BEYİN ARAŞTIRMASI…
Mahmut YILBAŞ
Törenlerde öğrenciler, sporcular ve askerler birbiri ardından sıra sıra geçerler; bunu çok görmüşüzdür.
Beyinlerin de böyle yürüyecekleri düşünülebilir mi?
Bu sanal dünyada, olmaz olmaz…
Gelin, bir animasyon dizisini hep beraber izleyelim…
Diyelim ki; ülkenin birinde bir beyin araştırması yapılması kararlaştırılmış.
Çünkü; kafaları çok karışıkmış, ne yaptıklarına bir türlü akıl erdiremiyorlarmış; her şey arapsaçına dönmüş, karmakarışıkmış. Bir yararı dokunur, belki bir çıkış yolunu buluruz, diyorlarmış…
Ancak, araştırmanın şekli üzerinde bir türlü anlaşmaya varamıyorlarmış.
Kimileri, beyinleri “ağırlıklarına” göre araştıralım diyormuş. Bazıları buna, eğer ağırlığı ölçü alırsak en ağır beyin “öküz, manda” beynidir; onlar da malum, sonra “manda-cılığımız” ortaya çıkar, hepten rezil oluruz, diye karşı çıkıyorlarmış.
Bazıları da, beyinlerin boyutlarını ölçü alalım teklifini getirmişler.
Buna da itiraz edilmiş; en küçük beyin kuş beynidir, sonra kuşlar alınırlar; kargalar, akbabalar, kuzgunlar, papağanlar, serçeler, bülbüller ve diğerleri işlevlerimiz insanlar tarafından elimizden alınacak diye UKHM (Uluslar arası Kuş Hakları Mahkemesi)’de dava açarlar, sonunda tazminat ödemek zorunda kalırız denilmiş.
Sonunda, beyinlerin “işlevleri” kıstas alınsın teklifi kabul edilmiş; araştırmada, beyinlerin kendilerini anlatmaları ve kimin adına çalıştıkları hususunun esas alınması uygun bulunmuş.
Araştırma bütün ülkeye duyurulmuş, katılımda serbest bırakılmış.
Araştırma günü gelmiş…
Beyinler jürinin önüne sırayla gelip işlevlerini yani ne iş yaptıklarını bir bir anlatmaya başlamışlar.
Çiftçi-Köylü, İşçi Beyin:
Jürinin önüne ilk çıkan beyin “ben çiftçi ve köylüde bulunurum. İşim ve görevim çiftçi-köylü ve işçileri yönetmektir. Beni taşıyanlar gelenek, görenek ve inançlara göre hareket ederler. Ekerler, biçerler ve üretirler. İşçilerde de ben bulunurum. Aylar, mevsimler, yıllar geçer. Doğarlar, büyürler, evlenirler çocuk yaparlar. Erkekleri asker, kızları ana olurlar etliye, sütlüye ve memleket meselelerine fazla karışmazlar, isteseler de müsaade edilmez. Bulduklarıyla yetinirler; çünkü, bir lokma, bir hırkadan başka bir şey istemeleri, düşünmelerine izin vermem.” Diye, kendini tanıtmış. Sınav Komisyonu konuşmaya devam etmek isteyen yarışmacıya teşekkür ederek dışarı çıkarmışlar; çünkü aradıkları beyin “Çiftçi-köylü-işçi beyni” değilmiş.
Tüccar- Patron Beyin:
Sıradaki beyin kendini “esnaf, tüccar, sanayici ve bir de medya patronları; beni beyin olarak taşırlar; gelişmiş türlerim banka hortumlayan, dolandıranlarda bulunur, diye kendini ve işlevini anlatmaya başlar ve özelliklerini şöyle sıralar: Almak-satmaktır, benim işim; her şeyi alır- satarım; iyisi – kötüsü yoktur işimin; Ucuza alır, pahalıya satarım…
Son zamanlarda “vatan” dedikleri toprakları satıyorum. Yeter ki alıcısı olsun, bedelini ödeyen bulunsun. Benim dünyamda duyguya, ahlaka, onura yer yoktur. Müşteri ve para vardır. Kendim de satılığım; bana göre tüm insanlar satılıktır. Para, para ve yine paradır; kutsal bildiğim, kutsal dediğim. Şimdilerde piyasalarda en fazla satılan da budur. İnançların değiş tokuşu, hele işin içinde bir de dolar olursa ‘keyfime diyecek yoktur.’ Son sözüm şudur; her şey benim elimin altındadır ve benim etrafımda döner. Yani alınırlar ve satılırlar. Son zamanlarda uluslar arası alım ve satımlarda başladı. Bu alanda çok iş var. Alıcısı da bol, satıcısı da.” Diyerek tanıttıktan sonra, o da dışarı çıkarılmış. Çünkü zaten sıkıntı bu beyinlerden ileri geliyormuş. Çabaları bunlardan kurtulmak içinmiş…
Bürokrat Beyin:
“Bana eskiden ‘memur’ beyni de derlerdi. Amir- Memur beyni olarak ikiye ayrılırdık. Bir adımızda ‘bürokrat’tır. Amirler emir verir, memurlar yerine getirirdi. Kıt kanaat ancak kimseye el açmadan yaşamımız sürer ve emekli olurduk. Amirlerimize ve devlete bağlıydık, çünkü hem yemin etmiştik ve hem de başkasını düşünemezdik.
