Arka Planda Ne Olabilir?..
Bir olayın kendisi mi, yoksa arka planları olup olmaması mı daha önemlidir?..
Her ikisi de…
Hatta sebepleri daha önemlidir…
Sözü edilen nedir?..
K.Irak’a ‘Kara Hareketı’nın kısa süreli olması üzerine yaşanan asker ve siyasetçi tartışması…
Bir tek olaya bakarak sonuca gitmek doğru olmaz.
Doğru…
Fakat;
Terörle mücadelede gelinen aşama, bu konuda turnusol kağıdı olarak görülebilir…
K.Irak’ta Pkk yuvalarını vurmak için yapılan harekata erken son verip geri dönmek mi, asıl mesele…
Ve de, harekatı başlatırken ve bitirirken ABD’nin etkisi altında kalıp kalmamak mı?..
ABD’nin Irak’ı işgal etmesinden sonra Türkiye’nin Pkk terörüyle mücadelede, özellikle K.Irak boyutunda, takip edilen edilgen siyaset sonunda elinin kısıtlı kalması, inkar edilemez. Bu durum hem asker ve hem de sivil yetkili ve görevliler tarafından zaman zaman dile getirilmiştir. Şimdiki Kara Kuvvetleri Komutanı’nın “Irak’ta olup bitenlere doğrudan müdahale edemeyiz ama olayların seyrini etkileyecek olanaklarımız var” şeklindeki açıklaması kamuoyunda yankı yaratmıştı.
Kaldı ki, medyada sürekli “ABD artık sınır komşumuz oldu, terörle sınır ötesi mücadele kolay değil” diyerek nerdeyse beynimizi yıkamıştı.
Durum bu iken K.Irak’a yapılan sınır ötesi kara harekatının süresinin kısa tutulduğu, derinlemesine girilmediği, içerde parça bırakıldığı gibi, asker-siyasetçi tartışmasının gerisinde ne olabileceği çok dikkatli irdelenmelidir.
Asker, ABD Irak’ta işgalci durumunda kaldıkça ve Kürtlere açık ve örtülü destek verdikçe, K.Irak’ta kalıcı harekat yapabilmenin Türkiye için maliyeti ağır olur, bu görülmeden eleştiriler bize zarar verir demeye mi getiriyor acaba?..
Cevap; durum her ne kadar askerin siyasetçi eleştirisine tepkisi alışılmış üslup dışında olarak nitelenebilir ama, söylenmek istenen, ‘Durumu bilmiyor musunuz da bizi Türk halkı önünde zor durumda bırakıyorsunuz’ diye de değerlendirilebilir mi?.
Durum bu iken; deneyimli siyasi liderlerin, CHP ve MHP, harekatın erken sonlandırılması üzerine, askerin üslubu ve yanıtı ne olursa olsun, kara harekatının erken sonlandırılmasını öngörmemiş olmalarını da düşünmek değerlendirme yapılmada gerçekçi olmayabilir.
Açık olan, iki siyasi lider, Irak ve haliyle K.Irak’taki Kürt yönetimi konusunda ABD’nin, Türkiye’nin üstlenmesini istediği role karşı çıktıkları daha gerçekçi olacaktır.
Bir gerçek dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Birinci Körfez Harekatı’ndan itibaren, hatta Dünya Savaşı’ndan bu tarafa ABD, bu coğrafyada, bir Kürt devleti kurmak için çalışmaktadır. Sadece ABD mi? İngiltere’de bu amaç için siyasi ve askeri çalışmalarına hiç ara vermemiştir. Cumhuriyet döneminde Batı-Kuzey Irak ve Doğu-Güneydoğu Türkiye’de çıkarttıkları isyanlar unutulmamalıdır.
Son dönemde, Birinci Körfez Harekatı sonrasında, Türkiye topraklarını ve asker ve siyasi kesimi kullanarak K.Irak’ta Kürtlere sağladığı koruma ve destek, bugün yaşadıklarınızın birinci derecede nedenleridir.
Dış güçler(AB ve ABD) açısından, Pkk terörüyle mücadelenin K.Irak boyutunda, perde arkasında ana saik, içerde Türkiye’yi zayıflatmak ve Irak topraklarında ise Kürt elini yani Barzani elini güçlendirmek olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin K.Irak’a her harekatının neticesi belki, terör örgütünün Türkiye içindeki faaliyetleri bir süre etkisiz hale getirilmiş; ama, sonunda Barzani-Talabani bu coğrafyada güçlendirilerek büyütülmüştür.
Son hava ve kara harekatı sonuçları da böyle sonuç vereceğe benzemektedir. Ağza çalınan bir parmak bal karşısında hep başka amaçlara hizmet etmek durumunda bırakılmışız…
Bu gerçeğin, mevcut siyasi iktidarın, içerde gerçekleştirmek istediği, sosyal ve siyasi değişimler için AB ve ABD’ye sözde bağımlı görünerek yürüttüğü dış ilişkiler doğrultusunda, bize daha ağır dış ve iç sorunlar yaratacağı asıl düşünülmesi gereken husustur.
Atatürk İlkeleri ve en başta “Laiklik”, tartışma ötesinde, bir operasyonla siyasi yaşamımızdan uzaklaştırılmak için, her taraftan, saldırı altında iken, Cumhuriyet ve Atatürk İlkeleri’nin savunuculuğunu üstlenmiş olanların, denize açılırken rotalarını doğru çizmeleri ve ters yönden alabilecekleri rüzgarı iyi hesaplamaları gerekir.
Bu da ancak, senaryonun ulusal olması ile mümkündür.
Bir gerçek var, o da; bu coğrafyada sınırlarımızda uygulanmak istenen senaryo bize ait değildir. Burada rol üstlenmek, rejisöre uymak demek anlamına gelir, hiç kuşkusuz…
Harekat sonrasında ABD’den peş peşe yapılan asker açıklamaları (ABD Centcom Komutanı Oramiral William Fallon ve Korgeneral Ray Odierno) bu kuşkuları arttırıcı doğrultudadır. Her ne kadar ABD Savunma Bakanı Robert Gates ve Beyazsaray Sözcüsü Dana Perino “ABD’nin terör örgütü Pkk ile görüşmediğini ve görüşmeyeceğini ve Türkiye’den de bunu beklemediklerini” açıklamışlarsa da “Biz, ABD, Türkiye ve Irak arasında diyalogu ve koordinasyonu cesaretlendirdik” diye eklemeleri, kafa karışıklığı için yeterli neden olarak görülmelidir.