26.02.2007

ASIL TEHLİKE

HİKMET BİLA

Propaganda kampanyalarının tozu dumanı kalkınca çıplak gerçek ortaya çıktı. Demek ki, demokratikleşme çabaları altına gizlenen, sapına kadar ayrılıkçı bir siyasal hareketmiş.

Bunu bilen biliyordu.

O hareketin planlayıcıları ve uygulayıcıları da biliyordu.

Bilmeyenler, başta eli kalem tutan safsalaklar olmak üzere, Güneydoğu'daki sorunun gerçekten bir insan hakları sorunu olduğuna inananlardı.

Tarih nedir, bilmiyorlardı. Strateji nedir, bilmiyorlardı. Hesap-kitap nedir, bilmiyorlardı. Sanıyorlardı ki, anadilde yayın, anadilde eğitim vesaire gerçekleşince, her şey güllük gülistanlık olacak, terör bitecek, ortada sorun morun kalmayacak. Yıllarca bu inançla kalemler motor gibi çalıştı. Yazılar yazıları, açıkoturumlar açıkoturumları izledi. Kimileri elbette, bütün bunların ayrılıkçılık yolundaki kilometre taşları olduğunun farkındaydı ama, çoğunluk hâlâ bindiği dalı kesmeye devam ediyordu.

Öyle bir an geldi ki, acınması gereken safsalaklık, tehlikeli bir propaganda aletine dönüştü.

'İntifada' girişimleri oldu, Türkiye suçlandı.

Silahlı saldırılar oldu, Türkiye suçlandı.

Terörle mücadele edildi, Türkiye suçlandı.

Haritalar dağıtıldı, Türkiye suçlandı.

Teröristlere yardım ve yataklık eden, para ve silah sağlayan yerli ve yabancı odaklar birer birer ortaya çıkarıldı, yine Türkiye suçlandı.

Ve iş geldi, ''Kerkük'e karşı yapılacak bir hareketi Diyarbakır'a yapılmış sayarız'' meydan okumasına kadar dayandı. Bazılarının, bu olayı da, insan hakları şablonuna uyduracak yetenekte olduklarına kuşku yok.

Aslında, belki böyle bir kılıf uydurmalarına da gerek yok. Çünkü amaçlarına ulaştılar. Hareketin birinci aşamasını başarıyla geçtiler. İkinci aşama için, başka kartlar, başka şablonlar gerekli. Birinci aşamadan geriye dönüş nasıl olsa, olanaksız.

Açıyorsunuz bir gazeteyi, 'Mersin'e dikkat' diye manşet atmış. Nedenmiş? Güneydoğu'dan çok göç alan bu kentte 'milliyetçi' oluşumlar tehlike yaratıyormuş. 'Milliyetçi oluşum' diye gösterilen örnek de, şu deli saçması silahlı, yeminli tören hikâyesi..

Şimdi, o gazeteye o manşeti atan arkadaşlar, o deli saçması olayın milliyetçilik olmadığını bilmiyorlar mı? Çok iyi biliyorlar. Ama 'milliyet' çilik değil, 'adliye' lik ya da 'tımarhane' lik bir olayı 'milliyetçi tehlike' diye sunmakta nedense sakınca görmüyorlar. Tıpkı Hrant Dink 'i öldüren çocuğun kişiliğinde bütün 'ulusalcı' lara katil damgası vurulması gibi...

Bu yaklaşımla, daha büyük tehlikelere yeşil ışık yaktıklarını görmüyorlar mı? Yoksa bunu bilinçli mi yapıyorlar? Halkı birbirine düşürmenin kime ne yararı var, kendilerine sormuyorlar mı?

Sanırım bu arkadaşlar, ya sayı saymasını bilmiyorlar ya da milliyetçi dalga görmemişler.