Siyaset Yasağı ve Cumhurbaşkanı...

 

Ar. Gör. Hasan Ali KAPLAN* / Ar. Gör. Gökmen GÜNDOĞDU*

 

Cumhurbaşkanı hakkında; hukuken siyaset yasağı kararı verilmesi mümkündür. Bu karar onun cumhurbaşkanlığının devamı sırasında sahip olması gereken milletvekili seçilme yeterliliğini ortadan kaldırdığı için, cumhurbaşkanlığı sıfatı kendiliğinden sona erecektir.

 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Anayasa Mahkemesi'ne gönderilen AKP'nin kapatılması ile ilgili; iddianamede hakkında siyaset yasağı istenenler arasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 'ün de bulunması, Cumhurbaşkanı hakkında böyle bir yasağa hükmedilip edilemeyeceği ve hükmedilmesi halinde de Cumhurbaşkanlığı sıfatının devam edip etmeyeceği sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Belirtmek gerekir ki anayasada bu konuya ilişkin herhangi bir açıklık olmadığı gibi anayasa m. 105/3 hükmü Cumhurbaşkanı'nın görevi sırasında sadece vatana ihanetten dolayı yargılanabileceğini belirtmektedir.

 

Kanaatimizce anayasada bu noktada açık bir hükmün yer almaması, olası bir siyaset yasağı kararına rağmen Cumhurbaşkanı'nın görevine devam edebileceği şeklinde yorumlanmamalıdır.

 

Milletvekilliği görevi

 

Anayasada bu soruna ilişkin açık bir hüküm yer almamakla birlikte mevcut hükümler değerlendirilmek ve yorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşmak mümkündür. Bilindiği gibi anayasanın m. 69/9 hükmü "Bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri (...) beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar" demiş ve yine anayasa m. 84/4'te "Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesi'nin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmi Gazete'de gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurul'a bilgi sunar" hükmüne yer verilmiştir.

 

Anayasa, bir siyasi partinin kapatılmasına neden olan beyan ve eylemleri milletvekilliği sıfatıyla bağdaştırmamıştır. Bu nedenledir ki kararın Resmi Gazete'de yayımlanması ile milletvekilliği görevinin kendiliğinden sona ereceğini açıkça hüküm altına almıştır.

 

Dolayısıyla anayasanın yukarıda anılan hükümleri karşısında, haklarında siyaset yasağına karar verilen kişilerin milletvekili seçilme yeterliliklerini kaybettikleri anlaşılmaktadır.

 

Bu görüşe karşı ileri sürülebilecek itirazlardan biri Siyasi Partiler Kanunu (SPK) m. 95'in son cümledeki "Siyasi partiler bu kişileri hiçbir suretle seçimlerde aday gösteremezler'' hükmü uyarınca haklarında siyaset yasağı kararı verilen kimselerin bağımsız olarak milletvekili seçilebileceği ve dolayısıyla milletvekili seçilme yeterliliğinin yitirilmediğidir. Bu itiraz iki gerekçeyle hatalıdır. İlk olarak SPK m. 95'in bu lafzıyla kaleme alınması oldukça doğaldır. Nitekim kanun zaten "Siyasi Partileri" düzenlediğinden, kapatılmanın sonuçlarını da siyasi partiler açısından ele alması gayet olağan, hatta yerindedir. Ayrıca kanunun bu ibaresinin, bağımsız seçilmeye engel olmayacak şekilde yorumlanması ve haklarında siyaset yasağına karar verilenlerin de bağımsız olarak seçilebileceği sonucuna varılması, siyaset yasağı kurumunun doğasına aykırıdır. Bu yorum Anayasa Mahkemesi'nin verdiği siyaset yasağı kararını dolanmakta ve kararı etkisiz hale getirmektedir.

 

Öte yandan SPK m. 95 hükmünün bağımsız seçilmeye imkân verdiği şeklinde, anayasa m. 84/4'e de açık aykırılık oluşturacaktır. Çünkü anayasa m. 84/4 hükmü uyarınca haklarında siyaset yasağı kararı verilen kimselerin milletvekilliği kendiliğinden sona ermektedir. Dikkat edilirse burada anayasa koyucu, bu kimsenin "partisi ile ilişiği kesileceğinden" ya da "bağımsız vekil sayılacağından" değil, "milletvekilliğinin sona ereceğinden" söz etmiştir. Siyaset yasağı kararına, milletvekilliğinin kendiliğinden sona ermesi sonucunu bağlayan anayasanın bu hükmünün varlığı karşısında, SPK m. 95'i dayanak göstererek, siyaset yasağını sadece siyasi partiler bağlamında ele almak ve bağımsız seçilmeyi siyaset yasağının kapsamı dışında bırakmak, anayasaya açık aykırılık oluşturmaktadır. Her ne kadar Cumhurbaşkanı milletvekili olmadığından, yukarıda sayılan hükümler onun açısından doğrudan uygulanabilecek nitelikte değilse de bu durumda da milletvekili seçilme yeterliliğini kaybeden bir cumhurbaşkanının göreve devam edip edemeyeceği sorunu ortaya çıkmaktadır.

