Kapatma'da İddianamenin Kabul Kararı...

 

Hamdi Yaver Aktan

Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyesi

 

* Siyasal parti kapatma davalarının kendine özgü bir dava niteliğinde olmasına ve özellikle geleneksel ceza davası olmamasına,

 

* Anayasa ve özel yasaların kapatma davasını açma görev ve yetkisini münhasıran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'na vermesine ve iddianame düzenlenmekle de davanın açılmış sayılmasının gerekmesi karşısında kabul kararı verilmesi olanaksızdır.

 

1. Kapatma Davalarının Niteliği

 

Siyasal partilerin kapatılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi'nde açılan davaların hukuksal niteliği konusunda öğretide farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüş, ceza yargılaması hukuku kurallarına göre yargılama yapıldığı kuralından hareketle ve genellikle kapatma nedenleri aynı zamanda suç teşkil ettiği, kapatılma kararının da ceza yaptırımını öngördüğü ve tüzelkişilerin ceza sorumluluğuna benzediğinden ceza davası niteliğinde olduğu biçimindedir. Diğer bir görüşe göre ise kapatma davası, ceza davası olmayıp bir "tedbir davası" dır ve kapatılma kararı da partinin yasakları ihlal ettiğine ilişkin açıklayıcı bir tespit kararıdır. (1) Aynı yönde, fakat farklı bir yaklaşım da "niteliği itibarıyla özel hukuka ve kendine özgü olan ve bozucu yenilik doğuran bir inşai dava 'dır" . (2)

 

Kapatma davalarında, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un 33. maddesine göre "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) hükümleri uygulanmak suretiyle dosya incelenir ve karara bağlanır" . 5230 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'la (Yürürlük Kanunu) (m. 18/1-a) 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırıldıktan sonra Yürürlük Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasına göre CMUK'a yapılan yollamalar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na (CMK) yapılmış sayılmaktadır. 1 Haziran 2005 tarihinden sonra açılacak siyasal partilerin kapatılması davalarında anılan yasa hükümleri tamamlayıcı ölçüde kullanılacaktır.

 

Ceza yargılanmasına ilişkin yasanın uygulanacak olması, siyasal parti kapatma davalarının niteliği itibarıyla ceza davası olmasına elverişli değildir. Gerçekten de davanın görüleceği yargı yerinin Anayasa Mahkemesi olarak belirlenmesi, mahkemenin de özel bir kuruluş ve yargılama yasasının bulunması ve bu yasanın yollamasıyla (2949 sayılı kanun, m. 33) CMK'nin uygulanacak olması, CMK'yi tamamlayıcı olmaktan çıkarmayacağı gibi, davanın niteliğine uygun düştüğü ölçünün ötesine de taşımayacak ve ayrıca davayı ceza davası niteliğine de dönüştürmeyecektir. (3)

 

Kendine özgü bir dava

 

Ceza yasalarına göre suç teşkil etmeyen ve yasama sorumsuzluğu gereği ceza yaptırımı ile karşılanmayan birtakım eylemlerin siyasal partiler yönünden odak olmada dayanak olabilmesi de kapatma davalarının ceza davası olmadığı savını güçlendirmektedir.

 

Anayasa Mahkemesi önceleri bu tür davalarda uygulanması istenen maddeleri ve yaptırımı birer ceza kuralı niteliğinde görmüştür. (4) Anayasanın 69. maddesinde 23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı yasayla (5) yapılan değişiklikten sonra görüş değiştiren yüksek mahkeme, kapatılma davalarının "kendine özgü bir dava" olduğunu kararlaştırmıştır. (6) Nitekim, mahkemenin 12.9.1995 tarihli, değişik iş 1995/4 ve 5 sayılı kararında siyasal parti kapatma davasının ceza davası olmadığı açıklanmıştır. (7) En somut olarak Refah Partisi davasında bizatihi Anayasa Mahkemesi'nce itiraz yoluyla incelenip karara bağlanırken (8) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 141, 142 ve 163. maddelerinin yürürlükten kaldırılması ve bireyler yönünden cezai yaptırımların uygulanamayacağı, ancak partiler yönünden aynı yasakların sürdüğü kabul edilerek 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 103. maddesinin ikinci fıkrası iptal edilirken bir bakıma önceki kararı gibi konuya yaklaşmış ve ceza davası olmadığını somut norm denetiminde belirtmiştir.

