Vücut Dili

 

Öztin Akgüç

 

Politikacılarımız, bilim adamı geçinenler, hatta üst düzey bürokratlarımız, "Söz gümüşse sükût altındır " özdeyişimizi unutarak, bilgi düzeylerini, ifade ve öngörü yetersizliklerini, espri yoksunluklarını ortaya koyuyorlar. Zaman zaman ses ve düşünce kirliliği yaratıyorlar. " Kavramları dahi bilmiyor, kalıbının adamı değilmiş; kimin, kimlerin davulunu çalıyor, kimlerin sesyayarlığını yapıyor " gibi yorumlara yol açıyor. Sözcükler iyi seçilmemişse, ardından "maksadını, amacını aşan konuşmalar'' yorumuna da neden oluyor. Amaca uygun konuşma yapalım denirken de yeni çamlar devriliyor, gaflar yapılıyor.

 

Yazı ile sözle polemik yapma, sataşma, söz vurma, karşılık, yanıt alma, -özür dilerim-, atışma, hatta sözle saldırı belki ilgi topluyor.. okuyucu, dinleyici sayısı artıyor ama sonuçta söz düellosu, laf ebeliği bir tür horoz dövüşü olarak topluma ne yarar sağlıyor, hangi sorunu çözüyor? Sadece konuşana bir doyum sağlamış olabilir. Kamuoyu karşısına çıkmak, ilgi çekmek, kendini söz düellosunun galibi gibi görerek alkışlanmak; yardakçılardan gelen övgü, "Karizmatik lider'' gibi nitelemeler, konuşmayı tahrik eden artılar ya da güdüler olarak görülebilir.

 

***

 

Kişi konuşurken, başka iş göremez; görevini, edimini gerçekleştiremez. Bu nedenle konuşmanın, bir alternatif maliyeti, fırsat maliyeti vardır. Bu maliyet, yapılamayan iş, yoksun kalınan bilgi, görevin aksaması olabilir... Bir kişi ne kadar çok konuşuyorsa, asli görevi olmadığı sürece o kadar az iş görüyor veya kendini yetiştirmeye o denli az zaman ayırıyor demektir. Herkesin her yaşta kendini yetiştirmeye zaman ayırması gerekir. Liderler, bilim adamları, hatta bürokratların böyle bir gereksinimleri vardır.

 

Kişiler, yazılı kararları, davranışları, edimleri, icraatı ile kamuoyuna daha doğru, daha sağlıklı ileti verebilirler. Ziya Paşa' nın, bu köşede de sık sık yinelenen " Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" ünlü deyişi, işi, edimi yerine getirmenin konuşmadan, sözcüklerden daha geçerli olduğunun özlü ifadesidir. Hele hele takıyyenin, halk avcılığının, ağız kalabalıklığının daha yaygın olduğu günümüzde Ziya Paşa'nın deyişi daha da değer kazanmaktadır. Üst düzey bürokratlar da, kararları ile kamuoyuna ileti verebilir, beyanda bulunabilirler. Bir bildirimde bulunmak için ille de çok uzun konuşmak, basın toplantısı yapmak gerekli değildir.

 

İlle de konuşmak gerekli görülüyorsa.. sözler; kişinin davranışları, kararları, icraatı ile desteklenmelidir. Halk karardan, davranıştan anlam çıkarmaz; söylemek, sözle, lafla kafalarına vurmak gerekir diye düşünülüyorsa halkın algılama yeteneği konusunda kuşku duyuluyor demektir. Yararlı olan halkın algılama yeteneğini giderek köreltmek değil, tersine bu yeteneğin geliştirilmesidir.

 

***

 

Vücut dili ile de sözsüz konuşma yapılabilir. Vücut dili ile takıyye, halk avcılığı, halkı kandırma, yönlendirme yapılabilir mi? Konunun uzmanı olmadığım için kesin ve açık bir değerlendirme yapamıyorum. Vücut dili denilince belleğimde ünlü komedyen Danny Kaye' in bir filmi canlanıyor. Danny Kaye, konuları bilmeyen bir işadamı, patron rolünde... Ancak konuları bilmediği için konuşursa, bilgisizliğinin, sığlığının ortaya çıkacağını bilecek kadar da sağgörülü ve akıllı. Açık vermemek için toplantılarda vücut dilini kullanıyor.. el, kol, vücut hareketleri, işaretler, mimikler... Vücut dili yoruma açık olduğundan, Danny Kaye'in her hareketi, mimiği, farklı, fakat genelde şirket lehine yorumlanıyor. Patron projeyi beğenmedi, projeyi geliştirelim; satış koşullarımızı yetersiz buldu, iyileştirelim; reklamları etkisiz gördü daha etkili reklam yapalım gibi... Şirket böylece verimli, kârlı çalışmaya başlıyor, işler vücut dili sayesinde daha iyi yönetiliyor.

 

Bizim önde gelen liderlerimiz, bilim adamlarımız, bürokratlarımız konuşmak gereksinimi duyduklarında vücut dillerini kullansalar bakarsınız, işler filmdeki gibi daha iyi yönetilmeye başlanılır. Kamuoyu da gereksiz polemiklerden, laf kalabalıklığından, gürültüden kurtulabilir. Ciddi olmak gerekirse, hemen her alanda "S öz gümüşse sükût altındır " özdeyişini veya öğüdünü rehber edinmek gerekir.

 

Cumhuriyet Gazetesi - 23.03.2008