STRATEJİK DÜŞÜNMEK
Mahmut YILBAŞ
Daha çok askeri konularda söz konusudur.
Eski Mısır ve Roma’da askeri ve sivil yönetimin başkanına “Strategos” denirdi.
İ.Ö. V. yy.dan başlayarak Atina’nın en yüksek memurunun adı olmuştur.
Perikles bir strategos idi.
Srategoslar savaş gibi önemli kararları alırlar ve ordularının başında savaşırlardı.
Bu nedenle eski çağlardan beri, batıda, strateji denilince akla askeri konular gelmiştir.
Sonraları sivil alanlarda da kullanılmış, alanı genişlemiştir.
Stratejiyi, kısaca “askeri,siyasal,iktisadi ve manevi güçlerin belirlenmiş bir hedefe ulaşacak biçimde birleştirme” sanatıdır demek yanlış olmaz.
Özellikle siyaset ve ekonomide uzun dönemli düşünce ve planlar söz konusu olunca hep strateji sözcüğü kullanılır.
Demek, strateji için, önce hedefin veya hedeflerin saptanması gerekir.
Bu sözcük, kullanım dilimize batıdan girmiştir.
Genellikle batıyla sık temasları olan diplomatlar ve askerler strateji sözünü sıkça kullanırlar.
Türkiye için, son dönemleriyle ilgili olarak, stratejik düşünmüş müdür denilebilir mi?
Sorunun yanıtını veya yanıtlarını ararken ilk cevabı bulunması gereken,Türkiye’nin hedefleri nelerdi sorusudur.konuyu dağıtmamak için de bunların sadece belli başlı olan
bir ikisine değinmek,maksat için, yeterli olacaktır.
Birinci konu; terörle mücadeledir.Türkiye,12 Eylül 1980 tarihine kadar çok ciddi terör olayları yaşamıştır. Binlerce genç birbirini, ideolojik görüş farklılığı nedeniyle öldürmüştür.Bu neden ve gerekçe ile askeri müdahale yapılmış ve yen bir anayasa düzenlenmiştir.
İkinci konu;Türk Ekonomisinin dış pazarlarlarla entegrasyonu yani,Küresel Sömürüye açılmasıdır.24 ocak kararları ve sonrasında Özal’ın iktidara getirilmesi. Süreç, Ecevit döneminde Kemal Derviş’in İMF antlaşmalarından geçerek bugünkü uygulamalara kadar gelmiştir.
Üçüncü konu ise ;Avrupa Birliği üyeliğine başvurudur.Üyelik başvurusu sonrasında, geçen hükümetler döneminde yaşananlar herkesin gözü önünde cereyan etmiştir.Gelinen aşamada, AB’nin karışmadığı bir şey bırakılmamıştır.
Son 25 yılda,yukarıda belirtilmiş konularla ilgili olarak yaşananları alt alta yazarsak,Türkiye stratejik düşünmüş dür denilebilir mi?
İşte, terörle mücadelede gelinen nokta ortada. Siyasi iktidar sınır ötesi operasyon için “Tezkere” kararını çıkarmak için hep ayak sürçtü. Hatta bunun için TSK ile ters düşmeyi bile göze aldı. Öyle anlar geldi ki ,TSK hakkında terör örgünün dahi aklına getirmediği şeyler söylendi. Neydi bunlar? TSK kendi topraklarımızda terörle mücadeleyi sonlardı mı ki, sınır ötesi operasyon için izin istiyor,dendi.Stratejik düşündüğünü söyleyen bir ülkede askerine böyle davranılır mı?
Ekonomisini dünya ile entegre etmek isteyen hangi ülke, Türkiye gibi, ekonomik varlıklarını, özelleştirmeyi çılgınlığa dönüştürerek, elinde ne var ne yoksa, bodoslama yabancılara peşkes çeker.Bu yetmezmiş gibi, dünyada en yüksek faizi vererek ekonomisinin geleceğini sıcak paraya teslim eder.İhracatını ithalata bağlayan, sürekli dış ticareti artan şekilde acık veren bir ülkede sağlıklı bir istikrardan söz edilebilir mi.?