 

Ceza davasından bir farklılık

 

Refah Partisi Kapatma Davası'nda (9) 2949 sayılı Kuruluş ve Yürürlük Yasası'nın 33. maddesinin düzenleniş biçiminden hareketle Anayasa Mahkemesi "yasa koyucunun siyasi partilerin yasaya aykırı eylemlerinin kapatılma yaptırımına bağlanmasını ceza hukuku ilkelerine daha yakın bulduğunu" belirttikten sonra "Ancak ceza davalarında, ceza yargılamasına özgü usul kurallarının uygulanması doğal olduğuna göre, parti kapatma davalarında özellikle aynı usulün uygulanacağının belirtilmesine gerek duyulması, bu davaların geleneksel anlamda bir 'ceza davası olmadığını' ortaya koymaktadır... Bu temel özellikleri taşıma gereği yönünden, hukukun diğer alanlarına göre ceza hukukuna dava yakın kabul edilse de siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalar, bütünüyle ceza hukuku kuralları içinde değerlendirilmesine olanak bulunmayan ' kendine özgü davalardır' . Ayrıca siyasi partilere yasaklanan eylemlerin niteliği, bunların kapatılma sonucunu doğurabilmesi için aranan koşullar ve uygulanan yaptırım türünün ceza hukukundaki suç ve cezalardan farklılık göstermesi de bu davaların 'kendine özgü özelliğini' öne çıkarmaktadır" gerekçeleriyle kapatma davalarının ceza davası olmadığını açıkça vurgulamış ve bu içtihadını Fazilet Davası'nda (10) da aynen sürdürmüştür.

 

2. Kapatma Davalarının Açılışı

 

Anayasanın 69. maddesinin 4. fıkrasına göre "Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi'nce kesin olarak karara bağlanır" . 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun değişik 98. maddesi de "Siyasi partilerin kapatılması davaları, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Anayasa Mahkemesi'nce açılır" hükmünü içermektedir.

 

İddianame yeterli

 

Kapatma davalarında özel kuruluş ve yargılama yasasının yanında ceza yargılama yasası hükümleri de Anayasa Mahkemesi tarafından uygulanacağı için dava açılmasına ilişkin önceki (CMUK) ve sonraki (CMK) yasa hükümleri incelendiğinde CMUK'un 148. maddesinin 1. fıkrasının "Hukuku amme davası açmak vazifesi Cumhuriyet Müddeiumumisi'nindir" şeklindeki hükmünün, CMK'nin 170. maddesinin 1. fıkrasında "Kamu davası açma görevi, cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir" biçimini aldığı görülmektedir. Kamu davasının açılmasında önceki düzenlemede aranan "yeterli delil" zorunluluğu da yeni düzenlemede "yeterli şüphe" ye dönüşmüştür.

 

Öte yandan CMUK'a göre (m. 163/1) cumhuriyet savcısının mahkemeye vereceği iddianameyle kamu davası açılmış sayılırken CMK'de (m. 175/1) "iddianamenin kabulüyle kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar" hükmü öngörülmektedir.

 

Görüldüğü üzere CMUK'den farklı olarak CMK'nin sisteminde cumhuriyet savcıları, "iddianame düzenleyerek mahkemelere sunmak" görevini üstlenmişlerdir. CMK'nin düzenlemesini (m. 170/1) bu şekilde anlamak gerekmektedir. (11) Çünkü kamu davasının açılmış sayılması ancak iddianamenin sunulduğu mahkemece kabul edilmesiyle (m. 175/1) mümkün olabilmektedir. Cumhuriyet savcısının mahkemeye sunduğu iddianamenin hüküm ifade edip sonuç doğurabilmesi "iddianamenin kabulü" denilen ve kurucu şart niteliği taşıyan kararın verilmesi ya da belli sürenin geçmesiyle verilmiş sayılmasına (CMK m. 174/3) bağlıdır. (12) İddianamenin kabulü kararı müessesesinin getirilmesiyle kamu davası açılması, yargısal bir karar niteliğini almıştır. (13)

 

3- Kapatma Davalarında İddianamenin Kabulü Kararı Verilemez!

 

Siyasal parti kapatma davalarının ceza davası olmayıp özellikle ceza davası dışında kalan kendine özgü bir dava olması, ceza mahkemesine açılacak kamu davalarının "yeterli delil" (CMUK m. 163/1) ya da "yeterli şüphe" (CMK m. 170/2) ile mümkün olmasına karşın siyasal partiler için güvence teşkil eden (14) ve münhasıran Anayasa Mahkemesi'ne açılabilen anılan davaların yeterli kanıt ya da kuşku şöyle kalsın partilerin eylemlerinin "odak" haline gelmesi (Ay. m. 69/6; 2820 sayılı kanun m.) halinde açılabilecek olması göz önüne alındığında bu tür davalarda CMK'nin 175. maddesinin 1. fıkrasının öngördüğü iddianamenin kabulüne ilişkin karar verilmesi olanaksızdır.

 

CMUK döneminde dava, iddianamenin düzenlenmesiyle açılmış sayılmaktaydı. Anayasanın (m. 69/4), 2820 sayılı kanunun (m. 98) ve 2949 sayılı kanunun (m. 33) hükümleri birlikte değerlendirildiğinde kapatma davasının iddianamesi düzenlenmekle hukuksal olarak dava açılmış olmaktadır.

 

Siyasal partilerin kapatılması davalarında 2949 sayılı kanunun 33. maddesi, ancak dava açıldıktan sonra, yani yargılama sürecinde uygulama alanı bulabilmektedir.

