ABD, ORTADOĞU’DA GERÇEKTEN DEMOKRASİ Mİ İSTİYOR?
Mahmut YILBAŞ
Ortadoğu ülkelerinde yapılan kamuoyu yoklamaları, halkın önemli bir bölümünün demokrasi istediğini, demokratik yönetimleri desteklediğini göstermektedir. Sandık şansını bulduklarında, Amerikalıların kendi seçimlerinde gösterdikleri ilgiden daha fazlasını yapmaktadırlar.
Genellikle Arapların demokrasi ile ciddi problemleri bulunmamaktadır. Hatta “Global Davranışlar Projesi” adı altında bazı islami ideolojilerine mensup ülkelerin insanlarına 2003 yılında “Batı tarzı işlerin yürütülmesi demek olan demokrasi ülkemizde işlemez mi?” diye sorulmuş. Ankete katılanların Kuveyt’te %83’ü, Ürdün’de %68’i, Filistin’de %53’ü olumlu görüş bildirmişlerdir. Mısır, Lübnan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde de benzer sonuçlar elde edilmiştir. Cezayir’de, Filistin’de ve Yemen’de de seçimler, demokrasi lehine neticelenmiştir.
Ancak, Arap dünyasında demokrasi karşıtı güçler bulunduğu da gerçektir. Sandık güvenliği ve seçimlerin adil şekilde yapıldığını iddia etmekte çok zordur. Ancak, her şeye rağmen, Arapların oy kullanmak ve seçimlere ilgi göstermek konusunda hassas davrandıkları görmezlikten gelinemez. Tartışma daha çok “Arap sosyal yapısının” seçimlerin güvenliğini sağlayıp sağlayamadığı noktasında olmaktadır.
Gerçek problem Arapların demokrasiyi “sevmedikleri” yalanında yatmaktadır. Doğrusu Arap ülkelerinde yönetimler serbest ve adil seçimlerle halk tarafından belirlendikçe “Amerikan karşıtlığının” artmasıdır. Ortadoğu ülkelerinde demokrasi geliştikçe islami anlayışa dayalı idareler işbaşına gelecekler, bugünkü idarelerin tersine bunlar ABD ile ilişkileri azaltacaklardır. Çünkü bu yönetimler ABD’nin bölge için amaçlarına ve politikalarına bölgede askeri yayılmacılığına, her şeye rağmen İsrail’in yanında yer almasına ve terör olgusuna bakışına karşı olduklarından demokrasinin bölgede gelişmesi ABD’nin işine gelmemektedir.
Şurası açıktır ki, demokratik Arap hükümetleri halklarının istek ve görüşlerini bugünkü rejimlerden daha çok temsil edecekler, demokrasi gelişip kökleştikçe ABD karşıtlığı Ortadoğu’da yaygınlaşacaktır.
Aslında, Ortadoğu’da ABD karşıtlığı, ABD değerlerine karşı olmaktan çok, ABD’nin Ortadoğu’da uyguladığı siyasetten doğmaktadır. Ayrıca, Irak savaşı karşıtlığı tetiklemektir. Irak savaşından bir yıl sonra yapılan kamuoyu yoklamalarında, Arap ülkelerinde Amerikan karşıtlığı %93’lere kadar yükselmiş, Suudi Arabistan’da bile ABD aleyhtarlığı % 87’dir.
2004 yılında Vaşinkton’un Ortadoğu’ya demokrasi götürme söylemlerine tüm Arap ülkelerinde güven duyulmamıştır. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Lübnan’da %44’lük olumlu destek bulurken, diğer Arap ülkelerinde destek %10’u bile bulamamıştır. Arap halklarının %90’ı Amerika’nın Irak’ı, petrol ve kontrol, İsrail’i korumak, İslam dünyasını zayıflatmak amacıyla işgal ettiğine inanmaktadır. Hele terörle mücadele savaşı yaptığı iddiası Araplar tarafından hiç desteklenmiyor. İsrail taraftarlığı ise hiç bağışlanmıyordu.
Ortadoğu’da gelişmeler çok açık, serbest seçimlerde, değişik türlerde İslami görüşler iktidar olmaktadırlar. Bunun da değişebileceği işaretleri de hiç görülmüyor. Bu da; Arap ülkelerinde ne kadar demokrasi gelişirse, o kadar fazla İslamcılar iktidara geleceklerdir. İslamcılar demokrasiye uydukça belki şiddet politikalarından uzaklaşacaklardır, ancak ABD aleyhtarı politikalar bölgede daha da derinleşecektir.
