Türkiye Üzerinde Örtüşen Hesaplar

 

Erol Manisalı

 

ABD ve AB’nin soğuk savaş sonrasında Türkiye ve Ortadoğu üzerindeki hesapları ile içimizdeki “İşbirlikçi Siyasal İslamın” hesapları kesişmiştir.

 

Batı emperyalizminin ve onunla işbirliğine giden “Siyasal İslamın” birleştikleri noktalar şunlardır:

 

1) Yavaş yavaş altı oyularak Özalcılıkla birlikte saptırılan Atatürk Devrimleri’nin tamamen tasfiye edilmesi.

 

2) Sosyal hukuk devleti ve Cumhuriyetin değerleri yerine “Ilımlı İslam” adı altında dinci bir toplumsal ve siyasal düzenin getirilmesi.

 

3) Özgürleşme adı altında, “Siyasal İslamın Türkiye’de düzene tamamen egemen olması”.

 

4) Bütün bunların gerçekleştirilebilmesi için, “İslamcı Siyasal İktidarın yerinde kalması”.

 

Soğuk savaş sonrasında Batı’nın Türkiye politikası tamamen değişti. Eski dönemde “gevşek ama Batıcı Cumhuriyetçilerle” işbirliğine razı olan ABD ve AB artık kesin tercihini yapmıştır.

 

ABD ve AB’nin Ortadoğu’ya egemen olabilmesi için model, işbirlikçi olmak koşulu ile siyasal İslamdır.

 

Türkiye’de siyasal İslamcı oluşumun Batı’ya verebileceği çok şey bulunuyor.

 

1) Dinci Sünni yapılanma; Ortadoğu’daki “Batıcı hattın” bir parçası olacak. Türkiye, “Batı adına, Ortadoğulaşacak”. Aynen Graham Fuller’in son kitabında öngördüğü gibi(*)

 

2) Ulus devletin yerini alacak Siyasal İslamcı düzen, “Kürdistan projesi ile daha rahat örtüştürülebilecek”.

 

3) Batıcı ve dinci iktidar “İran’a karşı daha rahat kullanılabilecek”.

 

ABD ve Avrupa’nın gözleri parladı...

 

Türkiye’deki Siyasal İslamın Batı’ya verebileceklerini başka kim bu ölçüde verebilir? İşte bu nedenle Batı ile dinci yönetim arasında “derin ve stratejik bir ortaklık kurulmuştur”.

 

AB, Türkiye’de “dinci ve antidemokratik bir iktidarı” destekler hale geldi.

 

- Avrupa Konseyi de taraf tutarak aynı cephede yer aldı.

 

- ABD ve İsrail en baştan beri zaten iktidarı elinden tutup getirdiler.

 

İkiye ayrışan Türkiye

 

Bir tarafta Batı ve onun içerdeki dinci ortakları bulunuyor. Öbür tarafta da Türkiye’nin kendisi var. Ben söylemiyorum, kendileri açıklıyorlar.

 

- Ali Babacan, AB’ye Türkiye’yi şikâyet ediyor.

 

- Bir milletvekili Avrupa Konseyi’ne ülkesini jurnal ediyor. Arkasından AKP milletvekilleri Türkiye aleyhindeki karara var güçleriyle destek veriyorlar.

 

- AKP’nin üst düzey yöneticisi Dengir, Atatürk devrimlerinden yakınıyor.

 

Türkiye üzerinde Cumhuriyetle, Mustafa Kemal’le, Lozan’la hesapları olan ABD ve AB, dincileri ortak olarak seçmişler.

 

Bazı sorular soralım ve yanıtlarını bulalım:

 

- Türkiye’yi bekleme odasında iğfal etmek anlamına gelen AB sürecinin yürümesini kimler istiyor? İçerdeki dinciler, F. Gülen, Rumlar, Atina, DTP, PKK, Diyarbakır Belediye Başkanı, Patrikhane’deki papaz, Talabani ve Barzani. Ve tabii Washington, Londra, Brüksel ve Tel Aviv’dekiler.

 

- Türkiye’yi ABD, AB ve Avrupa Konseyi’ne kimler şikâyet ediyor? Rum lider Hıristofyas, Barzani, Patrikhane’deki Papaz, Ali Babacan, Bir AKP milletvekili, DTP ve PKK.

 

Yukarıdaki listelerde yer alanların jurnalleri, şikâyetleri ve başvuruları son bir yıl içinde gazetelerde, televizyonlarda, ajanslarda çarşaf çarşaf yer aldı. İsimler, cisimler, adamlar, kadınlar (varsa) hepsi belli...

 

Bunlar cephedeki taraflardır, her şeyleriyle ortada duruyorlar. Batı’nın Türkiye’deki hesapları ile kendi özel hesaplarını birleştirenler, “Türkiye’ye karşı harekete geçmişlerdir”. Durum bu kadar açıktır.

 

Ya biz Türkiye olarak, 70 milyon olarak neredeyiz?

 

(*) Graham Fuller, “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” Timaş, 2008.

 

Cumhuriyet Gazetesi -  30.06.2008