Zamanla değişime, dönüşüme ve gelişime uğradık. Şimdi ticari, siyasi ve işbirlikçi beyinlerle ilişkiler geliştirdik; memur yönümüz çok arka planda kaldı… değişim ve dönüşüm henüz sona ermedi, süreç devam etmektedir. Sonunda isim değişikliği de yapabiliriz. İktidarla gelir, onunla gider olduk. Bir yandan devletin yanında görünür, ancak çoğumuz okyanus ötesinde ‘ikamete memur’ pirimize bağlıyızdır. Sözünden dışarı çıkmayız. Onun sayesinde hepimiz ‘ılımlı ve uyumlugiller’ familyasından olduk. Çok özelliklerimiz ve çeşitlerimiz vardır, anlatmakla bitmez.” Dedikten sonra durmuş ve bir sessizlik olmuş. Sınav Komisyonu konuşmanın etkisinde kaldığını hissettirmiş. Ne de olsa, onların da orjini burasıymış. İşleri ellerinden alınır kaygısıyla hemen kendilerine gelip yarışmacıyı salondan çıkarmışlar.
Medya- Aydın Beyin:
Sıradaki yarışmacı “son zamanlara kadar fazla bir ilişki, benzerlik bulunmazdı aramızda ama bizde de değişim ve dönüşüm süreci yaşanıyor. Hayatımıza televizyon girdikten sonra bu iki beyin arasında yakınlaşma arttı. Artık kim aydın, kim medyacı kestirmek çok kolay olmuyor. Spor dünyasından olduğu gibi bizim dünyamızda da ‘transfer’ önemli yer tutmaktadır. Kulüp aşkı, renk aşkı yerini, ‘para’ aşkına bıraktığından, bizde de çok önemli transferler yapılır. Patrona, haliyle paraya bağlılık her şeyin önünde gelir. Bilim ve düşünce artık gücün yani paranın emrindedir. Parayı veren düdüğü çalar. Bu alanda o kadar ünlülerimiz var ki, kim patron, kim hizmetkar, yani kim kimin emrinde belli değil. Papyonlularımız, fularlılarımız ve top sakallılarımız en makbullerimizdir. Hele bir de feminist olanlarımız var ki, onların piyasaları çok yüksek. Bir de özel yaşamı kamunun bilgisine, hafiften açarsanız, baş tacı edilirsiniz. Ayrıca, unutmadan söyleyeyim, yabancıların göz bebeği olduk. Bizi en fazla seven de Karen Fogg’dur, içimizden birine ‘sivit hart’ demişti. Anlayacağınız bizim dünyada işler çok verimli; bir de ‘Artin Kemal’ ödülünü kazanmak için aramızda çok sıkı bir rekabette bulunmaktadır.” Der demez salondan hemen çıkarılır. Çok tehlikeli olduğu sonucuna varılır.
Asker Beyin:
Bütün duyuru ve çağrılara ve hatta özel davetlere rağmen araştırmaya bir “asker beyin”in katılması sağlanamamış. Araştırmaya katılmamalarının gerçek nedeni, namlarına bir açıklama yapılmadığından bilinememiş. İşlevlerine son verilip alanında sivilleştirilmek istenmesinden, onlarında hangi namla araştırmaya katılmaları gerektiğine henüz karar verilememiş olması söylentileri, ortada dolaşmaya başlamış. Bir diğer söylentide “demokrasi” ve , “egemenlik” konularında “yeni konsept ve kavramlar” üretmekle meşgul olduklarıdır. Bir de son evrede başı diklik ve onurluluk cephesinde (AB) açılan gediklerin nasıl kapatılacağı onları çok meşgul ediyormuş. Ancak en inanılır kaynaklardan araştırma heyetine ulaşan bilgilere göre, “kaybedilen çizgiler” nasıl bulunur, “Hafıza kaybı” nasıl önlenir ve “hatırlama” melekeleri nasıl geliştirilir diye, onlarda bir araştırma çalışması başlatmışlar. Henüz sonuç alamadıklarından kurum dışı yarışmalara pek sıcak bakılmıyormuş…
Siyasi Beyin:
Burada da başka türlü bir zorluk, sıkıntı yaşanmış. Asker beyninin tam tersine, bunda katılım çok fazla olmuş, İzdiham yaşanmış. Pop-star yarışmasında olduğu gibi binlercesi, avucuna aldığı beyinle araştırmaya katılmak için, sabahın erken saatlerinde araştırmanın yapıldığı yerin bahçesini doldurmuş. Her kafadan, pardon her avuçtan ses çıkıyor, ortalık gürültüden geçilmiyor, kimin ne söylediği anlaşılamıyormuş.
