21/06/2006

YURTSEVERLİK AYIP OLURKEN...

Ali SİRMEN

 

Bir yılı biraz aşıyor, bir TV kanalının sohbetindeydik. Yakından tanıdığım ünlü kişi, konuşma sırası kendisine gelince, tüylerimi diken diken eden şu tümceyi söyledi:

- Ben milliyetçilikten korkarım, ama demokrasiden korkmam.

Milliyetçilik deyiminin bir zamanlar ülkemizdeki kullanımından dolayı böyle konuştuğunu düşündüm.

Söz sırası bana geldiğinde, ulus diye bir kavramın hâlâ var olduğunu, küreselleşen dünyaya karşın yine de bu kavramın tümden yok olmadığını, AB içindeki olayların da bunu doğruladığını söyledikten sonra, yurtseverliğin ayıp bir şey olmadığını, illa da şovenizm anlamına gelmediğini söyledim. Bir zamanlar solcu olan, o sırada da hâlâ öyle olduğunu ileri süren, şu anda da solda yeni bir parti oluşumu içinde bulunan arkadaşım hiç tınmadı, onun için ulusalcılık, ulusal çıkarları savunma, şovenizm hep aynı şeylerdi. O zamandan bu yana onun davranış biçimini benimseyenler artıyor. Artık ulusalcılık, yurtseverlik, ulusal çıkarlardan söz etmek ayıp olarak görülüyor kimi çevreler tarafından.

Eskiden, Türkiye'de, hele kırsal kesimde, biri birine kızdı mı, ''Gominist'' diye küfrederdi. Şimdi ise ulusalcı deniliyor ya da dudak büküp bıyık altından gülümseyerek ''Kemalist'' diye küçümseniyor.

****

Gazetelerde öyle yazılar yayımlanıyor ki, kızmak mı gerek, yoksa gülmek mi, karar veremiyorsunuz.

Biri en adi üslubuyla, Türkiye'de Latin Amerika'daki solcu liderlere duyulan hayranlığın ulusalcılıktan, otoriter rejim yanlılığından kaynaklandığını söyleyebiliyorlar.

Bu akımın doğal sonucu olarak da ulus birimini ve bilincini oluşturan bütün kavramlar küçümseniyor ve karalanıyor. Ulusun bilinci ve biriminin, demokrasinin onsuz olmazı olan laiklik de hedefteki kavramlar arasında yer alıyor.

Dünyadaki bütün demokrasilerin, Yunanistan hariç, laik olduğunu bilecek kadar mürekkep yalamış olanlar, son zamanlarda AİHM'nin verdiği kararlardan haberdar bulunanlar, çağdaş demokratik ülkelerde çıkarılmış yeni laiklik yasasını duymuş olanlar, kavram olarak laikliği karşılarına almayı pek uygun görmüyorlar da, hem laiklik yandaşlarını karalamak hem de kavram kargaşası yaratmak için yeni deyimler uyduruyorlar.

Bu kavramlardan biri de, numaracı cumhuriyetçi cephenin harika çocuklarının ortaya çıkardıkları ''laikçilik'' tir.

Bu kavramın ne anlama geldiğini açıklamıyorlar, açıklayamıyorlar.

Pazartesi günü bir gazetede çıkan söyleşisinde, bir emekli büyükelçi, ''Laikçi cephe bizi Kuzey Kore yapmak, dünyaya kapatmak istiyor'' diyordu.

****

Bu insanların ruh halinin irdelenmesini bırakalım. Ama şu sorunun yanıtını bulmamız gerekmekte:

''Hangi iç ve dış etkenler bu akımı destekleyip güçlendiriyor?''

Türkiye'de kayıtlı seçmenin yalnızca yüzde 25'inin oyuyla Meclis'te 2/3 çoğunluğu ele geçirmiş olan ve devlet erkini rejimi değiştirmek için kullanarak sivil darbesini yürürlüğe koyan AKP, ulus bilincini ve birimini ortadan kaldırmak, toplumu cemaatlere bölmek ve İslam cumhuriyetine doğru yöneltmek için elinden geleni yaparken bu tür ulusal karşıtlarını tabii ki candan destekliyor.

Onlar bunun ya farkındalar ya da değiller. Ama yakın tarihi biraz bilseler, bu oyunun sonunda kendilerini de yok edeceğini, İran örneğine bakarak görebilirlerdi.

İran'da bir zamanlar tam Moskova güdümünde olan TUDEH, Humeyni işbaşına gelince onu desteklemekte hiç beis görmemişti. İran komünistlerinin önde gelenleri, başta Kianuri olmak üzere, bu davranışlarının bedelini canlarıyla ödediler.

Ulusalcılığa çatan çevrelerin ulusal kaynakların talan edilmesine, ulusal çıkarların ayaklar altına alınmasına hiç karşı çıkmadıklarına da dikkatinizi çekerim.

Şimdi, herhangi bir ülkede emperyalizmin, böylesi çevrelerden daha iyi bir işbirlikçisi olabileceğini düşünebilir misiniz?

Biraz dikkatle bakınca, ulusal olan her şeye küfreden sözde solcu aydın güruhun arkasında kimlerin olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz.