Sağduyu Gerekir…

           

            Yetkilisi, yetkisizi,

            Seçilmişi, atanmışı,

            Sivili, askeri,

            Öğrencisi, hocası,

            Genci, yaşlısı,

İşçisi, işvereni,

Aydını, cahili,

Okuyanı, yazanı,

Kadını, erkeği,

İnananı, inanmayanı,

Müslüman’ı, Hıristiyan’ı,

Haini, şeriatçısı,

Velhasıl; bu ülkede yaşayan her vatandaşın sorumlu davranması gerekmektedir.

Kime karşı sorumlu olacağız?..

Önce kendimize,

Sonra yakınlarımıza,

Daha sonra da, topluma karşı…

Neden mi?..

Neden olacak?..

Bu ülkeyi nereye sürüklediğimizin,

Nereye sürüklendiğine seyirci kaldığımızın,

Farkında olmadığımızdan…

Çünkü inatlaşarak toplumu germekteyiz…

Bu, kimseye yarar sağlamaz, ancak, kamplaşmaya yol açar…

Toplumda karşıtlık duyguları yaratır…

Etrafımızdaki ülkelerde ibret verici kanlı olaylardan ders almalıyız…

Karışıklığa neden olabilecek gerginliklerden uzak durmalıyız…

Cumhuriyetimizin ana ilkeleri Kurtuluş Savaşı ile ortaya çıkmış ve toplumsal ve ulusal dengeler oluşmuştur. Bu dengeler üzerine bina edilen demokrasimizi, pekiştirme adına, temellerini ortadan kaldıracak ve yerine farklı istekler, dayatma ve zorlamalar yarardan çok zarar getirir. Demokrasi alışkanlıklarımız bugünden yarına, bir günde değişecek, değiştirilebilecek hususlar değildir. Özellikle ‘Laiklik’ değerimize, toplumsal mutabakat olmadan yapılacak müdahaleler, demokrasimize ağır yaralar açabilir.

Artık, dayatma ve zorlamalar, siyasi yaşamımızda itibar görmemelidir. Toplumumuz da Laiklik karşıtı dayatma ve zorlamalara geçit vermemelidir.

Aksi halde, sonunda, yine pişmanlık duyabileceğimiz bir süreci yaşamak zorunda kalabiliriz.

Hem, bu defa, bedeli ağır olabilecekken.

Yol yakınken, toplum olarak, aklın gösterdiği yolda buluşmalıyız…