Araştırma heyeti ne yapacağına bir türlü karar veremiyor, gürültü ve homurtular da gittikçe artıyormuş. Heyetten biri, “havadan bir balık ağı atalım, ağa takılanları alıp inceleyelim” demiş ve hemen uygulamışlar. Ağa takılan, avuçlarda bulunan beyinlerden biri:
“Ben seçmen beyniyim” diyerek kendini tanıtmış ve anlatmaya başlayarak şunları söylemiş: “Ben sandık başında, yani seçimden seçime görev yaparım; köyde, kasabada, şehirde bulunmam fark etmez. Oyun sandığa atılışına kadar görev benimdir. Oyu atar ve işim biter. Kimileri imza atmasını da bilmez, o zaman parmak basmalarını söylerim. Kim yapmış, ne yapmış, ne söylemiş benim için önemli değildir. Ben de oy verme ‘soya çeker’ yani ‘futbol kulübü’ gibi ‘siyasi parti’ tutarım. Eskiden sağcı, solcu diye ayrılırdık. Şimdi böyle bir ayrım yok; kafalar, yani başlar örtülümü yoksa açık mı iddiasının peşindeyiz. Gerisi bizi ilgilendirmez. Bir de oy verdikten bir süre sonra elimiz kırılsaydı demekte alışkanlığımız. Kavun- karpuz alırken çok daha ilgilenir, inceleriz. Yanlış anlaşılmasın, seçim sırasında başka işlerle de ilgileniriz. Her türlü hediye paketinin evlere kadar gönderilmesini çok önemseriz. Ayrıca, tutulsun veya tutulmasın, seçim sonrasına ait sözler ve vaatlerde önceliklidir. Aldanma ve aldatılmadan özel bir haz duyarız.”
İkinci denek “mebus” beyni olduğunu belirterek, kendini şöyle tanıtmaya başlamış: “ Ben, milletvekillerinde bulunurum. En ünlümüz damdan düşmekle övünür. Milattan önce vekil adaylarını partilerine mensup delegeler belirlerdi. Buna ‘ön seçim’ denirdi. O dönemlerde hep delege hizmetinde olurduk. Şimdilerde adaylığı Genel Başkanlar belirlediğinden onların emrindeyiz. Genel Başkan ne derse onu yaparız. En gözde, en muteber olanımız Genel Başkan’a en bağlı muti olanımızdır. Genel Başkanlarımızın borusu öter, ne derse o olur. Borazancı başı odur. O öttükçe biz de öteriz. Biz onların, onlarda IMF, AB ve ABD’nin istekleri dışına çıkamazlar. Böylece ‘bağımlılık’ temel özelliğimizdir. Beyin olarak bağlılık, bağımlılık, itaatkar olmak, biat etmek yani emir kulluğu, beyin olarak üretimimizdir. Bu itibarla talibimiz çok fazla olduğundan çevremizde çok geniştir. Okyanus ötesinden mesajlar alır, ona göre hareket ederiz. “ diyerek sözlerine ara verdiği sırada araştırma komisyon başkanı müdahale edip konuşmayı, teşekkür ederek sonlandırmak istemiş, bırakılsa, günlerce konuşmasını sürdürecekmiş… Daha konuşmaya yeni başladım. Anlatacağım daha çok şeyler var, ben beyinlerin en üstünü en kutsalıyım” diyerek tekrar söz almak istiyormuş. Ancak komisyon “yeterli bilgi aldık, kendinizi tanıtmış oldunuz, dahasına gerek yok” diyerek siyasetçi beyni salondan çıkarmaya çaba gösteriyormuş, ama bir türlü başaramıyormuş. İçeride “konuşmama nasıl engel olunabilir; ‘çan’lar, ‘kaya’larda yankı yapıyor, duymuyor musunuz? Bu beyin farklı beyin, üstün beyin; aranan bu beyin” sözleri araştırma salonundan dışarıya taşıyormuş…
Böyle giderse, bu araştırmadan da bir sonuç alınamayacağı korkusu ülkede bir karabasan olmuş… Bu siyasetçi beyinlerden, nasıl ve ne zaman kurtulunacağı sorusuna bir türlü cevap bulunamıyormuş… Denir ki, bu ülke tam bir girdabın içerisindeymiş ama, hala, farkında olmayanlar varmış…