 

CMK'de dava, iddianame düzenlenmekle değil, iddianamenin kabulüyle açılmış sayılmaktadır. Bu haliyle de iddianame düzenlenmesi soruşturma evresinde (CMK m. 2/1-e) kalmaktadır. Bu evrede 2949 sayılı kanunun 33. maddesi hükümlerinin nazara alınması ise mümkün değildir.

 

Kendine özgü bir dava türü olan ve ceza davası olmayan kapatma davasında, 2820 ve 2949 sayılı özel yasalarda, CMK'deki hükümlere koşut değişiklik yapılmasının yasa koyucu tarafından düşünülmemiş olması göz önüne alındığında ve kaldı ki anayasa hükmünün ve anılan normların da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nı görevli kılmayı sürdürmesine ve düzenleyeceği iddianameyle davanın açılmış sayılmasının gerekmesi karşısında "yeterli şüphe" ile açılan geleneksel ceza davaları için soruşturma evresine ilişkin olarak konulmuş kuralın, odak olmayı oluşturabilecek nitelikteki yoğun eylemlere ve kanıtlara bağlı olarak açılabilen parti kapatma davalarında uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Tersine bir yaklaşımın 2949 sayılı kanunun 33. maddesinin, davanın açılma aşaması öncesine taşınması ve davanın açılmasının da Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmiş olması sonucunu doğurur ki anayasa ile 2820 ve 2949 sayılı yasaların hükümleri bu yönde bir yorumlamaya elverişli değildir.

 

Söz konusu kurallar, dava açılmasını münhasıran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın iddianame düzenlemesine bağlamıştır.

 

Yargılama yasalarında açık bir düzenlemenin bulunmaması halinde kıyas olanaklı ise de CMK'deki düzenleme, anayasa ve belirtilen özel yasalardan farklıdır; sonraki yasa (CMK) hükümleri özel yasalardaki düzenlemeleri örtülü olarak ortadan kaldıracak nitelikte değildir. Kaldı ki anayasa (m. 69/4) hükmü de yerinde durmaktadır.

 

4- Sonuç

 

Konu, olması gereken yönü itibarıyla kuşkusuz ki tartışmaya açık olmakla birlikte;

 

- Siyasal parti kapatma davalarının kendine özgü bir dava niteliğinde olmasına ve özellikle geleneksel ceza davası olmamasına,

 

- Anayasa ve özel yasaların kapatma davasını açma görev ve yetkisini münhasıran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'na vermesine ve iddianame düzenlenmekle de davanın açılmış sayılmasının gerekmesi karşısında kabul kararı verilmesi olanaksızdır.

 

DİPNOTLAR

1- Dr. O. Korkut Kanadoğlu: Anayasa Mahkemesi; İstanbul, 2004, s. 221, 751 ve 752 sayılı notlardaki yazarlar ve eserleri.

2- Bülent H. Acar: "Kurtuluş Tüzüğü Kesin Yasaklı Amaçlara Aykırı Olan Siyasal Partinin Tüzelkişilik Kazanamaması Bir Kapatma Davasının Değil, Bir Olumsuz Tespit Davasının Konusudur", Ankara Barosu Dergisi, Sayı: 2002/1, s. 160-161.

3- Kanadoğlu, age., s. 222.

4- 28.9.1984 tarih ve 1984/1 esas ve 1984/1 sayılı karar, Kanadoğlu, age, s. 218, dipnot 742

5- R. G. 26.7.1995, Sayı: 22355

6- A. Emrah Akyazan: "1982 Anayasası'na Göre Siyasal Partilerin Kapatılması", TBB Dergisi, 2006, Sayı: 65, 5. 271

7- Yılmaz Aliefendioğlu: Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, s. 231'den Aktorun Kanadoğlu, age, s. 219, dipnot 743.

8- 9.1.1998 tarih ve 1998/2 esas, 1998/1 sayılı karar, R. G. 22.2.1998, Sayı: 23266

9- 16.1.1998 tarih ve 1997/1 esas ve 1998/1 sayılı karar R. G. 22.2.1998, Sayı: 23266

10- 22.6.2002 tarih ve 1999/2 esas ve 2001/2 sayılı karar, R. G. 5.1.2002, Sayı: 24631 (Mükerrer)

11- Doç. Dr. Yener Ünver/Doç. Dr. Hakan Hakeri: Sorularla Ceza Muhakemesi Hukuku, TBB Yayını, Ankara, 2006, s. 296.

12- Prof. Dr. Metin Feyzioğlu: "Ceza Muhakemesi Kanunu'na Göre İddianamenin Hazırlanmasına ve Kabulüne İlişkin Bazı Düşünceler", Ceza Hukuku Dergisi, Ekim 2006, Sayı: 1, S. 31.

13- Centel/Zafer: Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2008, S. Bası, s. 492

14- Kanadoğlu, age, s. 222.

 

Cumhuriyet Gazetesi - 29.03.2008