AB’ye üyelik,Stratejik düşünme bakımından diğer bir örnek.Özellikle, TSK acısından, bu konu üzerinde önemle durmak gereklidir.TSK ,kurum ve kimi mensupları olarak, hem görev sırasında ve hem de emekliye ayrıldıktan sonra da AB’ye üyeliğin savunuculuğunu yapmışlardır.Hatta, üyeliği Atatürk’ün vasiyeti olarak gördüklerini ifade edenler bile olmuştur.Daha da ileri gidilerek kimi kurumlarını, KHO ve GATA, AB’nin
“ERASMUS” programına bile dahil etmişlerdir.Uygulama,bu programın ne anlama geldiğine aldırmadan,Harbiyelinin yetiştirilmesinde, uzun dönemde katkılarının Atatürk İlkelerine uygun olup olmayacağına bakılmadan,yapılmıştır.Başlangıçta söylem, “Başı dik” üyelik olmuştur. Sonradan görüldü ki,Türkiye Cumhuriyeti’ni kimsenin, istedikleri şekle sokmadan üye yapmağa niyeti yok. Hele, TSK’nin olduğu gibi muhafaza edilmesine hiç mi hiç tahammülleri yok.Türk sınırları siviller tarafından kontrol edilecek, Genelkurmay Savunma Bakanlığına bağlanacak, brövelerden Atatürk resmi çıkartılacak,askerler konuşmayacak,Atatürk ilkeleri ve laiklik konusunda kendilerine verilmiş bir misyon bulunduğunu unutacaklar,demokrasinin gelişmesi önünde engellerin kaldırılması için askerlere yeni bir vaziyet aldırılacak gibi istekler durmaksızın Türk kamuoyuna pompalandı durdu. Nerdeyse çabalarını, Türk halkı ile TSK.nı karşı karşıya getirmek noktasına kadar getirdiler.İşte bu aşamadan sonra askerde,AB konusunda, hem söylem ve hem de tutum değişikliği oldu.Askerde, AB’nin tutum ve davranışları ile, Türkiye’nin bölünmesine yol açabilecek siyasal gelişmeler ortaya çıktığını ifade eder oldu. Ayrıca, asker adına yapılan açıklamalarda, PKK bölücü terör örgütünün AB ülkeleri tarafından himaye edildiği de,ifade edilir oldu.
Askerin AB konusundaki tutumu, ABD’nin müttefikliğini algılamada da, son zamanlara kadar sürmüştür.Asker adına yapılan açıklamalarda, ABD ile ilişkilerin stratejik müttefiklik
temellerine dayalı olduğuna,özellikle vurgulama yapılmadan geçilmezdi.Türk halkı, bir taraftan ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikalarında uygulamalara bakar, diğer taraftan ise Türk tarafının,sivil ve asker, dostluk ve müttefiklik nitelemesinin ne anlama geldiği kavramağa çalışırdı.Öyle ki, halkının yüzde doksanından fazlasının olumsuz duygu ve düşünce beslediği bir ülkede, o ülkenin üst seviyedeki askeri görevlilerinin ABD’yi dost ve müttefik olarak görmesindeki garabeti anlamak,buna bir anlam vermek nasıl mümkün olabilirdi!
Bu gerçekler dikkate alındığında, Türkiye’nin ekonomisinin, iç ve dış güvenliğinin, sosyal yapısının yani toprak bütünlüğü ile milli birliğine yönelik tehditlere karşı orta ve uzun dönemleri kapsayacak şekilde uygulanabilir, gerçekçi stratejilerinin bulunduğunu söylemek ne kadar gerçekçi olabilir? Hele, Atatürk cumhuriyeti ile hesaplaşmayı kafalarının arkasında eksik etmeyenlerin,bugün yönetimi bütün unsurlarıyla ele geçirme aşamasına geldikleri bir süreç yaşanırken.
Kurmaylığın,ufku değil ufkun ötesini görebilmek anlamına geldiğini düşünenlerin,içinde bulunulan bu dönemi nasıl gördüklerini,değerlendirdiklerini ve,varsa,kaygılarını ne ölçüde giderebildiklerini kamuoyu İle paylaşmaları gerekmez mi?...