Bir yılı biraz aşıyor, bir TV kanalının
sohbetindeydik. Yakından tanıdığım ünlü kişi, konuşma sırası kendisine gelince,
tüylerimi diken diken eden şu tümceyi söyledi:
- Ben milliyetçilikten korkarım, ama
demokrasiden korkmam.
Milliyetçilik deyiminin bir zamanlar
ülkemizdeki kullanımından dolayı böyle konuştuğunu düşündüm.
Söz sırası bana geldiğinde, ulus diye bir
kavramın hâlâ var olduğunu, küreselleşen dünyaya karşın yine de bu kavramın
tümden yok olmadığını, AB içindeki olayların da bunu doğruladığını söyledikten
sonra, yurtseverliğin ayıp bir şey olmadığını, illa da şovenizm anlamına
gelmediğini söyledim. Bir zamanlar solcu olan, o sırada da hâlâ öyle olduğunu
ileri süren, şu anda da solda yeni bir parti oluşumu içinde bulunan arkadaşım
hiç tınmadı, onun için ulusalcılık, ulusal çıkarları savunma, şovenizm hep aynı
şeylerdi. O zamandan bu yana onun davranış biçimini benimseyenler artıyor.
Artık ulusalcılık, yurtseverlik, ulusal çıkarlardan söz etmek ayıp olarak görülüyor
kimi çevreler tarafından.
Eskiden, Türkiye'de, hele kırsal kesimde,
biri birine kızdı mı, ''Gominist'' diye
küfrederdi. Şimdi ise ulusalcı deniliyor ya da dudak
büküp bıyık altından gülümseyerek ''Kemalist'' diye küçümseniyor.
****
Gazetelerde öyle yazılar yayımlanıyor ki,
kızmak mı gerek, yoksa gülmek mi, karar veremiyorsunuz.
Biri en adi üslubuyla, Türkiye'de Latin
Amerika'daki solcu liderlere duyulan hayranlığın ulusalcılıktan, otoriter rejim
yanlılığından kaynaklandığını söyleyebiliyorlar.
Bu akımın doğal sonucu olarak da ulus
birimini ve bilincini oluşturan bütün kavramlar küçümseniyor ve karalanıyor.
Ulusun bilinci ve biriminin, demokrasinin onsuz olmazı olan laiklik de
hedefteki kavramlar arasında yer alıyor.
Dünyadaki bütün demokrasilerin, Yunanistan
hariç, laik olduğunu bilecek kadar mürekkep yalamış olanlar, son zamanlarda AİHM'nin verdiği kararlardan haberdar bulunanlar, çağdaş
demokratik ülkelerde çıkarılmış yeni laiklik yasasını duymuş olanlar, kavram
olarak laikliği karşılarına almayı pek uygun görmüyorlar da, hem laiklik
yandaşlarını karalamak hem de kavram kargaşası yaratmak için yeni deyimler
uyduruyorlar.
Bu kavramlardan biri de, numaracı
cumhuriyetçi cephenin harika çocuklarının ortaya çıkardıkları ''laikçilik''
tir.
Bu kavramın ne anlama geldiğini
açıklamıyorlar, açıklayamıyorlar.
Pazartesi günü bir gazetede çıkan
söyleşisinde, bir emekli büyükelçi, ''Laikçi cephe bizi Kuzey Kore yapmak,
dünyaya kapatmak istiyor'' diyordu.
****
Bu insanların ruh halinin irdelenmesini
bırakalım. Ama şu sorunun yanıtını bulmamız gerekmekte:
''Hangi iç ve dış etkenler bu akımı
destekleyip güçlendiriyor?''
Türkiye'de kayıtlı seçmenin yalnızca yüzde
25'inin oyuyla Meclis'te 2/3 çoğunluğu ele geçirmiş olan ve devlet erkini
rejimi değiştirmek için kullanarak sivil darbesini yürürlüğe koyan AKP, ulus
bilincini ve birimini ortadan kaldırmak, toplumu cemaatlere bölmek ve İslam
cumhuriyetine doğru yöneltmek için elinden geleni yaparken bu tür ulusal karşıtlarını
tabii ki candan destekliyor.
Onlar bunun ya
farkındalar ya da değiller. Ama yakın tarihi biraz
bilseler, bu oyunun sonunda kendilerini de yok edeceğini, İran örneğine bakarak
görebilirlerdi.
İran'da bir zamanlar tam Moskova güdümünde
olan TUDEH, Humeyni işbaşına gelince onu desteklemekte hiç beis görmemişti.
İran komünistlerinin önde gelenleri, başta Kianuri
olmak üzere, bu davranışlarının bedelini canlarıyla ödediler.
Ulusalcılığa çatan çevrelerin ulusal
kaynakların talan edilmesine, ulusal çıkarların ayaklar altına alınmasına hiç
karşı çıkmadıklarına da dikkatinizi çekerim.
Şimdi, herhangi bir ülkede emperyalizmin,
böylesi çevrelerden daha iyi bir işbirlikçisi olabileceğini düşünebilir
misiniz?
Biraz dikkatle bakınca, ulusal olan her şeye
küfreden sözde solcu aydın güruhun arkasında kimlerin olduğunu kolaylıkla
anlayabilirsiniz.