Avrupa Birliği’nin “Valerie Giscard d’Estaing anayasası” yerine icat ettiği Lizbon Anlaşması sizlere ömür. İlkini Fransızlarla Hollandalılar halletmişti, İrlanda halkı da Lizbon taslağını arşive gönderdi.

 

Neden böyle oluyor? Neden şu haşmetli AB bir türlü neoliberal düzenini yasa haline getiremiyor, neden bir türlü sosyal hakları toptan silip süpürecek değişiklikleri gerçekleştiremiyor?

 

Biliyorum şimdi Türkiye’nin sıkı AB’cileri “ne ilgisi var?” diyeceklerdir. Fransızların da, İrlandalıların da AB anayasa taslaklarını neden reddettiğini gözlerden gizlemek işlerine gelecektır. Ama onların bin dereden su getirme gayretleri gerçekleri değiştirmez ki.

 

Fransızlar, sonra Hollandalılar, AB kodamanlarının serbest piyasayı anayasa maddesi haline getiren taslağını bu nedenle çöpe göndermişlerdi. İrlandalılar da Lizbon Anlaşması’nı benzer duygularla arşive yolladılar.

 

Bir iddiaya göre bu gelişme, AB bürokratlarını çoktandır düşünüp durdukları B planına yöneltecektir. Kuşkusuz bu anayasa işine çok emek verdiler, çok para harcadılar, ama B planı da yabana atılacak bir plan değildir!

 

Şimdi B planı için fırsat çıkmış olamaz mı?

 

***

 

B planı oldukça eskidir.

 

Birkaç kez AB’nin ideologları tarafından dile getirilmiştir. Özellikle eski Alman Dışişleri Bakanı, Bundestag’a kotla girip takım elbiseyle çıkan yeşil politikacı Joschka Fischer, filozof Habermas’tan mülhem bu planı sık sık dillendirmiş, enine boyuna anlatan makaleler yazmıştır.

 

B planı kısaca şöyledir:

 

AB üç halka olarak düşünülür. İlk halka AB’nin baba ülkelerinin yer aldığı, mümkünse 5 üyeli çekirdek halkadır. Burada AB’nin her türlü kuralı tam olarak geçerlidir. Savunma ve dış politika konularında karar mekanizmalarının ağırlığı bu çekirdek halkadadır.

 

Sonra ikinci halka gelir.

 

İkinci halka ekonomik olarak görece sorunlu ülkeler, Euro bölgesine tam uyum sağlayamamış devletlerden oluşur. Bunlar da kararlara belirli formüller ölçüsünde katılırlar.

 

Üçüncü halka birliğe yeni katılan, katılacak ülkelerden oluşur. Bunlar kararlara uyarlar, fikir verirler, daha da çok emir alırlar. Halkalarda zaman içinde geçişler, girişler, çıkışlar yaşanabilir.

 

***

 

İrlanda hezimetinden sonra yeniden gündeme gelmesi beklenen bu planın Türkiye’deki saf ve safkan AB’cileri heyecanlandırdığını biliyorum.

 

Geçen günlerde dördü de aynı görüşte oldukları halde tartışır gibi yapan bu saf AB’cilerin bir programını izledim AKP medyasına ait bir TV kanalında.

 

İnsan gülmeden edemiyor.

 

Kanal değiştirecektim vazgeçtim.

 

Güle güle izledim arkadaşları.

 

***

 

İrlanda hezimetinden sonra ortaya çıkan bu yeni durum Türkiye için büyük bir fırsat olabilirmiş. AB Türkiye’yi almak istemiyor ya, bu B planı sayesinde üçüncü halka Türkiye için uygun ve artık hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir yol olabilirmiş.

 

Ne AB itiraz edermiş, ne Türkiye.

 

Önce şunu söyleyelim de boşuna umut beslemesin bu arkadaşlar. AB ülkelerinin bu üç halkalı planı benimsemeleri, kabul etmeleri olanaklı değildir. Şimdiki hakları, hukuklarıyla onların böyle sınıflara ayrılmış bir yapıya “evet” demeleri, siz Joschka’yı ciddiye almayın, hayal bile edilemez. Ama diyelim ki öyle oldu. Üç halkalı bir AB’miz doğdu ufuktan.

 

Türkiye, AB’nin üyesi değil, olsa olsa üçüncü halkanın “imtiyazlı ortağı” olur. Gerçi bu arkadaşların dilinin altındaki bakla da zaten oydu, ama açık açık da söylenemiyor ki!

 

Hele bugünlerde hiç söylenemez.

 

Bir yandan kapatma davasında AB desteği elzem, öte yandan Çekleri yenmiş, Viyana kapılarına dayanmışız, “milli duygular” kabarmış, Hasan Cemal bile kendini tutamamış “ikinci Viyana kuşatması”ndan söz eder olmuş, dıdının dıdısı olmak savunulabilir mi hiç bugünlerde.

 

Yoksa ne güzel olurdu ama, değil mi sevgili arkadaşlar?

 

Cumhuriyet Gazetesi - 18.06.2008