Ergenekon soruşturmasının düşündürdükleri

 

Çetin Aşıoğlu

Yargıtay Onursal Üyesi

 

Çağdaş kafa ve hukuk; en ilkel toplumlardan günümüze gelinceye kadar, insanın göz yaşı ve kanla dolu deneyimleriyle evrensel bir insanlık hakkını saptamıştır: Herkesin "doğru (adil) ve güvenli yargılanma hakkı” var. İnsanın ve hak aramanın doğasında var olan bu hakkımız; tüm hak ve özgürlüklerimiz gibi kişiliğimizi koruyan, geliştiren tinsel (manevi ) varlığımız ve değerimizdir. Bu nedenle de uluslararası hukuk ve yargı yerlerinde de güncelleşerek güvenceye alınmıştır.

 

Savcı ÖZ’ün görevini sürdürmesi kendisini de yargıyı da yıpratacaktır. Kendisine bu görevi veren Hakimler Ve Savcılar Kurulunca görevden alınmalıdır. Tersi durumda; yol ve yöntemine aykırı kendince soruşturma yapan özensiz bir yargıç tipi oluşmasına prim verilmiş olur.

 

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ni yasallaştırmış olmamamızdan elli yıl geçmesine karşın; bu insanlık hakkı, hak arayanların yaygın bir güvencesi olamamıştır. Son aylarda gündemden düşmeyen Ergenekon adlı savcılık soruşturması tipik bir örnek oluşturuyor.

 

Üzerine suç atılan bir zanlının; ceza yargısında “doğru ve güvenli (adil)yargılanması” Cumhuriyet savcısının yapacağı soruşturmaya bağlıdır. Ülkemizde ceza davalarının uzamasının ve az da olsa sonuçlarının tartışma yaratmasının başat nedenlerinden biri, soruşturmaların hukuka ve yasaya uygun yapılmamış olmasıdır.

 

Suçla ilgili soruşturmanın sağlıklı yapılması, öncelikle bilgili, kültürlü ve etik değerleri özümlemiş özverili ve yansız savcıların varlığını gerekli kılar. Oysa ülkemizde savcılık kurumu, genelde, yargının en aksayan ayağıdır.

 

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK. m.160/2), bu nitelikleri taşıdığını varsayarak, Cumhuriyet savcılarına ağır görevler yüklemiştir. Bunları üç ana başlık altında açıklayabiliriz:

 

1- Maddi gerçeği (yaşam olayı) araştırmak: Soruşturmanın can damarı ve en zor aşamasıdır. Hukuk sorununun açıklığa kavuşması, maddi gerçeğin aydınlanmasına bağlıdır. Bu nedenle “suçun işlendiği yolunda yeterli, güçlü şüphe oluşmadıkça”, iddianame düzenlenemez (CMK m.170/2).

 

2-Adil bir yargılamanın yapılabilmesi: Soruşturmanın tüm aşamalarının (iddianamenin düzenlenmesini de); ceza yargısında, doğru güvenli yargılamayı güvenceye alacak biçimde yapılması gerekir. Bir başka anlatımla “doğru güvenli yargılanmanın kökü” soruşturma evresinde atılmamışsa; zanlılar için de yargıçlar için de risk kapıda bekler.

 

3-Şüphelinin lehinde ve aleyhindeki kanıtların toplanması ve haklarının korunması: Bu görev yukarıda açıkladığımız yükümlülüklerin gerçekleşmesinin ve yansız soruşturmanın güvencesidir. Savcılık kurumu, çoğun, sağlıklı çalışmadığı için kanıt toplama ve şüphelerinin haklarını koruma yükümlülüğü kamu oyunca iyi bilinmemektedir. Politikacıların, kendilerine yakıştırdığı “savcı–avukat” tamlaması da politik söylem olarak değerlendirilse de çarpıcı bir örnek oluşturur.

 

ERGENEKON’DA SAVCILIK

 

Ergenekon soruşturması yukarıda açıkladığımız ilkelere uygun yapılmış mıdır? Çalışmayı yaptığımız şu günlerde, iddianame açıklanmadığına göre; soruşturmanın özü ve içeriğinden yola çıkarak soruya yanıt aramak öznel ve riskli olur. Ancak soruşturmanın şüpheliler üzerinde ve kamu oyunda bıraktığı ve oluşturduğu görünümünden yol çıkarak bir yargıya varma olanaklıdır:

 

Toplumun azımsanmayacak bir bölümünde, soruşturmanın:

 

a- “AKP’nin etkisinde yürütüldüğü ve altında siyası bir hesaplaşmanın bulunduğu”;

 

b- “Kişilerin günlük ya da özel yaşam ve çalışmalarından veya düşünce açıklamalarından suç ve suçlu yaratılarak; sonra da bu durumdan görev çıkarılarak demokrasiyi güçlendirme havariliğine soyunulduğu”;

