ŞARTLAR…
Mahmut YILBAŞ
Ülkenin birinde seçim dönemine girilmiş. Baştan sona bütün yöneticiler yenilenecekmiş. Buna seçim diyorlarmış ama, yapılan iş aslında atamadan ibaretmiş. Ancak, ülkenin halkı, yöneticilerini seçtiklerine inandırılmış görünüyormuş. Bu durumun sürdürülmesine, ülkenin medyası da çok büyük katkıda bulunuyormuş. Çünkü, medya patronları ülke yönetimi tarafından yemlenirmiş. Ekranlar ve köşeler hepten siyaset emrine girmiş. İktidarla yatıp onunla kalkar hale gelmişler. Yaptıkları işlerden biri de sık sık anket düzenleyerek halkı yönlendirmekmiş. Son anketlerinde “seçilmiş” olanlarda bulunmasını istedikleri özelliklerden hangilerini önemsedikleri, halka sorulmuş.
Özelliklerin, en çok önemsenenden başlanarak sıralanması istenmiş. Şartlar şöyleymiş:
Şahbazlık,
Düzenbazlık,
Hilebazlık,
Hokkabazlık,
Küfürbazlık,
Aldırmazlık.
Şahbazlık: Anketlerde adaylarda “şahbazlığa” birinci sırada yer verildiği ortaya çıkmış. Halkın çoğunluğu adayların şahbaz olmasını tercih ediyormuş. Adayın iri kıyım, gösterişli olması halkın birinci tercihiymiş. Gerekçe de, ülkenin güvenliğinin raydan çıkmış olması imiş. Sokakta güpe gündüz insanlar soyuluyor, öldüresiye dövülüyor ve hatta denize atılıyormuş. İri kıyımlar seçilirse, hiç olmazsa göster-çek olarak faydalı olurmuş…
Düzenbazlık: Düzenbazlık ikinci sırada yer almış. Ne olursa olsun, adaylarda düzenbazlık vazgeçilmez özellik olarak belirtilmiş. Gerekçe olarak ta, ülkede hilebazlığın, kurnazlığın, oyunbozanlığın baş edilemez bir duruma gelmiş olmasıymış… Bu kadar kurnaz, oyunbaz ve hilebazı, ancak onlardan birinin yönetebileceği gösteriliyormuş. Hile, oyun ve düzenbazlık yapılmadan, ülkeyi akıl sahiplerinin yönetebilme imkanının kalmadığına inanılıyormuş…
Hokkabazlık: Tek başına düzenbazlık yeterli görülmemiş, hokkabazlık da aranması şartlar arasında gösterilmiş. Düzenbazın, çok iyi hokkabazlık da bilmesi, becermesi isteniyormuş. Bilsin ki gözbağcılık ve el çabukluğu yapabilebilsin. El çabukluğunun vazgeçilmez duruma geldiği ülkede, olmayanın olmuş gibi gösterilmeden işleri görme, yürütmek imkanı kalmamış…
Aymazlık: Anket sonuçlarında, adaylarda aymazlık da aranan şartlar arasında gösterilmiş… Çünkü, ülke halkı hiçbir şeyin farkına varmak, hiçbir şeyle ilgilenmek istemiyor durumda imiş… Yaşananlar sanki bir başka ülkede, hatta uzayda oluyormuş gibi davranılıyormuş. Bu itibarla, gerçeklerin farkında olan uyanık birileri tarafından yönetilmenin sorunlar yaratabileceği, rahatlarının kaçabileceğinden kaygı duyuluyormuş.Aymak, toplum için düşünülmesi en zararlı durum olarak değerlendiriliyormuş…
Şaklabanlık: Adayların biraz da şen, şakrak ve şakacı olması gerekirmiş. Özellikle de dalkavukluk etmesini bilmesi şartmış. Çünkü, sayılan şartların, dalkavukluk olmadan yerine getirilmesi mümkün olmazmış. Hem dış ve hem de iç bağlantılar dalkavukluğu olmazsa olmaz şart haline getiriyormuş… Özellikle, okyanus ötesi güçlerle ilişkiler, yaltaklanmayı bilmeden, emir almadan ve başım, gözüm üzerine demeden yürütülemezmiş… Yoksa, herhangi bir delikte kendisini bulması kaçınılmaz kaderi olurmuş…
Hepsi bir tarafa, en zor yerine getirilmesi şart ta bu görülüyormuş! Çünkü her şeye rağmen, içeri ayrı havadan çalıyormuş. İçeri birlik olalım derken; dışarı ayrılın, bölünün parçalanıp ufalın dermiş… Şaklabanlık yapılmadan, hem içerinin ve hem de dışarının yanında görünmek, tarafındaymış gibi hareket etmek, becermek hemen hemen imkansız hale gelmiş…
İşte; o ülkede bu anket sonuçlarından dolayı, hem seçim zamanı ve hem de seçimlerde aday gösterilme belirsiz duruma gelmiş… Çünkü o ülke halkının vazgeçilmezi olsa dahi kimse ortaya çıkıp ta şahbaz, düzenbaz, hokkabaz, aymaz ve şaklaban olduğum meydana çıkar diye, bir türlü adaylığını açıklamaya cesaret edemiyormuş! Edemiyormuş ama, özel mekanlarda, kamu yerlerinde kapalı kapılar arkasında, bu şartlara en fazla kendisinin sahip olduğunu vurgulamaktan ve zaman zaman da uygulama yapmaktan da geri durmuyorlarmış. Hele, kimileri yerleşik düzenini bozarak o ülkenin başkentine taşınmış ve kimi eski tecrübelilerden de yardım görüyormuş. Kimileri de, teknolojik imkanlardan sonuna kadar yararlanıp kişi ve kuruluşlara çamur yağdırıyormuş. Bir yerlerde, “içimizde” gösterileri toplu ziyaretlere dönüştürülerek bir şeyler anlatılmaya çalışılıyormuş… Tesbihlerin aşınmış ve “Anlamayana davul-zurna az, anlayana sivrisinek saz” sözünün toplumda modası geçmiş olduğunun farkında olmaksızın…