 

Seçilme yeterliliği

 

Bilindiği gibi anayasa m. 101/1 uyarınca bir kimsenin cumhurbaşkanı seçilebilmesi için milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olması zorunludur. Bir kimsenin bir göreve atanabilmesi veya seçilebilmesi için sahip olması gereken herhangi bir niteliği, aksi açıkça yazılı olmadıkça, söz konusu görevin devamı sırasında da taşıması mecburiyeti hukuk mantığının en doğal sonucudur. Hele bu kimse tüm ulusu ve Cumhuriyeti temsil ediyorsa bu zorunluluğun önemi daha da artmaktadır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı seçiminden önce hakkında siyaset yasağı kararı verilen bir kimse, "milletvekili seçilme yeterliliğini" kaybetmesinden ötürü Cumhurbaşkanlığı'na aday olamayacağından; Cumhurbaşkanı seçilen bir kimse de görevi sırasında "milletvekili seçilme yeterliliğini" kaybederse görevi kendiliğinden sona erecektir. Çözümün hareket noktası doğrudan cumhurbaşkanının "siyaset yasağı" değil, "seçilme yeterliliğinin yitirilmesi" olmalıdır.

 

Vardığımız sonuca Cumhurbaşkanı'nın m. 105/3 uyarınca ceza sorumsuzluğunun bulunduğu ve yalnızca vatana ihanetten dolayı yargılanabileceği gerekçesi ile karşı çıkılması olasıdır. Ne var ki bu itirazda haklılık payı bulamamaktayız. Çünkü ele aldığımız ihtimalde Cumhurbaşkanı'nın yargılanması veya suçlanması değil, aksine "milletvekili seçilme yeterliliği" nin, açılan parti kapatma davası sonucunda kendiliğinden yitirilmesi söz konusudur. Bu iki durumun birbirinden farklı konular olduğı ve kıyaslanmasının mümkün olmadığı ortadadır. Anayasanın dokunulmazlıklar ile siyaset yasağını ayrı ayrı değerlendirip düzenlemiş olması bunun açık bir göstergesidir. Yani anayasanın "milletvekili dokunulmazlığı" ile "siyaset yasağı kararı" arasında kurduğı şema, sorunun çözümü açısından önem arz edebilir. Nasıl ki siyaset yasağı kararı verilebilmesi ve milletvekilliğinin düşürülmesi için milletvekili dokunulmazlığının kalkmasına gerek yoksa, yalnızca vatana ihanetten suçlanabilen bir cumhurbaşkanı hakkında da siyaset yasağına karar verilebilmelidir. Diğer bir deyişle burada tartışılan, cumhurbaşkanının "sorumluluğu" değil "yeterliliği" dir. Kaldı ki anayasa m. 105/3 hükmü, cumhurbaşkanının sadece "görevi sırasındaki" beyan ve işlemlerine ilişkindir. Oysa siyaset yasağına neden olduğu iddia edilen eylem ve beyanlar Cumhurbaşkanlığı "görevine başlamadan önce" gerçekleşmiştir. Öte yandan açılan kapatma davasının davalısının AKP olduğu; Cumhurbaşkanı'nın zaten yargılanmadığı da unutulmamalıdır.

 

Değinilmesi gereken son konu, Cumhurbaşkanlığı makamının siyaset makamı olmamasıdır. Bu durumda siyaset yapmayan kimse hakkında "siyaset yasağı" kararının verilmesinin mümkün olup olmadığı söz konusu olabilir. Anayasa incelendiğinde

 

bir kimse hakkında siyaset yasağı kararı verilebilmesi için o kişinin halihazırda siyaset yapıyor olmasını zorunlu kılan herhangi bir hükmün olmadığı görülecektir. Siyaset yasağı kurumunun mantığı da bunu gerektirmektedir. Nitekim bu yasağın getirilmesindeki amaç, bir siyasi partinin kapatılmasına yol açacak nitelikte beyan ve eylemlerde bulunan bir kimsenin siyaset kurumunu kullanarak anayasanın koruduğu ilke ve değerlere zarar vermesini önlemektir. Bu karar geleceğe yönelik bir tedbir niteliğindedir. Dolayısıyla önemli olan kişinin şu anda siyaset yapıyor olması değil, gelecekte siyaset yapabilecek olmasıdır. Bu durum bizi, halihazırda siyaset yapıyor olmasa da Cumhurbaşkanı hakkında siyaset yasağı kararı verilebilmesinin mümkün olduğu sonucuna götürmektedir.

 

Bu açıklamalar karşısında sonuç olarak diyebiliriz ki, Cumhurbaşkanı hakkında; hukuken siyaset yasağı kararı verilmesi mümkündür. Bu karar onun cumhurbaşkanlığının devamı sırasında sahip olması gereken milletvekili seçilme yeterliliğini ortadan kaldırdığı için, cumhurbaşkanlığı sıfatı kendiliğinden sona erecektir.

 

(*) Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

 

Cumhuriyet Gazetesi - 28.03.2008