 

c- “Geçmişte yargı kararlarıyla kanıtlanmış olaylarla mantık dışı ve yapay nedensellik bağları kurularak abartılı bir durum yaratılmaya çalışıldığı”;

 

ç- Çeteleri ya da darbecileri çökertiyoruz savları altında Atatürk sevgisi ve ulusalcık/milliyetçilik inançlarını zayıflatma girişimlerini güncelleştirdiği”;

 

d- “Birilerin eline, -ülkemizin saygın kurumlarını ve pek çok değerli isimlerini karalama kampanyası içine çekme- olanağı verildiği”;

 

e- “Düşünen, sorgulayan ve eleştiren beyinleri sindirme ortamı oluşturulduğu”; f- “Özel yaşamlara bile girilerek toplumda korku ve kafa karışıklığı yaratıldığı”;

 

g- “2500 sayfalık iddianame ve “Agarta” saçmalığıyla büyük ve önemli iş başarıldığı izlenimi verilmek istendiği” biçiminde olumsuz görünümleri belleklere yerleştirdiği bir olgudur.

 

Bu görünüm, bir bütün olarak, savcılık orunun yansızlığını yitirdiği nitelendirilmesini gündeme getirmekle kalmaz “yargılama orununun çalışması ve yansızlığı için de gizil bir tehlike” oluşturur. Bu durudan soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Z. Öz sorumludur. Sayın savcının kafasının içine girme ve iddianameyi inceleme olanağımız olmadığına göre, gerçek amacını ve değerlendirmelerinin doğruluğunun ya da yanlışlığını bilemeyiz ve yorumlayamayız.

 

GÜÇLÜ GÖSTERGELER

 

Ancak soruşturmanın, sorgulanan kişiler ve toplumun önemli bir bölümü üzerindeki olumsuz görünümleri, yansızlık değerlendirilmesi için yeterlidir (nesnel yansızlık). Çünkü; demokratik bir toplumda, önemli olan, yargının her işlem ve kararında bireyler ve topluma verdiği güvendir. Bu nedenle; adaletin yerine getirilmesi yeterli değildir; yerine getirildiğinin de görülmesi gerekir. Ayrıca yazar Can Dündar (1) ve emekli albay Erdal Sarızeybek’in (2) yaptığı açıklamalar, sayın savcının, mesleki kişiliği ve yeteneğinin böyle bir soruşturmayı yürütmeye yeterli olmadığının güçlü göstergesidir.

 

Bu nedenle savcının görevini sürdürmesi kendisini de yargıyı da yıpratacaktır. Kendisine bu görevi veren Hakimler Ve Savcılar Kurulunca görevden alınmalıdır. Tersi durumda; yol ve yöntemine aykırı kendince soruşturma yapan özensiz bir yargıç tipi oluşmasına prim verilmiş olur.

 

Belçika’da yaşanan bir olay, çarpıcı bir örnektir: Yetenekli ve saygın kişiliği tartışmasız savcı, küçük çocukların cinsel taciz ve öldürülmesi olayının soruşturmasını aydınlatır ve suçlu hakkında ceza davası açar. Belçika toplumunu sarsan olayın aydınlatılmasındaki başarısı üzerine: Mağdurların kurduğu dernek, bir çay partisinde, gönül borcu duygularıyla savcıya bir dolma kalem armağan eder. Ancak; Federal Mahkeme, yansızlık görünümünü yitirdiği gerekçesiyle savcıyı görevden alır. Belçika toplumunda, ilk kez yüz bin kişi, “savcımızı geri verin” söylemiyle karşı gösteri yapmasına karşın karar değiştirilmez.

 

Genelde ağaçlara bakmaktan ormanı göremeyen bir toplum olduğumuz yadsınamaz. Ergenekon olayının soruşturmasının ortaya koyduğu olumsuzlukları küçümsemiyorum. Ancak hak aramanın kapısında on binler ya da yüz binler de “doğru ve güvenli yargılanamama” kuşkusu içindeler. Ergenekon olayının kendine üzgü özellikleri vardır. Ancak onları yaratan da sağlıklı bir yargı düzenimizin olmamasıdır.

 

Dinlemeseler bile keman çalan kemancı gibi otuz yıldır söylüyorum: Bağımsız yargı (Kurucu unsurları; bilgi, kültür, yargı töresi, yargıç güvenceleri ve ağırlaştırılmış sorumluluk) olmadan “doğru ve güvenli yargılama” sürekli gizil tehlike altındadır. Bu nedenle ergenekon soruşturması, hak arayanların sorunu olarak da değerlendirilmesi gerekir.

 

Not:Bu çalışma iddianamenin mahkemece incelenmesinin açıklanmasından önce yapılmıştır.

 

1) Savcının odasında 2.5 saat Milliyet 05.07,2008

 

2) Görsel ve yazılı basından

 

Cumhuriyet Gazetesi - Bilim Teknik 01.08.2008