Bu gerçekler göz önünde bulundurulunca Buş (Bush) idaresinin Ortadoğu politikaları inandırıcı olmaktan çok uzak kalmaktadır. Afganistan ve Irak’ta halkın önüne konulan sandık demokrasi adına yapılmış bir aldatmacadan başka bir anlam ifade etmiyor. ABD’nin Ortadoğu politikaları bir “döngü” üzerine oturtulmuş gibi… Sadece soğuk savaş döneminde değil, sonrasında da Ortadoğu’da ABD’nin politikasının temelini dini ve etnik motifler oluşturmaktadır. Dini ve etnik gruplar (tarikat, mezhep) desteklenmekte, güçlendirilmekte, bunlarda terörü beslemektedir. Terörü karşısında bulan ABD, bunlarla savaşıyorum gerekçesiyle bölgeye daha derinden ve yaygın şekilde yerleşmektedir. Demokrasi de bu işin ambalajı, makyajını oluşturmaktadır.
ABD Ortadoğu politikaları şekillendirmek, yönlendirmek, ince detaylarını tespit ve oluşturmak için kendine mükemmel bir denek de yaratmıştır. İşte Irak… burada her alanda, devamlı yeni deneyler yapmakta, bir gün uyguladığının tersini ertesi gün gündeme getirmektedir. Bugüne kadar Şiilere verdiği desteğin sonuçları işine gelmeyince, şimdi Sünnilere yaklaşma yollarını aramaktadır. ABD’nin acelesi de yok. Başkan Buş (Bush) Ortadoğu’da demokrasiye geçişin “çok zor ve uzun bir zaman” alacağını hep tekrarlamaktadır. İşin ironisi, bu coğrafyada yaşayanların bu politikalara inanmakta olduklarının sanılmasıdır. Daha komiği Afganistan Irak, Lübnan, Filistin ve Suudi Arabistan’da demokrasinin çalışmaya başladığı söylemleridir.
Ancak, bir gerçek var. ABD hedefine doğru, adım adım ısrarla gitmektedir. İslam dünyasında liberal bir demokrasi kurulması söz konusu olmadığına göre, ulusal devletleri, türlerine bakılmaksızın, teker teker bölmek, küçük, ufalmış etnik ve mezhepsel temellere dayalı topluluklar haline getirmektir.
Ortadoğu madalyonunun bire yüzünde ABD’nin politikaları diğer yüzünde ise hem bu coğrafyada yaşayan ulus ve devletlerin tutumları ve bunlara dünyanın yükselmekte olan yeni güçlerin (Rusya ve Çin) çıkarlarını nsaıl gerçekleştirmeyi düşünceleri bulunmaktadır. Küresel dayatmada artık ABD, tek başına değil; yanında ve karşısında örtülü ve açık güçler bulunmaktadır. Arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’da hoşuna gitmeyen sesler yükselmektedir ve gittikçe de artarak güçlenmektedir. Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’e Arjantin, Brezilya, Uruguay, Bolivya ve Şili’den sonra yenileri katılmakta, cephe genişlemektedir. Nükleer silahlanma yarışında Kuzey Kore’ye İran’da katıldı.
Görünebildiği kadarıyla, küreselleşme adıyla dünyayı, daha doğrusu İslam Dünyası’nı, parçalara bölerek ufalamak için ABD ve Batı’nın (AB) açtığı “Genel meydan okuma” karşı tarafa hiç tevazu duyulmadan “kibir” içinde “demokrasi” aldatmacasıyla yürütülmektedir.
Bu planın başarılı olup olmayacağı Irak’ta belli olacaktır. ABD gururu, 140 000 askeriyle Irak’ta planlarını gerçekleştirmekte büyük bir çıkmazın içine düşmüştür. En büyük talihsizlik “kibir” ve “gurur” ABD’yi içinde bulunduğu bataklığı fark etmesini engelliyor.
Bu durumda Türkiye çok dikkatli olmak zorundadır. Kimilerinin, ABD ve AB sevdası için, oynadığı oyunlara gelinmemelidir.